KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN

Sırat Köprüsü’nden geçmeye derler:
Yollar ” kıldan ince, kılıçtan keskin”.
Sürat törpüsündeyiz, ne bilirler?
Ömür “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

Tüm canlar marazi, tutmuyor kazak.
Tartmıyor terazi, ölçüler uzak.
Mayınlı arazi, her yerde tuzak.
Faklar “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

Nâralıydı diller, duyamadım ben.
Karalıydı eller, uyamadım ben.
Yaralıydı güller, hep yamadım ben.
İzler “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

“Git” denince gidilmeyen yerler var.
“Bit” denince bitirilmeyenler var.
“Yit” denince yitmeyen bir şeyler var.
Emir “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

Nedir, bilir misiniz “hüzün çökmek”,
“Kale”min sırrını içinden sökmek?
Öyle kolay değil, kâğıda dökmek!
Esrar “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

Yaza yaza bitmez elemi “dil”in,
Yazdıkça açılır ucu kalemin,
Sivridir, batar tenine birinin.
Sözler “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

Nevşehrî, durmadan yazsan ne yazar!
Kalem, hem can acıtır, yara açar
Hem de rûha şifâdır, yara sarar.
Zıtlar “kıldan ince, kılıçtan keskin”.

 Hamiyet Su Kopartan ✍️
     16.03.2022
          05.02

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: