Şehir insanının gözlerine bakmak… Köy insanı… Biliyor musunuz, düşünürken yazmanın bir kötülüğü de bu işte. Beşinci bölümde konuştuklarımız, önceki bölümlerden birkaç nokta… Düşünüyorum da -kalemimin yine aynı paradoksa girmesine müsade ederek- henüz üzerinden birkaç gün geçmiş olmasına rağmen, aynı şeyleri şimdi daha başka bir açıdan düşünüyorum.

Değişiyor işte insan… Zira kimin gözlerine baksam aynı ve farklı; samimi ve biraz tedirgin hatta korkakça ve epeyce hazin ve illaki ölürce ama hayat dolu. Ayna. Bakan göz, kendini seyrederse muhatabın irisinde, adım adım renksizleşir yahut neşelenir anlamlar. O halde nasıl söyleyebilir bir insan diğerine “senin gözlerinde gördüklerim…” Ne gördüm, ne görüyorsunuz sizler? Öyle zannettiklerimizle yargıladığımız kimse-ler?

Aah öyle berbat bir zaman ki bu. İçerideyim. Gardiyan kesildi penceremden defterime jop sallayan ay ışığı. Canın yansa bile nasıl ağlayasın bu saatten sonra. Acı sana alışmış sen efkâra. Sen göğe sırıtırsın, karanlık sana, mayhoş bir huzur-hüzün tadı kalır damağında, hafif sitemkâr ama affedici. Göğe düşman olmakla kim kazanmış savaşı? Yaşını yine rüzgârı eser siler, yaşını yine gecesi-günü-devranı döner verir. Ömür işte, aldığın nefesi bil.

Vazgeçip bırakmak ne kadar kolaymış meğer, hep kolaya kaçarmışım. Öyle bir gidesim var ki yine… Fakat sözümü çiğneyemem. Kovulana dek kalacağım. Ya kendimi kovarsam bir gün? Yine mi? Bu kez ne yapacağım?

Sıkışmış hissediyorum. Yapabildiklerim, yapmak istediklerim, yapmam gerekenler ve yapmam istenenler arasındaki bir hapishanede. Cezaevi değil, sadece hapsolmuşum gibi çünkü bu his, artık, suçluymuşum gibi değil. Karar versem bir şeye kim kalır, kim gider, kimin umurunda! Ben kalır mıyım ortada, onu bile bilmezken… Kalmasam ne olur, şart mı olmam?

Belki isteyip durduğum “gitmek” böylesi bir şeydir. Kalmamam, olmam gerektir belki. Zor.

Dolunayın kapkara gözlerinde gündüzden kalan birkaç damla aydınlık görüyorum. Biliyorum, sabah olduğunda güneşin gözlerine bakacağım uzun uzun. Göreceklerim, geceden kalma bir avuç kara lekeden ibaret olacak. Kime mükemmel diyebilirsin sadece gözlerine bakarak kime kusur küpü?! İnsan bu, değişir insandan insana. İnsan bu, değişir. Şimdi başka anlar sonra başka. Böyle böyle öğrenmedi mi zaten hep, mesafeyi?

Tramvay durağı! Penceremin hemen karşısındasın. Yolcusuz… Mesafemiz, benim şu banklarda oturan insanlara baktığımda gördüğümü sandığım kadar. Uzak. Çok uzağız.

Reklamlar

By FATMA ZEHRA AKYİĞİT

1995 Osmaniye/Kadirli doğumlu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat ön lisans mezunu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Bişnev Dergi'de yönetici/sosyal medya ve reklam sorumlusu/tasarımcı/editör/yazar/şair/çizer. Muhtelif dergilerde yazar/şair. GÖKYÜZÜ TOPRAK KOKAR isimli eserini yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: