Gül nasıl sevilir?

İncitmeden okşar, koklarsınız salâvat okuyarak. İncinmesin yaprağı, dikenleri bile incinmesin; bakışlarınıza tefekkür doldurup sevgiyle dualar edersiniz, onun rengini vereni cc anarken, sevdikleriniz için. Gül, Habibullah’ı temsil eder her şiirde. O sav Güzelin, hatrı için, Ümmet-i Muhammed’i bir kere daha seversiniz sefasıyla ve cefasıyla, affedersiniz kırgınlıklarınızı ve öfkelerinizi unutarak fakat Allah için sevmelerinizi daha da derinlerdeki bir mahzene kazıyarak…

Zordur gülü sevmek. Güzel fakat zordur. Ne sarılabilirsiniz sımsıkı ne de… Gül, incitmez incitmeyeni, gül incitmez incinmeyeni, gül incinmez incitenden fakat gayretullaha dokunur Yâr incinir. Gül, kendisinden yana incinen bir cana kıyamaz, ondan daha çok kendisi incinir…

Tramvay durağının önünden geçerken, eski defterlerimi okumak ve fakültenin bahçesindeki gülleri koklamak için gidiyordum bugün, kulağımda annemin bulaşık yıkarken söylediği bir ilahiyle “ben seninle daha mutluyum Ya Rab!”.

Durakta artık hangi tramvaya bineceğini bilerek sükûnetini ve duruşunu muhafaza eden, şehrin insanları var. Hiç de bir yerlere yetişmeye çalışır gibi telaşlı ya da gelmek bilmeyen bir tramvayı bekler gibi bir halleri yok eskisi gibi. Yeni bir tabela asılmış turnikelerin üstüne, hangi tramvayın ne zaman geleceği yazılı üzerinde. Eskisi gibi olmayan bir şeyler, bazı yolcular için yeni şeylere yol aralamış gibi görünüyor. İyi görünüyor. İyi olsun. Bu güzel. Hep eskileri yad eder dururum oysa ben, kolay kolay geçmez izlerim, gizlerim genelde şimdilerimin giriş ve son cümlesidir. Bu aralar yitik kelimelerim, ayrı mesele…

Ben, yürümeyi severim. Öyle uzaktan baktım tramvay durağına; tramvay duraklarını, tramvayları, yolcuları severim. Kendi yoluma doğru ilerlerken, gülümsedim. Ne kadar güzeldi yolcular, yollar, raylar, raylar da yoldu nihayetinde, hep bir menzili vardı her bir yolcunun ki O’ydu cc. Yolcuların kimi farkında kimi değildi.

Ben? Farkında mıydım, mütemadiyen değişiyordu insan zaman ve mekân, hep ölüme işliyordu mekânlarda zamanı insan; nazenin bir nakkaş gibi. Ya ben? Her adımda kalbime ilmek ilmek ne dokuyordum böyle? “Ben Seninle daha mutluyum Ya Rab!” Gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü dudaklarımdaki huzurlu tebessüme doğru. İmtihan, imtihandı hepsi. Ya Baki Entel Baki’nin fragmanı gibi, hep Allah’a olan iştiyakımızdan, dünyanın günden güne daha da gurbetleşiyor olmasıydı. Özlemlerin sevdalara daha da dahil olmasıyla gözlerdeki ve dudaklardaki hüzünlü ve neşeli aminler, firakı ve vuslatı aynı anda yaşıyordu. Ve bunu anlamıyordu kimsecikler, içimizde kalıyordu çoğu şey. Bir şikâyetimiz de yoktu zira ne eylerse Mevlam eyliyor, güzel eyliyordu.

Gül sevmek güzel, zor ama güzel. İncitmeden, incinmeden mevsimlerin gelişi ve usulca çekilişi gözlerimizden, çiçeklerin açışı ve soluşu ferlerinden, güzel. İnsanız, yoldayız, yolcuların gelişi ve gidişi vakti gelince vazifesini tamamlayıp, güzel. Yaşamak debelendikçe içimizde ölmeye, fakat ölmeden önce, adım atmak, güzel. Allah için sevmek Gül’ü sav ve Gül’den ötürü ümmet-i Muhammed’i, güzel…

Reklamlar

By FATMA ZEHRA AKYİĞİT

1995 Osmaniye/Kadirli doğumlu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat ön lisans mezunu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Bişnev Dergi'de yönetici/sosyal medya ve reklam sorumlusu/tasarımcı/editör/yazar/şair/çizer. Muhtelif dergilerde yazar/şair. GÖKYÜZÜ TOPRAK KOKAR isimli eserini yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: