Kapattım gözlerimi bir dua ettim. Topladım nefesimi. Çekerken içimi, titredi mum ışığıymışçasına. Üfürdüm dilek çiçeğine usulca. Birer birer uçup gitti aminlerim yanarcasına. Sararcasına esti rüzgâr başıma, savruldum düşünceler arası. Duygular, is karası. Bulut karası izlerim. Yağmur yarası hislerim. Birer umut sarası gibi geldi tüm doğrularım bir an. Titredim yine. Hırkamın düğmelerini ilikledim birer birer. Tüm zarafeti dökülen dilek çiçeğine baktım sol alta bayılmış gözlerimle. Dalgalandı kaşlarımla alnımdaki çizgiler. Korktum. Güzel değildi artık benim yüzümden. Ona kendi dileklerimi giydirmeye çalışmakla iyi etmediğimi fark ettim. Hemen yanındaki çimlerin üstüne oturdum. Çektim dizlerimi kendime. Yatırdım başımı diz kapaklarıma. Çevirdim yüzümü ona. Doluştu hayallerim göz kapaklarıma. Ağırlaştı yorgun bakışlarım sönerce mum gibi. Ölürce buz kesti parmak uçlarım. Pişman hissettim. Neden? Dilek çiçeğinin katiliydim ya (!) Aminlerim cehenneme uçmuş demin, bilememişim. Ya ben? Kimin giydirdiği dileklerle kayboldum? İndirdim kirpiklerimi dayadım pınarlarıma. Aradım kendimi. Neredeydim? 


Kabul edemedik olduğumuz gibi kendimizi birbirimizi, neden? Binlerce elbise dikmişiz zihnimizde tıkırdayıp duran dikiş makinelerinde. Onları giymeye zorlamışız sevdiklerimizi. 


Hâl böyleyken suçu dilek çiçeğine nasıl atabilirdim?! Uzandım çimenlerin üstüne sırt üstü. Seyrettim gökyüzünü biraz. Rüzgâr kuruturken göz pınarımdaki damlayı, bakışlarımın kızardığını hissettim. Ellerimi perde yaptım yüzüme. Daha fazla görünmemeliydim bu kıyafetlerle. Kendi elbisemin söküklerini kendi ellerimle yamamalıydım ya da kendi terzimi kendim bulmalıydım. Ve kimseyi üzerindeki kıyafetle yargılamadan önce sormalıydım, bana seni sen anlat, kimsin? 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın