Anlamazdı insanlar beni, duymazlardı kafamın içindeki sesleri. Her gün yitirip bitiren o sesler, sadece lanetli olanlar tarafından duyulurdu. ‘Bunu neden dedi?’ ‘Neden geçmişten konu açtı?’ ‘Neden o zaman bu olaya tepki göstermeyip şimdi yüzüne vuruyor?’ ‘Neden suskunluğundan şüphelenmiyor?’ ‘Neden sürekli soru soruyor?’ ‘Neden böyle bakıyor?’ Neden, neden ve tekrar neden. Sahi neden? Neden bizim suskunluğumuzdan anlam çıkarmak yerine gelip sormazsınız? Neden sorsanız da konuşmak için cesaret toplamamıza izin vermezsiniz? Neden? Konuşan sesler beynimin içinde oturuyor mu yoksa saldırıya hazır mı bekliyorlar? O sözler niçin iyi taraflarımı ayaklar altında sakız ediyorlar? İyilik kafamın içinde kendini son gücüyle savunmaya çalışırken ‘Neden?’ onu eziyor, tekmeliyor, yumrukluyor. Susturmak için elinden geleni ardına koymayı bırakın, nefes almasına bile izin vermiyor. Eziyor da eziyor. Nefes aldırmıyor.

“Gene beni düşünüyorsun,” diye bir ses duyduğumda kapalı gözlerimi daha çok sıktım. “Benden başka kimsen yok. Herkes senden nefret ediyor. Gördüğün, görmediğin, tanıdığın, tanımadığın herkes senden nefret ediyor. Seviyorum diyenler yalan söylüyorlar. Bir gün sözüme geleceksin,” dedikten sonra kahkaha attı. Kafamı yastığın altına sıkıştırmış halde derin nefesler aldım.

“Lütfen. Sadece uyumak istiyorum. İki gündür konuşuyorsun, yorulmadın mı?” Sorum ya da onunla konuşmam enerjisini dolduruyor olmalı. İki gündür susmuyor, konuşuyor da konuşuyor. Uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum. Sadece nefes alıyorum.

“Benden başka konuşacak biri var mı ki susmamı istiyorsun? Sen yapayalnızsın. Öldüğünde mezarına kimse gelmeyecek, gelenlerde öylesine, ayıp olmasın diye.”

“Arkadaşlarım var. Günlerdir mesaj atıyorlar, seviyorlar beni, değer veriyorlar.”

“Sadece canları sıkıldığı için sana yazıyorlar. Sen kimsin ki seninle konuşsunlar?” Artık onun öldürücü sorularına karşı gözyaşı bile dökemiyorum. Sadece tutunmaya çalışıyorum. Kimseye söyleyemeden, yardım isteyemeden.

“Ailem var bir kere. Arkadaşlarım hiçbir doğum günümü unutmazlar. Öğretmenlerimin gözdesiyim. Değersiz değilim,” diye fısıldadım gözkapaklarımın karanlığına. Şuh kahkahasını duyduğumda kalbime bir öküz oturdu.

“Doğum günleri mi? Yılda bir kere kutluyorlar diye istersen göklere de çıkar onları. Unutmuyorlar çünkü onlara kendi doğum günlerinde yazıyorsun, şiirler döküyor, destanlar yazıyorsun. Öğretmenlerin ise notların iyi diye. Aile mi dedin?..”

“Sus. Sadece sus.” Bağıramıyorum kimse duymasın diye. Bağırsam susar mı? Emin değilim. Ya susmazsa? Rezilliğimle kalırım.

Odamın kapısı açıldı ve annem gülümsedi; “günaydın.” Gün aymış mıydı? Başımı yastığın altından çıkarıp zorla gülümsedim.

“Günaydın.” Kafamdaki ses de alayla cevap verirken güne başlamak için banyoya yürüdüm. Kafamdaki ses ve ben, siyam ikizlerinden daha zoruz. O bir parazit, beni ayakta yiyen ama kimsenin görmediği, görmek istemediği bir parazit.

Reklamlar

By ÜmmüGülsüm Atasoy

Yazar Editör

Bir Cevap Yazın