Uzun günleri olan yazın, tarladan ekinlerin kaldırıldığı, buğday tarlalarının hasadı sonrası yerde dökülen buğdaylarla geçinen kuşların başak tanelerinin bitmeye başlamasını ve sonbaharı hissetmesiyle göç etmeye başlamaları, sürekli burada yaşayan karga, serçe, güvercin, leylek destelerince hiç mi hiç umursanmıyordu.
Sonbaharın Ekim, Kasım, Aralık aylarının bir bir tükenmesi, kavak ağaçlarının tepeden aşağıya doğru yaprak dökmesi, erken soğukların gelmesi, sert kışın habercisi gibiydiler.
Zaman zaman sıcak topraklara göçüp giden Leylekler bile yerlerinden kalkmak istememekte ve geçen yıllarda yaşadıkları kışın, yaz havasında geçmesi nedeniyle göç etmek planları bulunmamaktaydı..
Oysa Aralık 21 Nardugan bayramı, Çille/Çile bayramı, Şebi Yelda gibi adlarla kutladığımız Çilelerin başlangıcı idi. Yani yöresel takvime göre Kış 21 Aralıkta başlardı.
Kış mevsimini büyük çile (kırk gün), küçük çile (yirmi gün)ve mart 21’e kadar Nevruz bayramı (bayram ayı) olarak görmekte, Nevruz sonrası bahar mevsimine başlanılmak-taydı. Kışın iki ayının kırk gününü büyük çileye dahil eden atalar büyük çileyi (büyük bacı) uysal, sakin olarak hep yaşamışlar.
Fakat yirmi günlük küçük/kiçik çileyi sert, karlı, soğuk (küçük bacı) olarak görüşlerinde belirtmişler.
Nevruz bayramına kadar da zaman zaman hırçınlaşabilen mevsimin havası “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” diye de kışlık yakıtın bittiği dönemde yaşanılan zorlu fakat önü bahar olan dönemleri tasvir etmeye çalışmış atalarımız.
Bu ağır kış sürecini önemsemeyen karga, serçe, uzun yıllar göç etmeyen leylekler kışın açlık tehlikesi, donma problemi, ya da çatı bacasına yaptıkları yuvada simsiyah duman karasına bürünme sorunu da oluşa-bilmekteydi.
Çileler bastırınca, kış mevsimi gerçek yüzünü göstermeye başlayınca kavak ağaçlarını mesken tutan kara kargalar yol kenarlarına dizilir, atların pisliklerinde-kilerle yaşamlarını idame ettirirlerdi. Buna halk dilinde “karganın, yolcu bo… ile geçindiği gibi geçiniyorum” diye söylenmekteydi.
Serçelerin yaşadıkları ağaçlar yapraklarını dökmesi ile dallara sırayla dizildikleri görülmekte, açlık çektikleri hallerinden belli olmaktaydı.
Sert soğuklarda aç kalan Serçe kuşları ani donma tehlikesi geçirmekte, açlık ve soğuk nedeniyle kendini herhangi bir evin pencere camına çarpar gibi vurmakta, şiddetli çarpma ile zavallı serçeler bazen kanadından, bazen ayağından yaralanmakta veya kafa darbesi alarak can verebilmekteler.
İlkbahar, yaz, sonbahar bizlerle yaşayan ve bize ihtiyaç duymadan yaşamını idame ettirebilen güzel, sevimli, cik cik diye öten serçe kuşlarına bizler kış aylarında sırtımızı dönünce, aç – susuz bırakınca, onları küçücük boyları ile önemsemeyince, açlığını ispat etmek noktasında bu ölümcül hareketi yaptıklarını düşünmekteyim.
Yiğitçe, pencereme vuran minik bir Serçe kendini vurmadan, onlarında canlı olduklarını, ihtiyaçlarını düşünerek (diğer hayvanlarımız gibi) yiyecek ve su vermeliyiz.. Emir Şıktaş

By emircan

Bir ömrün sonbaharı..

Bir Cevap Yazın