Aşkım ŞANLIOĞLU

Editör: Simge Armutçu-Barış Çokaz

 1. Giriş

Bu makalenin amacı M.Ö. 4. yüzyılda yeni düşünceler ortaya atarak gençleri yoldan çıkarmakla, yani gençlerin ahlakını bozmakla ve Atina’nın tanrılarını tanımayarak onların yerine yeni tanrılar getirmekle suçlanan ve bu suçlamalardan dolayı da ölüm cezasına çarptırılan Sokrates’ in ölümünü yeniden gündeme getirip tartışmaya açmaktır. Bu bağlamda şu sorulara cevap verilmeye çalışılacaktır: Sokrates’ i suçlayan kim ya da kimlerdi ve Sokrates ne ile suçlanmaktaydı? Ayrıca Atina gibi demokrasiyle yönetilen ve konuşma özgürlüğüyle meşhur bir kentte Atina jürisi Sokrates gibi bir filozof için nasıl ölüm cezası kararı vermişti? Ben Atina jürisinin verdiği kararın Sokrates gibi Atina polisine yürekten bağlı olan ve yurtsever bir filozofa yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu düşündüğüm için Sokrates’e yöneltilen suçlamalar hususunda Sokrates’in suçsuz olduğunu elimden geldiğince savunmaya ve bu hususta kanıtlar sunmaya çalışacağım.

2.Atina’da Yargı Teşkilatının Yapısı

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu davanın anlatımı iki kişinin tanıklığına dayanmaktadır. Bunların birincisi Sokrates’ in öğrencisi olan Platon, diğeri ise Sokrates’in arkadaşı olan Ksenophon’dur. Elimizde bulunan bu iki kaynaktan ikincisi, yani tarihçi Ksenophon felsefi yeteneği az bir insan olup Sokrates’in düşüncelerini tam olarak kavrayabilecek ve verebilecek durumda değildi (Mansel,1984:345).

Yargılama sırasında Ksenophon Atina’da değildi. Kendi dediğine göre Ksenophon söz konusu muhasebesini Sokrates’in en yakın şakirtlerinden biri olan Hermogenes’in sonradan anlattıklarına dayandırmıştı. (Stone,2010:252) Bu yüzden çok da güvenilir bir anlatıcı değildir. Dolayısıyla Sokrates davasını Platon’un tanıklığına dayanacak şekilde aktarmak daha doğru olacaktır. Yargılama M.Ö. 399 yılının ilkbaharında meydana geldi. Sokrates yargılandığında 70 yaşındaydı. Hasımları tarafından Atina gençliğinin aklını çelmek ve Atina’nın tanrılarına inanmayıp yeni tanrılar uydurduğu gerekçesiyle kendisine dava açıldı. Sokrates’in iddia ettiğine göre “Meletos ozanların, Anytos el işçileriyle siyasal adamlarının, Lycon’ da söylevcilerin” adına suçlamada bulunmuştu (Eflatun,1971:6) ve M.Ö. 399 yılında 501 kişiden oluşan Atina jürisi Sokrates’i suçlu buldu. Sokrates yargılanarak ölüm cezasına hüküm giydi. Bu üç davacının kendi aralarında herhangi bir hazırlık yapıp yapmadığını tam olarak bilmiyoruz. Ama Atina yasalarına göre dava için davacılardan birinin Arkhon’a başvurması gerekiyordu. Tam da bu noktada dava ve yargılama sürecinin nasıl işlediğinin aydınlatılabilmesi için Atina şehrinin o dönemdeki yargı teşkilatının yapısını yakından incelemek gerekir.

Athenai’ın yargılama teşkilatı oldukça karışıktı. Athenai’ın yargı organları; Arkhonların toplanmasıyla kurulan Aeropagos mahkemesi ile Heliaia adı verilen halk mahkemesiydi (Anıl,1990:38-39). Aeropagos mahkemesi en ağır suçları yargılamakla görevli erdemli ve bilgin kişilerden oluşan bir mahkemeydi. Halk mahkemesi ise diğer bütün davalarda yetkili bulunuyordu. Bu mahkeme gönüllü olarak başvuran altı bin Athenailı tarafından kurulurdu. Ancak bu altı bin kişinin hepsi tek mahkeme halinde çalışmaz fakat her biri ortalama 501 yargıçtan kurulu, on ayrı halk mahkemesi teşkil edecek şekilde, kura usulü ile ayrı mahkemelere dağılırlardı. Ayrıca her gün mutlaka on mahkeme kurmak zorunluluğu da yoktu. Sonra Heliaia’nın yargıç adedi de kesin olarak tespit edilmemişti. Bazen bir Heliast mahkemesi göreceği dava önemsiz olduğu zaman 201 yargıçla toplanabileceği gibi; bazen de önemli davalarda yargıç sayısı 1501’ e kadar çıkarılabiliyordu.

Bir Heliaia mahkemesinde dava şöyle görülürdü: Davacı önce; açacağı davanın nev’ine göre, o işlerle ilgili arkhon’a başvururdu. Kendisine başvurulan memur ise davacının ve davalının iddia ve savunmalarını ve gösterdikleri tanıkların ifadelerini yazıp yeminlerini alıyordu. Böylece hazırlık safhası biten dava Arkhon tarafından Heliaia’ya yollanıyordu. Hazırlık safhası tamamlanmış olan dava, yargılamanın yapılacağı günün sabahı çekilecek kura üzerine, on mahkemeden hangisine düşerse, o Heliastlar mahkemesinde görülüyordu. Yargıçları tespit olunmuş bulunan mahkemede önce gerekli kurban ve dua törenleri yapıldıktan sonra bir haberci hazırlık safhasında tespit edilmiş bulunan iddia ve savunmayı okuyor, sonra davacı ve davalıya söz veriliyordu. Her iki taraf da yasaların koyduğu su saati ile ölçülen süre içinde serbestçe konuşuyordu. Duruşmanın bitimi üzerine de yargıçlar ellerindeki ‘Evet’ ve ‘Hayır’ anlamındaki markalarından birini mahkeme başkanı olan memurun önündeki çömleklere atarak kararlarını bildiriyorlardı. Davanın o gün akşama  kadar mutlaka karara bağlanması zorunluydu (Anıl,1990:39-40).

3.Dava Süreci

Yasa gereği dava için davacılardan birinin Arkhon’a başvurması gerektiği için Sokrates’e dava açan üç isim arasından Meletos yasa gereği Arkhon’a başvurdu.

Meletos, aslında Sokrates’i suçlayan tek kişi değildir. Resmi davacı olarak o gözükmektedir, hukuki işlemleri de yerine getiren odur. Ancak Sokrates’ in cezalandırılmasını ya da Atina’ dan ayrılmasını isteyen başkaları da vardı. Bunlardan biri varlıklı bir demokrat olan Anytos’ tur. Bu davanın arkasında olan üçüncü kişi Lycon’ dur. Lycon hakkında pek fazla bir şey bilmiyoruz. Sadece Sokrates’ in savunmasında ona hitaben kullandığı bir tanımla “profesyonel bir hatip” olduğunu öğreniyoruz. (Zabcı,2019:4-5) Böylece tarihteki en kadim dava başlamış oldu. Davanın hazırlık soruşturması, kısa ve basit bir usulün yerine getirilmesinden ibaretti. Onun için; Arkhon, davacının iddialarını, huzura çağırılan Sokrates’in savunmasını ve her iki tarafın ifadelerini bir tutanakla tespit ederek her birine yemin ettirdikten sonra; bütün bu tutanakları madeni bir kabın içine koyup mühürleyince; davanın hazırlık safhası bitmiş oldu (Anıl, 1990:78).

Arkhon iddianameyi şu şekilde yazdı:

“Pithos kasabasından Meletos oğlu Meletos, Alopekeli Sophroniskos oğlu Sokrates’ i sitenin inandığı tanrılara inanmamakla ve üstelik tanrı diye yeni periler ileri sürmekle suçlamaktadır. Son olarak onu gençleri baştan çıkarmak, onların akıllarını çelmekle de suçlamaktadır. Bunların cezası ölümdür.”

(Tiryakioğlu,1963:15)

Peki, M.Ö. 399 yılının ilkbaharında Sokrates’e yöneltilen dinsizlik suçlamasının arka planında ne vardı? 

Dinsizlik suçlaması en genel anlamıyla içinde yaşanılan toplumun tanrı veya tanrılarını yok sayma, toplumun kabul ettiği tanrılardan farklı bir tanrı anlayışını kabul etme şeklinde ifade edilebilir. Birçok toplumda dinsizlik bir suç olarak kabul edilmiş ve dinsizlik suçuyla itham edilen kişiler çeşitli işkencelere maruz kalmış veya çoğunlukla bu suçlama o kişilerin öldürülmesine neden olmuştur. Çünkü din dediğimiz olgu insanlık tarihi kadar eski ve insanlık tarihine hakim olmuş bir olgudur.  Neredeyse her toplumda olduğu gibi Atina toplumunda da dinsizlik bir suç olarak görülmüştür.

Eski Yunan düşüncesinde dinsizlik suçlaması deyince genel anlamda ilk akla gelen şeyin halk arasında yerleşik, mitsel tanrılara karşı çıkarak, antromorfist düşüncenin karşıtı düşünce geliştirerek tanrıtanımazlığa yol açmak, tanrıtanımaz olmak demektir. Tanrıtanımaz suçlamasını yeni tanrılar edinmek ve hâkim dini yapının ritüellerini yadsımak takip etmiştir (Akyüz, 2016:236).

Yunanlıların inanışlarına göre dünyayı yöneten 12 tane tanrı vardı. Bu tanrıların en üstünü Zeus olarak kabul edilmekteydi. Çünkü Yunanlılar için Zeus hem yeryüzünün hem de gökyüzünün tanrısıydı. Sokrates’e Atina’nın tanrılarına inanmadığı ve yeni tanrılar uydurduğu gerekçesiyle dava açılmıştır. Çünkü Atinalılara göre  Sokrates’in sözleri ve eylemleri Zeus’u inkar edecek türdendi. Ben ise Sokrates’e yöneltilen bu  suçlamanın sağlam bir temelinin olmadığını ortaya koymaya çalışacağım. Ancak öncelikle dini bir suçlamayı siyasi bir suçlamadan ayırmanın olanaksız olduğunu söylemekle işe başlamak istiyorum. Çünkü Yunan dini ve siyaset arasında sıkı bir bağ vardı. “Mesela Atina Meclisi’nin bir toplantısı domuz yavrusu kurban edilen bir ritüelle başlıyor, Pnyx tepesindeki toplantı mekânı törenler eşliğinde domuz kanıyla yıkanıyordu.” (Cartledge,2013:101) Dolayısıyla Sokrates’e yöneltilen dinsizlik suçlaması bir anlamda siyasi bir suçlamaydı. “Sokrates’in davası bir dinsizlik, tanrıları tanımazlık davasıdır. Muhakkak ki politik bir niteliği vardır. Çünkü dinsizlik eski Atina’ da ihanet kadar önemli bir  “Devlet aleyhine işlenmiş suç” sayılmaktaydı.” (Tiryakioğlu,1963:8) Peki, Meletos, “Sokrates’in şehrin tanrılarını tanımadığı ve yeni tanrılar uydurduğu” iddiasını neye dayandırıyordu? Nihayet yargılamanın yapılacağı gün gelip çatmıştı.

Sabahın alacalığında, mahkeme alanı yüzlerce insanla dolmuştu. Altı bin gönüllü yurttaş içinden kur’ a ile seçilen yargıçları yavaş yavaş belli oluyordu. Sokrates’in davasına bakacak 501 yurttaş, ellerinde görevlerini belirten renkli sopaları ve kanılarını bildirecekleri, bakırdan yapılmış oy markalarıyla, kendilerini halk kalabalığından ayıran parmaklıkların arkasındaki yerlerini aldılar. Athenai halkının ve Beşyüzler senatosunun kanun ve nizamlarına uygun bir şekilde rey vereceğim; mevzuatın sakit olduğu hallerde doğru olanı yapacağım, korku veya nüfuza kapılmayacağım; yalnız mahkemenin tetkikine arz edilmiş olan meseleler hakkında rey vereceğim; davacıyı veya dava edileni, müştekiyi ve müdafii dikkatle dinleyeceğim; Zeus hakkı için, Apollon hakkı için, Demeter hakkı için yemin ederim. Yeminimi tutarsam çok yaşayayım, tutmazsam bana ve aileme lanet olsun” şeklindeki yeminlerini eda etmişlerdi. (Anıl, 1990:79) ve tanrılar için yapılan duadan sonra artık duruşmaya geçmenin vakti gelmişti. Duruşma daha önceden Arkhon tarafından yazılmış olan iddianamenin dile getirilmesiyle başladı. Daha sonra  davacılara söz hakkı verildi. Davacılardan ilk olarak baş suçlayıcı Meletos konuştu. Daha sonra Anytos, Sokrates’in gençler üzerinde yapmış olduğu zararlı etkiler üzerine konuştu. Çünkü Anytos oğlunu derici yapmak istiyordu ama Sokrates bu genç delikanlıya bilgeliğe yönelmesini öğütlediği için Anytos, oğlunun ruhsal dengesinin bozulmasının ve kendisini içkiye vurmasının nedeni olarak Sokrates’i görüyordu. Bu yüzden suçlamasını bu yönde yaptı. Lycon ise hem Meletos’ un hem de Anytos’un söylediklerini daha da kuvvetlendirmek için uğraşlar verdi. Bu üç davacı kendilerine ayrılmış sürenin sonuna kadar bütün iddialarını ortaya koyup kendilerince deliller sunmaya çalıştılar. Artık konuşma sırası Sokrates’e gelmişti. “Başkan, Sokrates’i çağırdı. Su saatini kontrol eden üye, saatin suyunu yenilerken; bütün hayatının baştan başa bir savunma olduğunu söyleyen ihtiyar filozof, yetmiş yaşının bütün ağırlığıyla konuşma yerine doğru ilerledi.” (Anıl, 1990:80)

Sokrates ilk defa yargıç karşısında bulunmasından dolayı yargıçların kendileriyle alıştıkları şekilde konuşamayacağı için özür dilemekle başladı. Ardından şunu söyledi.

“Söyleyiş iyi ya da kötü olmuş, ne çıkar bundan? Siz yalnız benim doğru söyleyip söylemediğime bakın, asıl buna önem verin. Bir yargıcın değeri, ortamı buna dayanır çünkü; söylevcininki de doğruyu demeye” (Eflatun,1971:10-11) dedi ve devam eden süreçte su saatinden dökülen her su damlasının hakkını vermeye çalıştı dürüst ve cesur yurttaş. Sokrates öncelikle kendisine eskiden beri yöneltilmiş olan suçlamaları yanıtlamayı daha sonra da bu yeni suçlamaları yanıtlamayı uygun bulmuştu. Sokrates’e eskiden beri gelen suçlamalar Sokrates’in yeraltında ve gökyüzünde olup bitenleri araştırdığı, eğriyi doğru olarak gösterdiği ve başkalarını da kendisi gibi olmayı öğrettiği yönündeki suçlamalardı. “Oysa ki o, bu suçlamaları haklı gösterecek hiçbir davranışta bulunmuş değildi. Bu ismini bile bilmediği, tanımadığı, görmediği birtakım adamlar tarafından uydurulmuş dedikodulardan ibaretti. Kendisinin bu işlerle uğraşmadığına herkes tanıklık edebilirdi.”

(Anıl, 1990:81)

“İçinizde benim bu sorunlar üstüne şimdiye değin tek söz söylediğimi bilen varsa, söylesin buradakilere…” diye seslendi Sokrates (Eflatun,1971:13). Zaten Sokrates’in ne yerin altındakilerle ne de üstündekilerle uğraşacak insanlara eğriyi doğru olarak gösterecek bir bilgisi söz konusu değildi. Bütün bu olay aslında Delphoi’deki tanrı sözcüsünün Sokrates’in çocukluk arkadaşı olan Khairephon’a en bilgili insanın Sokrates olduğunu söylemesinden ortaya çıkmıştı. Çünkü Sokrates bu sözü duyunca Tanrı’nın sözlerindeki gizli anlamı merak etmiş bu yüzden de Tanrı sözcüsünün söylediğinin doğruluğunu araştırmaya başlamıştı.

“Kimlere başvurmadım, nereleri dolaşmadım, onca didinip çabalamalarımın sonunda, Tanrı’nın sözünü çürütemedim” (Eflatun,1971:19). Sokrates muhabbet ettiği kişilerin aslında hiçbir şey bilmediğini ancak bildiklerini zannettiklerinin farkına vardı. Kendisi ise hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı. O yüzden en bilge kişiydi. Bu soruşturmalar sonucunda Tanrı’nın sözündeki saklı anlamı bulmuştu.

Düşman kazanmasının, iftiraya uğramasının, adının kötüye çıkmasının sebebi de buydu. Çünkü sorularıyla bilgisizliğini ortaya çıkardığı her insan ona düşman oluyordu. İşin kötüsü, onun bu davranışı etrafını saran gençlerin de hoşuna gidiyor, onlar da kendisini taklit ediyorlar; bilge geçinenleri onlar sınayıp cahilliklerini ortaya koyuyorlardı. İşte bunun için de kendisine, gençleri bozma, onları baştan çıkarma suçu yükletilmişti. Bu durum karşısında eski suçlamalar için söylenecek tek şey vardı; o da bu suçlamaların birer yalan ve iftiradan ibaret olduğuydu (Anıl,1990:82). Sokrates bu eski suçlamaların aslında bir temelinin olmadığını kanıtlayacak kadar söz söyledikten sonra kendisine yöneltilen yeni suçlamaları çürütmek için konuşmaya başladı. Ona yöneltilen yeni suçlamalar gençlerin aklını çelip onları doğru yoldan ayırmak ve şehrin tanrılarına inanmayıp yeni tanrılar ortaya koymak yönündeki suçlamalardı. Sokrates baş suçlayıcı Meletos’u yanına çağırarak başladı söze.

Sokrates Meletos’a ilk olarak şu soruyu sorar: “Sen beni devletin Tanrılarına boş verip, başka Tanrılara inanmakla mı suçluyorsun? Yoksa Tanrılara büsbütün inanmayıp, bunu başkalarına da aşılamakla mı?

Meletos bu soruya şöyle cevap verir.

“Evet, ben senin hiçbir Tanrıya inanmadığını ileri sürüyorum”

Sokrates bu cevaptan sonra şu sözleri söyler:

“Şaşılacak şey! Peki, nerden çıkarıyorsun bunu Meletos? Sence ben, herkes gibi güneşi ya da ayı Tanrı saymıyorum muyum?

Meletos şu cevabı verir:

“Zeus bilir ya! Saymıyor yargıçlar; çünkü güneşin taştan ayın da topraktan olduğunu ileri sürüyor.” (Eflatun,1971:29)

Sokrates bu cevaba çok sevinir; mahkemeye Meletos’un ne denli aymaz bir cahil olduğunu gösterme fırsatı yakalamıştır çünkü. Sokrates sorar:

“Sayın Meletos, böylece Anaksagoras’ ıda suçladığının ve buradaki beyefendilerin (yani hakimlerin) Anaksagoras’ın kitaplarının bu tür ifadelerle dolu olduğunu bilemeyecek kadar kültürsüz olduklarını ima ettiğinizin ve bu sebeple onları aşağıladığınızın farkında mısınız? Güneş ve Ay hakkında din dışı şeyler öğretip ifsat etmekle suçlandığım gençler, Anaksagoras’ın kitaplarını Orkestra’ da bir drahmiye satın alabilir.”

(Stone, 2010:340)

Dolayısıyla Sokrates Meletos’un iddialarının ne kadar tutarsız ve mantıksız olduğunu ortaya koymuştur.

“Tanrılık işlerle uğraşan Sokrates’in Tanrı’yı tanımamasının, gençlerle beraber yaşama zorunda olduğu sürece de gençleri bilerek baştan çıkarmasının mümkün olmayacağını kabul ettirdi. Bütün bu davanın sonuç itibariyle; iftira ve çekememezlik üzerine kurulduğunu muhteşem bir mantıkla ortaya koydu.”

(Anıl, 1990:82)

Sokrates birkaç şey daha söyledikten sonra, “Davamı size ve Tanrı’ya bırakıyorum.” dedi. Zaten su saati Sokrates’e ayrılan konuşma süresinin dolduğunu haber veriyordu. Artık yargıçlar Sokrates’in suçlu olup olmadığına karar verecek ve böylece duruşmanın ilk aşaması bitmiş olacaktı. Çünkü “Sokrates’in yargılandığı mahkeme tipi prosedürde iki bölüme ayrılıyordu. Birincisinde davalının suçlu ya da masum olduğuna karar veriliyordu. İkincisinde eğer çoğunluk oylamayla suçlu olduğuna karar verirse savcı ile davalı mahkûmun cezasının niteliği ile ilgili konuşuyordu.” (Cartledge,2008:112)

“Görevli memur her iki tarafa, tanıkların ifadelerine bir diyecekleri olup olmadığını sorduktan sonra, “Delikli rey pusulaları önce konuşan, dolu rey pusulaları sonradan konuşan içindir” diye bağırarak yargıçları oylarını vermeye çağırdı. Oy verme işi fazla uzamadı. Oy sayıcılar büyük bir alışkanlıkla oyları çömleklerden çıkarıp saydılar. Sonra bir memur oyları yüksek sesle açıkladı. Davacılar 281 oy, Sokrates ise 220 oy almışlardı. Bu ise Sokrates’in suçluluğu anlamına geliyordu.”

(Anıl, 1990:84)

Duruşmanın birinci aşaması böylelikle bitmiş, artık ikinci aşamaya geçilmesi gerekiyordu. Duruşmanın ikinci aşamasında Sokrates’in yargılandığı mahkeme tipi gereği Sokrates’e verilecek olan cezanın niteliği hakkında konuşulmalıydı. Yani davacı taraf Sokrates için bir ceza önerecekti. Sokrates de kendisi için bir ceza önerecekti. Mahkemedeki yargıçlar da bu önerilen cezalardan birini kabul edecekti. Kendisini suçlayanlar Sokrates’in ölüm cezasına çarptırılmasını istiyorlardı. Sokrates ise cezadan ziyade mükafat istiyordu. Çünkü kendisi yaşamı boyunca Atina devletinin iyiliği için çalışmıştı. Bu yüzden böyle bir adama verilecek en iyi şey onu Prytaneion’da beslemekti. Fakir bir yaşam sürdüğü için 1 Mina ödeyebileceğini söyledi. Sürgün cezası istemesi de tuhaf olacaktı. Çünkü kendi şehrinde bile suçlanan bir adam sürgün cezasını nasıl isteyebilirdi ki? Ancak daha sonra arkadaşlarının kefil olması sebebiyle 30 Mina para cezası önerdi. Sokrates’in de sözleri bitince Beşyüzler Meclis’ inde tekrar oylama yapıldı. Ama bu defa sonuç daha kötüydü. “Sokrates bu defa; 361 oyla ölüme mahkûm edildi. Athenai yasalarına göre suçlunun bundan sonra söz söyleme hakkı yoktu. Usule göre bu oylamadan sonra, mahkeme bitmiş oluyordu.” (Anıl,1990:85) Duruşma bitmişti artık ama Sokrates birkaç şey söylemek isteyince buna karşı gelmediler. “Ayrılmak zamanı geldi artık, yolumuza gidelim: Ben ölmeye, sizler de yaşamaya. Hangisi daha iyi? Tanrı’dan başka kimse bilmez bunu” dedi ve oradan ayrıldı (Eflatun,1971:63).               

Atinalılarda infaz işleriyle uğraşanlar Onbirler adı verilen memurlardı. “Sokrates kararın verildiği günün akşamı, Onbirler tarafından tutuklandı.” (Anıl, 1990:86) Ama Sokrates’in davasından bir gün önce Atinalılarca kutsal sayılan Delos’a Tanrı Apollon için gemi gönderilmişti. Ve bu gemi Atina’ ya geri dönene kadar Atina  şehrini  infazla kirletmek yasak olduğundan Sokrates’in  idamı hemen gerçekleşmedi. 1 aydan fazla hapiste bekledi. Delos’a giden gemi geldikten bir gün sonra Sokrates’e idam edileceğinin haberi verildi. Sokrates devletten zehir satın alıp yaşamına son verdi. Aslında Sokrates Savunma’da kendisine yöneltilen suçlamalara akılcı ve mantıklı gerekçeler sunmuştu ancak yine de Atina devleti tarafından ölüme mahkûm edilmiştir. “Atina Sokrates’i suçladığında kendi kendini inkar etmiş oluyordu. Sokrates’in yargılanmasıyla ilgili paradoksal ve ayıp durum, konuşma özgürlüğüyle meşhur bir şehrin söz konusu özgürlüğü kullanmaktan başka suçu olmayan bir filozofu suçlamış olmasıydı.” (Stone,2010:273). Ayrıca suçlamanın özgül iki boyutu aynı ölçüde belirsizlik maluldür. Şehre karşı belirgin bir suç eylemi gündeme getirilmemektedir. Suçlamalar Sokrates’in öğreti ve inançlarına yöneliktir. Ne suçlama metninde ne de mahkeme süresinde şehrin tanrılarına karşı aşikar herhangi bir tertip teşebbüsü zikredilmemektedir. Sokrates yapmış olduğu herhangi bir şeyden dolayı değil de söylemiş olduğu şeylerden dolayı yargılanmıştır (Stone,2010:275).

Ayrıca Atina devletinde suçların kanuni tanımı muğlak bırakılıyordu. Bu açıdan baktığımızda suçların bile kanuni tanımı yokken bu suçlara verilen cezaların ne kadar doğru cezalar olduğu da tartışmaya açık bir konudur.  “İddia makamı adına davanın en zayıf tarafı şudur: Şehrin genel olarak benimsediği dini ya da şehrin siyasi kurumlarını korumaya matuf herhangi özgül bir yasanın Sokratesçe çiğnendiği söz konusu edilmemektedir. Davanın bu boyutu gerçekten hayret vericidir. Zira M.Ö. dördüncü yüzyılda Atina adli  hitabetine ait zengin literatürde suçlamaların gündeme getirildiği yasa metinleri de bulunmaktadır. Lysias, Demosthenes ve diğer ‘’hukukçu’’ların davalı ya da davacı taraflar için yazdıkları ve bizim de iktibas ettiğimiz davalar buna örnektir.’’ (Stone,2010:340). Sokrates, Heliast mahkemesi tarafından yargılandı ancak Atina’da Aeropagos adında erdemli ve bilgin kişilerden oluşan, en ağır suçları yargılamakla yükümlü bir mahkeme daha vardı. Eğer Atina devleti için dinsizlik suçlaması gerçekten de önemli bir suçlama ise bu davanın Aeropagos mahkemesinde sürdürülmesi gerekmez miydi?  Çünkü, “Heliast’lar Aeropagos’tan daha aşağı idiler.” (Tiryakioğlu,1963 :11) Belki de Sokrates’in haklı çıkacağından korkuyorlardı. Bunu ancak Tanrı bilir…

“Bu mahkeme gayet sert olan kararlarını büyük bir nisfet ve adalet duygusuyla vermekteydi. Anayasanın koruyuculuğu ve kanunların bekçiliği rolünü oynamaktaydı.’’ (Tiryakioğlu,1963:8) Eğer Sokrates gerçekten Atina devletinin herhangi bir yasasını ihlal etmiş ise kanunların bekçiliği rolünü oynayan bu mahkeme tarafından yargılanması gerekirdi. Ancak durum öyle değildi. “Bununla birlikte, davanın bir özelliği vardır ki, şudur: Sokrates politik bir mahkeme tarafından değil de, adi suçlara bakmakla görevli Heliastlar mahkemesi tarafından yargılanmıştır.’’

(Tiryakioğlu,1963:8)

Yine Sokrates’e yapılmış büyük bir haksızlık vardır ki o da şudur; daha önce belirttiğim üzere Heliast mahkemesi göreceği dava önemsiz olduğu zaman 201 yargıçla toplanabileceği gibi bazen önemli davalarda yargıç sayısı 1501’e kadar çıkarılabiliyordu. Yine buradan anlaşılacağı üzere Atinalılar için dinsizlik suçlaması çok da önemli bir suçlama değilmiş gibi görünüyor. Eğer bu suçlama mahkemeye taşınacak kadar önemli bir suçlama ise Sokrates’in davasında yargıç sayısı 501 değil 1501 olması gerekirdi. Sokrates’in davasının Beşyüzler Meclisi’nde görülmesi Sokrates’e yapılmış büyük bir haksızlık ve hakaretten başka bir şey değildi. Büyük yankılar uyandırmış olan bu davanın asıl nedeni de bu suçlama değil miydi?

“Önce Bule’de tartışılmayan konular meclise getirilemezdi. Makedonyalı Philippos’un Yunanistan’a ilerlediği haberi 339’da Atina’ya ulaşır ulaşmaz, vatandaşlar Meclis’e koşmuş fakat önce Bule’nin konuyu müzakere etmesini beklemek zorunda kalmışlardı.”

(Freeman,2005:239)

Ancak Sokrates’in davası sadece Bule’de (Beşyüzler senatosu) tartışmaya açılmış ve karara bağlanmıştı. “Bir gün Bule, Lysimakhos adlı birini ölüme mahkûm etmişti. Bu adam idamını beklerken Alopeke demosundan Eumelides, hiçbir yurttaşın mahkeme kararı olmaksızın öldürülemeyeceğini söyleyerek onu celladın elinden kurtardı. Mahkemede yapılan yargılama sonunda Lysimakhos salıverildi.’’ (Aristoteles, 2013:51-52)

Eğer Sokrates davası Beşyüzler konseyi değil de Aeropagos mahkemesine taşınmış olsaydı belki de sonu Lysimakhos gibi olabilirdi. Belki de ölüm cezasına hüküm giymezdi.

Ayrıca, “Atinalılar tanrılara iftira atılmasına o denli duyarlı olsaydı, yalnızca Sokrates’i değil Aristofanes’i de hapse tıkarlardı. Oysa Atinalılar Aristofanes’i ödülle taltif etmiş, Sokrates’e “Zeus yoksa yağmur nereden yağıyor?” diye soran saf bedevi Strepsiades’e coşkuyla gülmüştü. En nihayet ‘aydınlanan’ Strepsiades yağmurun bir kalbura işeyen Zeus’un sidiği olduğunu düşündüğünü gerzekçe itiraf edecektir! Belli ki yüce tanrı taşınabilir klozet yerine yanlışlıkla kalbur kullanıyor imiş! Bu öykü Atina’nın, tanrılara karşı sergilenebilecek inançsızlık ya da saygısızlık tavrı karşısında hayrete düşmediğini göstermeye kafidir. Bunun aksi doğru olsaydı yalnızca Sokrates değil, onunla eşit düzeyde ciddi ölçüde din dışı /dinsiz olan Euripides’in de başı belaya girerdi.” (Stone, 2010:278)

4.Sonuç

Dolayısıyla Sokrates’e yöneltilen suçlamalara baktığımızda, bunlar, her bakımdan tutarsızlıklarla yüklü suçlamalardı. O, bu suçlamaların hiçbirini haketmiyordu. Bu suçlamalar ve karalamalar aslında ortaya attıkları iddiaları bile temellendiremeyen kişilerin ortaya attığı iftiralardan başka bir şey değildi. Bu kadar çok haksızlığa uğrayarak ölüme mahkum edilmesine rağmen Sokrates’in hala hükme uymak için duyduğu istek saygıya layıktı. Atinalı olmakla her daim gurur duyan bu adamın hapisten kaçmamasının nedeni Atina yasalarına duyduğu saygısıydı. Eğer onu yargılayan yargıçların akılları başlarında olsaydı onun gibi devletine bağlı, yasaları ölümü pahasına çiğnemeyen bir adamı ölüme mahkum edecek bir kararı vermezlerdi. Kısacası Atina jürisinin Sokrates hakkında vermiş olduğu hüküm korkunç bir hatadan başka bir şey değildi. Bu hatanın bedelini ilerleyen zamanlarda pişmanlıklarıyla ödeyeceklerdi.

KAYNAKÇA

  • AKYÜZ, Yakup, “İlkçağ Yunan Düşüncesinde Dinsizlik Suçlaması ve Arka Planı”, 2016.
  • ANIL, Yaşar Şahin, “Sokrates Davası”, Ara Yayınevi, 1990, İstanbul.
  • ARISTOTELES, “Atinalıların Devleti” çev. Ari Çokona, İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, İstanbul.
  • CARTLEDGE, Paul, “Pratikte Antik Yunan Siyasi Düşüncesi”, çev. Kıvanç Tanrıyar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013.
  • EFLATUN, “Sokrates’in Savunması”, çev. Teoman Aktürel, Remzi Kitapevi, 1971.
  • FREEMAN, Charles, “Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları”, çev. Suat Kemal Angı, Dost Kitabevi, 2005, Ankara.                                                                                       
  • KADRİ, Sadakat, “Dava: Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi”, Kolektif Kitap Yayınevi, 2018.
  • MANSEL, Arif Müfid, “Ege ve Yunan Tarihi”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1963, Ankara.
  • STONE, Isidor Feinstein, “Sokrates’in Yargılanması”, çev. Mehmet Atalay, İz Yayıncılık, 2010.
  • TİRYAKİOĞLU, Samih, “Dünya Tarihinde Büyük Siyasi Davalar”, Varlık Yayınları, 1963.
  • ZABCI, Filiz, “Sokrates Neden Suçlu Bulundu?”, 2019.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: