Zeynep YILDIRIM

Editör: Barış Çokaz-Aycan Akgül

Bana yakın geldin dedi, /Sevdi.
Bana yakın geldin dedi, /Vurdu.
Adlarını sordum
İnsan dediler…[1]

Felsefi sorunlar bilindiği üzere doğrudan ya da dolaylı olarak insan ile ilgilidir. İnsan hakları ve etik söz konusu olduğunda insan ve değerleri öne çıkar diyebiliriz. Her toplumun birbirinden farklı değer ve kültürleri vardır, bunlar çağ içinde değişiklik gösterebilir. İnsanın değerleri, yapıp ettikleriyle ortaya koyduklarıdır. İnsanlık, dünyaya adım attığı ilk andan itibaren adalet, etik, insan hakları gibi kavramlar üzerinde sorgulamalarını sürdürmüş ve yüzyıllar boyunca çektikleri acı ve adaletsizliğin getirileri sonucunda insan onurunun/haklarının korunması için gerekli önlemleri almıştır.

20. yüzyıl ve sonrasında en çok tartışılan kavramlardan biri olan insan hakları, insanın süreç içinde hem yapıp ettikleriyle hem de yaşadığı toplumun düzeni için ortak düşünce yoluyla oluşturulan değerler bütünüdür, dememiz mümkündür. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi sayesinde birey ile devlet arasında kopmaz bir bağ oluşmuştur. İnsanın bireysel olarak güvence altına alınması İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin varlığı ile söz konusudur. Teorik olarak insan hakları bilgisinin oluşması için tek tek bireylerin bu sözü geçen bilgiyi kavraması ve bilincini edinmesi gerekmektedir. İnsan hakları ihlallerinin en az seviyeye inmesi, toplumu oluşturan her bir bireyin pratikte en doğru şekilde davranması koşuluyla mümkündür. Bunu sağlayabilmek için etiğin insan hakları temeline oturtulması gerekmektedir. Etik, doğru eylemek, doğru ve dürüst olabilmek ve değerler hakkında düşünme pratiğini kendi içinde çözümlemektir. Aynı zamanda etik, özgürlüğü, iyi ve kötüyü ayırt edebilmeyi, herhangi bir eylemin sonucunun sorumluluğunu alabilmeyi gösterir ve en önemlisi de kendi bünyesinde -erdem gibi- insan ile ilişkili çok çeşitli kavramı barındırmaktadır. İnsan olanaklar varlığıdır, bu olanaklarını gerçekleştirebilmesi için de korunması gereken bazı haklara sahiptir. Hak evrensel bir şeydir; kişiye kişi olmasından dolayı içkin olandır. Bu nedenle talep edilen bir şeydir. Yani insan hakları bir taleptir, bir fikriyattır. İnsanın bu taleplerine saygı duyulmalıdır.

Kuçuradi ve İnsan Hakları

Her birey, yaşadığı toplumda eşit muamele görmeli, adalet ve değerlere saygılı olmalıdır. Yani toplumsal düzen içinde insan hakları etik temeller ile oluşturulmalıdır. İşte etik temelli insan haklarının önemi de burada yatmaktadır. Taleplere saygı ve hakların ihlallerinin önlenmesi için etik temelli insan haklarına ihtiyaç vardır. Aynı zamanda insan onurunu koruyabilmenin en temel yolu da etik değerler ile mümkün olacaktır. İnsan hakları dediğimiz, insanın onuru ile ilişkilidir. İnsanın varlıktaki yeri ve değerini anlamak, aynı zamanda korumak için etik temelli insan haklarında insan onuruna uygun değerlerin bilgisi yer almaktadır. İnsan haklarının etik temelli olmasına ilişkin düşüncelerini aktaran Ioanna Kuçuradi, insan haklarının insanca muamele etmek, insanca muamele görmek doğrultusunda bir talep olduğunu dile getirmektedir. Kuçuradi, insan hakları bilincinin geliştirilmesi için gerekli koşulun eğitim olduğunu bizlere aktarmaktadır. Eğitimin amacı insan hakları ihlallerinin daha az olması, yani daha aza indirgenmesidir. Kuçuradi, bu eğitimi verecek olanların felsefeciler olduğunu düşünmektedir fakat felsefecilerin bu işe gerektiği kadar yanaşmadıklarını da ifade eder. Bunun nedenini de insan haklarının bilgisel temelli (epistemolojik) görülmemesi olarak açıklamaktadır.

Epistemolojik Bilgi Yeterli Mi?

İnsan hakları elbette etik temelli olmalıdır. Çünkü etik, kendi iç dinamiğinde insana dair olan her şeyi barındırmaktadır. İnsan haklarında/insanın olanaklarını geliştirme potansiyelinde etik temeller yer almalıdır. Bilinir ki, insan yaşam içinde istenç sahibi bir varlıktır. İstençleri doğrultusunda eylediği için etiğin kendisine yakın olması gerekir. Doğanın kendine has kuralları vardır, insan doğa varlığıdır ve pratikte uygulayabileceği teorik kurallar ortaya koymaya çalışmaktadır. İnsan, yapıp ettiklerindeki kusurlarını bazı kurallar ile kusursuzlaştırmaya çalışırken teorik olana (episteme) başvurmaktadır. Bu durumun insani açıdan birtakım eksikliklerden kaynaklı olduğu düşünülebilir. İnsanın, eksikliklerini tamamlayabilmek için yasa ve kurallara başvuruyor olduğunu söyleyebiliriz. İşte tam da bu açıdan insan hakları etik temelli olmalıdır. Ancak insan haklarının etik temelli olmasında sadece epistemolojik bilginin yeterli olacağı da düşünülemez.

Yaşamın içinde olan insanın dili, dini, rengi ne olursa olsun siyasi ve ekonomik hiçbir amaç gözetmeden insana yalnızca insan olduğu için değer verilmesi ve insan olmaklığı ile kendinde barındırdığı haklarının korunması etik değerler gözetilerek yapılmalıdır. Bunun için elbette epistemolojik bir bilgi gereklidir fakat yeterli olmayacaktır. Çünkü içinde yaşadığımız dünya sınırları olan bir yaşam alanıdır. İnsana dair korunması gereken haklara da yalnızca epistemolojik olarak bir temel oluşturma çabası yine bir sınır çizme durumudur. İnsanın, yaşamında etik değerlere uygun şekilde eylerken bilgisel (epistemolojik) bir kural dışında, iç dinamiğinde barındırdığı sevgi ile de hareket etmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sevgiye Tutunmak

Epistemolojik temelli kurallar/yasalar insan yaşamına ve insanın gerçekleştireceği potansiyellere sınır çizerken, en güçlü duygumuz olan sevgi elbette sınırsız ve zararsız olacaktır. İşte bu nedenle insana, insan olduğu için değer verilmesi için herhangi bir amaç gözetmeden saf sevgi ile yaklaşılmalıdır. Bunun için de insan haklarının etik temelli olması gerekmektedir. İnsanın yapıp etmelerindeki değerlendirmelerinde etiğe başvurulmalı ve salt bilgisel değil, eylemin sonucuna bakılmalıdır.

Yaşamın içindeki tüm olumsuzlukların ve eksikliklerin insanın içinde barındırdığı sevginin yüceliği ile aşılabileceğine inanmaktayım. İnsanın hakları ve insanın değerleri söz konusu olduğunda kutsal olanın sadece epistemolojik bir bilgi değil, kalplerimizde taşıdığımız sevgi olduğunu düşünüyorum. Dilim, dinim, rengim, cinsiyetim ve düşüncelerim ne olursa olsun insanlar yalnızca belirli kurallara değil, aynı zamanda sevgiye tutunmalıdır. İnsan yapıp etmelerinde saf sevgi ile eylemelidir. Dünyayı ancak sevgi kurtarabilir.


[1] Özdemir Asaf, Dokuza Kadar On,  İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2019, s.33

Kaynakça:

  • Asaf, Özdemir, Dokuza Kadar On, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2019
  • Kuçuradi, İanna, İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2018
  • Şahin, Sultan, İnsan Haklarının Etik Temelleri ve Uluslararası Düzenlemeler Çercevesinde Yetişkinlere Yönelik İnsan Hakları Eğitimi Programı Geliştirme, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012
Reklamlar

Bir Cevap Yazın