Yalnız Adam - Yalnız Adam updated their cover photo. | Facebook

       Bu gece içim her zamankinden daha da dar. Bir iki bira bir paket yer fıstığı ama tuzlusundan kaptım indim sahile. Bilirsin her zamanki yerimdeyim. Dilimde bir türkü var güneşin denize vuran şavkında sen varsın. Dalgalarda saçların, mavisinde senin gözlerin var, hani o sürekli yaşlı gözlerin, hani mutluluğa hasret gözlerin. Ama kardeşim Karadeniz daha da bir hırçın bu gece. Belki o da benim gibi sinirli bişeylere.

          Nenemin küçükken bana masal diye anlattığı hikayeler geldi aklıma. Her karaya vuran dalga bitmiş bir aşk, her denizdeki balık mutluluk, her kum tanesi dert demek derdi. Sevdalar oysa bu kadar çabuk bitmez sanıyordum. Kerem ile Aslı aşkı hala anlatılmaz mı? Aşklar mı unutulmaz, yoksa efsaneleşmiş sevdalar mı?.. Herkes Leyla ile Mecnunu, Kerem ile Aslıyı görmemiş olsa da bilir, sohbetlerinde yer verir. Durup dururken böyle bir soru sorsak ilk söyleyecekleri isimlerdir. Ama kimse Kanuni ile Hürrem aşkını hatırlamaz veya Nazım ile Piraye aşkı aklına gelmez. Gerçi böyle bir aşk kaldı mı dünyada oda büyük bir muamma…

          Bir martı denize durmaksızın dalıp çıkıyor öteler de. Ağzında benim gibi sevdalıların yürekleri var. “Her yakamoz bir ayrılığın gözyaşıdır” derdi nenem. Belki de doğru derdi. Ama nenem ne kadar sevmişti dedemi bilmem. Dedem kamyon şoförüymüş. Memlekette kimsede araba yokken bizde dokuz tane kamyon varmış. Dedem bir çıkarmış on veya onbeş günde gelirmiş. Bazen de ayda bir. Eeee bunun birde kışı var. Yani kar tutmuş yolların açılmasıymış meğer dedeme kavuşabilmek. Meğer dedeme ne çok hasret yaşarmış nenem.

          İşte aynı hasrete denkti sana olan sevdam. Benim sana hasretliğimi de yollar zorlaştırıyordu. Ha bir de senin korkuların. O uçsuz bucaksız, sonu gelmez korkuların. Belki sende haklıydın. Sütten ağzın yanmıştı bir kere. Üfleyerek yemeliydin yoğurdu. Anlardım, anlıyordum. Ama her giden gemiden mendil sallanmıyor ki be güzel kız. Her gemi sevda taşımıyor ki artık.

          Şişem de birkaç fırtlık içki üç beş de fıstığım kaldı. Bak uykum da geldi geliyor yavaştan. Bir sızarsam sabaha kalkarım artık. Uyandığımda yanımda olur musun?………


Şiirbaz
17. Temmuz. 1983

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın