Ne yapayım bilmiyorum
Yemin billah beynim duruyor
Sağa gitsem çıkmaz sola gitsem daha beter
Ümitsizlik gırtlağıma yapışıp namusuma göz dikerken
Şu mavi gökyüzü benim gözümde boyanmış bir tavandan ibaret
Birde kaç derece bilmem ama lambası var tepemde, kavuruyor
Şu şiirler olmasa karşımda bir solukla bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar suret bulmuş gölge gibi çekilmez
Üzerlerinde tecrübe diye kendilerini kandırdıkları kokuşmuş tutarsızlıkları var
Hem kendimle uğraşamıyorum hemde onları eleştirmek için üzerine vazife edinmiş gözlerimi terbiye edemiyorum, bıktım da…

Yani bunun için bile yemin edebilirim; anlamıyorum, garipsedim dünyayı
İşte sor, öyle dünyaya hayrımda yok hatalarımda benim bahtımı tıkadı
İnan ki sesler beynimde öyle dolanıyor ki, yok ben ruh hastası değilim
Yalnızca bir tarafımı yırtıyorum anlaşabilmek için orasından burasından basık yeşilli mavili fanusla
Dokunsam gökyüzü dağılacak ama canımı gırtlağımdan alır da bedenimin yuvası yavan olur
Canımın sıkıntısını herhangi bir ölçüyle ölçemedim
Bir de kime ne desem gücenecekmiş gibi geliyor bana
Sussam ahan şu karşı koğuşun delilerinden farksızımdır
Sokakta oturmuş düşünüyorum ama …
Yok gardaş ya vallah billah bir taraflarımı yırtıyorum anlaşamadım

Karşımda aynada öyle iki büklüm duran Cemal Mustafa bana aval aval bakıyorken
Ziyaretçilerin elindeki sefer tasından süzülen pirinç pilavı kokusu burnumun en tenha yerinde ayaklanma yapıyor
Nefsim denen İblis – ki kayınçosu Rıdvandır – ruhumu bu yolla elde etmek istedi
Ya kurban olayım deli değilim ben…
Sadece kendimi öyle bilmiyorum…
Bilmek istemiyorum, bilmeye çalışsam bilmek istememin ebesinin nikahına mazhar olurlar
Yeminle anlamadım ve tek anladığım bu
Saatler; yelkovandan, akrepten, saniyeden, saliseden ibaret bilinirken ben hepsini insanların kalbinde gördüm
Bir suret ver cinsiyetine bakmaz beden ver acımaz
Ne yapayım bilmiyorum ki ama ben deli değilim…

He, şey de var bir kere bilmeden Oyayı gördüm
Mübareğin kızı var ya bir melek suretinde olsa sevmeyen adidir
Bir gözleri var ki ceddine rahmet öldüm de orada dirildim sanki
Buraların öyle hurisi, nurisi yok bulamadım
Bir de şu müziği kapatsınlar beynim dolanıyor
Konu saptı biliyorum yeter ki beynim oyalansın
Bizim burada herkese “deli” diyorlar
Bankta semaverde çay demleyen teyze çocuğunu susturuyor
Zorlamayın işte…
Off…

Bugün galiba Cumaya küsmüş ertesi gün
Yarında dışarıda nice insanların sövüştüğü hayatlar işte burası gibi sakin olacak
Belli bir saatler var o zamanlar ki millet bize iyi özeniyor
Bazen hakikaten şaşırıyorum, yok sadece şaşırıyorum devamı ziyandır
Şey var, beynimde bir şeyler derya gibi dalgalanıyor
Yok rahatsız olmuyorum da icaze vermiyor konuşmama
Şeyde var bana çok fazla tövbe çektiriyor
Herhalde insanlardan farklı olmak kabahat
Hakikaten hükmü varsa kabulüm
Off…

Bir abi bana kahve ısmarladı ama biraz fazla dökmüş
Sırıtırken halime acıyıp bir garip teselli edermiş gibi güldü
Bir şey dedi ama Arapçadan yemin almış Türkçeden ne hacet?
Sakalı murdarlanmıştır gibi düşünürken göz çapağından habersiz yine bir şey diyor
Adamın uçkuruğundan gelen illet koku haysiyetime, imanıma hakaret ederken
Hemşire de bir celalli geldi daha da bizim hacı koptu
Hemşire de var belki benim yaşlarda ve benim sırtımı niye sıvazlıyor ki?
Gözlerim ona bakarken sanki kalbi bir şey istese “olmaz” fikri kabuk bağlamış bir yerlerinde
Of bu sürekli tekrar eden sebepsiz sıkıntı beni yoruyor
Keşkeleri gerdan yaptım istemiyorum artık…

Hacı amcayı hallettiler de bir kalkıp şöyle dolanırken
Yok ya, tam dönemeçte bir adam öyle tedirgin duruyor ki
Şey, gözlerim Oyayı arandı beynimin içinde işkence çekiyor
Şey var ya, gökten sarı yapraklar dökülürken dalında yetim kalmıştım
O dalın ömrü Oyadan gitti
Yazık oldu, bakındım, yok bir şey
Sesi damarıma işledi hiç bir renge tâbi olmayan
Hiç bir dengi karşılamıyor, zorladım ve olmadı
Bekledim olmadı, gittim bitmedi geldim yine aynı
Canımdan can giderken, off…

Beni istemiyorlardı geçmişimi dizlerimde uyuturken
Sırılsıklam etti 30un kapısını zorlayan Azrail’in kara saçının teli
Düştü göğsümün en sakin sokağına ki ne deliyim nede zihinsel herhangi bir problemim var
İşte şu göz kapağım şahsıma münhasır gardiyan
Kişiler ve hallere göre varsayılan gelgitli hallerimde
Evet sürekli lafımı kesiyorum ama şu damga…
Herşeyi de üstüme alınıyorum canım
Bizim buralarda çok var öyle şeyler
Herkes birbirini suçlamasın, anan be…
İstemiyorlardı…

Daha ufacık bir çocuktum karşı çimenlikte babamla gökyüzünde bu yaşımı izlerdik
Babamın ağzından bir ömür sel oldu gitti
Annemin kirpiklerinde acı var can kalmaz
Bir bacım var Allah bağışlasın kainatın ikizi
Bir ufak son beşikte tamam olduysa devam hayata
Mustafa Cemal veyahut her kimse oda benden, hiç aklıma öyle geldi…
Sadece içimde birikeni kusmak veyahutta bırak öyle kalsın
İşte bomboş bakınıyorum, seyrediyorum, anlamıyorum
Kendimi bırakıp kaçıp gideceğim ama yolun ötesi yapışır yakama
Öyle bir şey işte ya, kelime bulamadım…

Bir gün buralara düşmeden evvel bir mahallenin yokuş aşağı sokağında
Tarif etsem belki bulunur köşede camiden dönerken
İnan ki biri var yetim babası
Saçları ne kadar ağarmışsa da yaşı belki benle aynıdır
Adamın bir lafı var bin söze hacı olur bir efendiliğini daha ölçemedim
İşte, sıkça kullandığım can sıkıntısı
Gönlüme bir ağırlık gibi çökmüş 4 harfli mahlûkat
Biri de var ki hakkında ki sorulara cevap vermeye değmez, belki…
Bugün sakin ya buralar ama aşırı
Of birden içim geçti…

Bir iç geçirip dertlendiğim dağlar şimdi inca zenginliklerin elinde murdar oldu
Ne bileyim işte öyle telaffuzunu bilmediğim bir çöküntü üzerime kondu
Aldırmamaya çalışsam da bu sessizlik içimi yakıyor
Niye bilmiyorum ama ne bekliyorsam “bir gün olur” lekesi belirdi beynimde
Doktorlarda bilmiyorlar hemşirelerde bir hoş görünüyor gözüme
Hayatın sayfasına göre derdim, bir yellenme gibi gelip geçici ümitler
Ne olduğunu kavramadığım adı, sanı olmayan bana bir hoş gelen beklemeler
Herkesin kafasından çıkan garip düşünceler
İçim geçiyor tutamıyorum kendimi
Of tutabilsem neyime yarar?

Bugün Cumaya küsmüş ertesi gün herhalde
Bana da küstüler hatıralarım da bisikletini çaldıran çocuklar
Yarın herhalde pazar günü onu da dövdü koca koca abiler
Şuan öyle gözümden yaş döküldü babam şah damarımı paslı salıncakta sallarken
O ekmek bandığımız kaymaklı yoğurtta kaldı belki heves ettiklerimiz
Sadece elimizde isim bulamadığım öyle bir şey dedim var oluşuna
Canım sıkıldı bilmiyorum niye ki daha da sıkılıyor
Boş ver işinin adı ne?
Çok sıktım insanları o yüzden buralar yurdum
Şiirler lisanım oldu çaresiz, mecbur…

Gökten sararmış yapraklar dökülüyor
Düştüğü yer afyon etti
Sıkıldım ölçüsüz ve sebebini bilmediğim beklemekten
Hemşirelerin toplaşıp keyfini sürdüğü çay muhabbetinin köyü gıybetinde
İçim kıyıldı bir bardak suyuma habersiz atılan beni illet hülyalara salıp bırakan dış kadar gönül rızalarından
Gökten hiç bir arzum inmedi, tamam olmadım
Hâlâ bir dürzuya dansözlük eden parmaklarım
Bir hararetle devam eden soğuk yakan travmalarım
Çok sıkıldım kelimesi kelimesine öznesini koysun yan cebine
Gökten hiç bir şey yağmıyor unut gitsin

Doktorlar beni Ragıp’ın merdiveninde bulmuşlar
Bir elimde ucundan kıyamet mahşeri akan bedbaht kalem ötekinde işkence halinde bir defter
Beynimde damarlar muhalif bir ordu kurarken canımı teslim edecekmişim
Demek istemiyorum galiba ruhuma işleyen bir illet bu
Susmakta pek hoşuma gitmese de çaresizliğimi örtüyor yada çalışıyor
Doktorlar beni kan revan içinde bulmuşlar işte o yüzden ruhum sıkılıyor
Ben deli değilim, kabul etmiyorum, defalarca derim niye dediğimi bilmeden
Bu arada hacı amcaya ne oldu ya?
Beni kendi içime gömülü bulmuşlar Ragıp’ın dikta göz odağında
Tanımasaydım keşke onu…

Doktorların verdiği ilaçlar fayda etmiyor
Hayrı olsaydı Ragıp devletimize liderdi
Canım sıkılıyor, sıkıldım ve tek derdim bu
Tek çarem belki de bu
Şu karşı salıncakta 3 yaşındaki bir ben beklesin ötesini
Ben henüz biraz daha beklerken, ayh sıkıldım!…
Doktorların tavsiyesi hiç işime yaramıyor
Ragıp açılmak için işkence çeken gözleriyle sinsice beni izliyor
İstiyorum bana o hiç bir kaygısı olmayan çocukluğumu geri verin
En azından bir şeyden haberi yoktu.

Bir kaç saat sonra acı acı bağıran Oyayı tedaviye götürdüler
Bu kız hiç gülmezmiydi?
Tane tane dökülen yapraklarla gidiyor ömrüm
O taze göğüse damga olan yarada kaybettim bana olanı
Bir eksik var hiç bir tam olan tamamlamaz
Kulaklarımda makamının üstadı hocanın ezanı yankılandı
Kelimesi kelimesine irkildim, üşüdüm, üşendim
Hoca bir yutkunup üst köşede ki camiden inerken sanki gözlerinin merceğinde Azrail kol geziyordu
O kıyamet karası saçları öyle dalgalanır ki dokunsam canım yanar
Yapamam…

Az ötede ağacın dalına sarılıp doğum yapan bir kaplumbağa
Nasıl can çekişmiyor bilmiyorum ama yumurtası gölete düşüyor
Gölet cennet ırmağına dönüşür sandım ama evliyalar gusül abdesti alırmış
Orayı saatlerce sebepsizce izlemek adamı rahatlatır
Islık çalsam korkar belki kızıl sivri kulaklı, donu murdar hacılar
O murdar donlar genzimi yakar beynimin ak ırmağını gırtlağıma doldurur
Umursamamak yolun sonunda ki bir kapı elbet dayanırsam ulaşırım
Ulaşamazsam da koca memlekette koca koca kapılar yok mu canım!?..
Bir annenin rahminden çıkan yorucu bir acı gibi ama sonu selamet
Belki de böyledir gizli kapaklı yaşananlar, yaşanmaya çalışılanlar…

Bu arada ne oldu Oyaya, acı kesildi…
Derler bir o olmuş ondan
Sebep kim, niye, amaç ne?
Dur hele başım sebepsiz ağrıyor
O göğüste ki yara kara deliğine memlekette ki p illet öfkelerini çekti
Melek gibi kız İblis’in sivri kuyruğundan bir lokma yercesine ağzının içinde yutkunurken
Şöyle bir soluklanayım, gözlerinden hiç telaffuz edemeyeceğim şeyler tane tane dökülüyor
E benimde sanki kemiklerim çekiliyor, acıta acıya birbirine girişiyor
Şuan ben kalmadım bende, zorlamaya gerek yok
Bittim…

İnsan bilse ki yarını kötü olacak bugünden tedbir alsa yarın bir saati yalan olacak
İnsan bildi ki gök yarıldı şahit oldum kabul eden olmadı
O bir insan var ki tonlarca laf söyledi birini kavramadım
Ve o güzel insan öylece baktı geçti bir şey anlamadım
Ragıpta doktorun cebinden arakladığı sigarayı tüttürerek büyük bir şey becermiş havasıyla yine gözünü açamadı
Ne var ki işkence çektiği o gözlerinde?
Adamın dizlerinde çocukluğu pür dikkat onu dinlemeye çalışır ama eline kağıt kalem verseler umursamamazlığın kitabını yazar
Oda o insanlardan biri mi?
Ben onu yarım yamalak tanıdım ve tam bilmek istemem
Adamın vurduğu vurduk aştığı astık olsa bulaşmasın bana

Bilmem, bilemiyorum…
Ufacık bir koca adam uzaktan bana seslendi
Elinde bağlamamı ne ona benzer bir şey var
Bir şey diyecekmiş bir tel çaldı hoş oldu
Sonra öyle telaşlı telaşlı kalkıp gitti, neden ki?
O bir kaç telin notası Oyayı görünce hissettiklerimin kaleme dökülmez, ağızla söylenmez ifadesiydi
Bu şiir alemi iyi bir hoş alem yaşatsa da zorlasam fayda etmez
Rüzgardan dövüşen bir kapı burada çoğu kişiyi rahatsız etse de o kadar etmez
Ya işte öyle garip duygular bende ki…

Içeride bir oda da iyi korunan amel defteri var
Sayfasına kimse dokunamadı, cesaret edemedi
Odanın kilidi öyle senlik benlik değil 7 cihanın hükmü gelse açılmaz
Bir babayiğit denemiş o gün bugündür adam başka bir âlemde
O ufacık koca adam bana yine seslendi, yine çaldı, yok anlamadım
O yine çaldığı bir kaç tel mahşerin öteki tarafından iletilmiş
Nereden bilecekse artık…
Aslında onunda sol tarafında ufak bir çocuk tatlı tatlı koşuşturuyor
Eğer fark etse sağ bir köşesine alır iyi bir tavsiye ile iyi makamlara getirir
Bunu birde ben diyorum…

Neyse Oyanın hali vakti nasıldır diye biraz terpineceğim
Bir köşe başına oturup sırasını şaşırdığı sayıları sayarak yarasıyla oynuyordu
Hiç alakadar olmadı, düştüğünü zannedip tekrar toparlandı
O gün çok şükür gece oldu bir vakit yoruldum anlamadım
Gece belki ertesi günün habercisi ama kendi haberi de var mı?
Ne bileyim 5 dakika sonra ne olacak?
Bizim burada neredeyse salise ile aynı ölçemem bile
İblis Oyanın gamzesini öptü, kıyamet Ragıp’ın sırtını sıvazladı
Ben oturdum, seyrettim uyku tutmadı
Ney ki öyle sayılar?

Sabah saat kaç bilmiyorum, gözlerim seçmiyor
Meydan da ahkam kesen horoz güneşin aydınlığını dürtedurdu
Elektrik tellerinde bir gelinlik sarkıp durmuş
Mahşer son buldu ve ben bittim
Hiç başlamamışken yada başlamaya adım atacakken ayaklarım kesildi
O tepemde öyle lamba parlarken şuurum gitti
Bağırıyorum Oya göğüs kafesimde sıkışıyor
Saat şuan niye erken ve neden susmak için işkence cekiyorum?
Böbreklerim sonradan sonraya ne kadar hiddetlendiyse dayanamıyorum acısına
Nabzım alay etmeyi iyi huy edindi.

Sakin ol Cemal Mustafa…
Azrail’in zeytin gözleri çok güzel…
Birşeyler diyor ama bana günlük hayatım da böyle şeyler diyen olmadı
Tepemde ki endamını göremediğim garip nur beynimi yoruyor
Cehennemi yanı başımda görüyorum cennet garip görünüyor
Bana ne oluyor bilmem, simam mahşere benziyor
Korkuyorum öyle böyle değil ki şöyle hiç değil…
İblis’in saçında kan yeli esiyor
Oyayı gördüm sonu bilinmez kaynar derede
Anlattıkça dayanamıyorum…

Aykut Barış Çelik

Bir Cevap Yazın