Biz çocukken evimiz, bahçe içinde olan bir yapıydı. Bizim dünyamız evimiz. Küçük bir mahalle düşünün, yeni yeni evler yapılmaya başlanmış. Herkes birbirini tanıyıp komşu olacak yıllar içinde tabi. Öyle de büyük tarlalar var çevremizde. Heryer bomboş binalar yok o zamanlar.
O küçük mahallenin, altını üstüne getiriyorduk yaz tatillerinde. Her türlü hayvanımız vardı. Benim yine sokaktan kurtardığım, adını da “Yaşar” koyduğum kedim. “Bulduk” adında, bir köpeğimiz. Bahçeyi delik deşik eden tavşanlarımız. El arabasına doldurup aşıya götürdüğümüz onlarca civciv…
Kesip yemek için alınan canlı tavuklar…
Yumurtluyor diye sahiplendiğimiz tavukların kesilip yenmemesi için verilen mücadelemiz.😏 Kurbanlık için alınan Karabaş koç… Nasıl peşimizden heryere gelirdi anlatamam. O kadar çok kalabalıktık ki!
Nereye baksan bir can. Onlar da bize yoldaşlık etmiş.
Fen derslerinde çok işime yaramışlardı. Hayvanlar konusunda bilinçliydik ya o bakımdan. 😉Hangisi kanatlı, hangisi etçil, hangisi otçul, neyle beslenir v.s… Biliyorduk.😊
Bir de evin hiç vazgeçilmezi farelerimiz vardı.🙄😉🤔
Evimizin tavanı ahşaptı. Gece oldu mu onların tıkırtılarını dinlerdim.
Bir gün derdim!
Bir gün başıma düşecek tahtaların arasından.
Ne oldu biliyor musunuz?
Düştü.😂😂
Ben nasıl fırlamışsam yataktan o bir tarafa, ben bir tarafa.
Çok tarifsiz bir an…😂😂😂
Neyse bu farelere biz kapanlar kuruyorduk. Acımasızlığa bak. 🙄 Sonra da onlara Tv de filmlerden gördüğümüz kadarıyla mezar yapıyorduk. ( Bizler çocukken ölümü böyle gördük. Bir kuş ölür, kedimiz, tavuğumuz v.s. Aile yakınlarından ölen varsa bizi götürmezlerdi cenaze olan eve, korkarlar diye.)
Baya bir mezar olmuştu.
İstemeden de olsa….🙄😏🤔

Emran VURAL

Bir Cevap Yazın