BİR KÖY ÇOCUĞUNDAN GÖNÜL ŞAİRİNE: MEHMET İSLÂMÎ
Bazı insanların hayatını anlatmak için uzun uzun süslü cümlelere ihtiyaç yoktur. Çünkü onların hayatı zaten başlı başına bir hikâyedir.
1942 yılında Anadolu’da dünyaya gelen Mehmet İslâmî’nin hikâyesi de böylesi bir hayat yolculuğudur.
Fakir bir köylü çocuğu olarak başlayan hayatında eğitimle buluşması yaşıtlarından biraz daha geç olur. On iki yaşında, 1954 yılında ilkokula başlar. 1958-1959 ders yılında okulunu pekiyi dereceyle tamamlar.
Fakat onun eğitim hayatı okulun bittiği yerde bitmez.
Asıl okul, Anadolu’nun dağlarıdır.
Hayvanlarını güderken elinde yalnızca değneği, yanında yalnızca sürüsü yoktur. Gönlünde Karacaoğlan’ın, Âşık Ömer’in, Köroğlu’nun, Âşık Garip’in, Kerem ile Aslı’nın ve daha nice halk ozanının mısraları vardır.
Dağlarda yankılanan türkülerin, halk ozanlarının sözlerinin ve Anadolu insanının yaşadığı hayatın içinde büyür.
Belki de yıllar sonra kaleminden dökülecek mısraların ilk tohumları o günlerde atılır.
“YAZMAYA BAŞLAYINCA SANKİ HEPSİ ÖNÜMDE…”
Mehmet İslâmî, şiir yazma serüvenini anlatırken bunu kendisi için ilahi bir lütuf olarak değerlendiriyor.
Şiir yazarken zorlanmadığını, kalemi eline aldığında kelimelerin sanki zaten karşısında hazır bulunduğunu söylüyor.
Bu sözler, onun şiirle kurduğu ilişkinin ne kadar içten olduğunu gösteriyor.
Çünkü gerçek anlamda şiir bazen masa başında aranmaz.
İnsan yaşar…
Görür…
Üzülür…
Sevinir…
Düşünür…
Susar…
Ve yıllarca içinde biriktirdikleri bir gün kelimelere dönüşür.
Mehmet İslâmî’nin şiirinde de hayatın, inancın, milletin, tarihin ve insanın iç dünyasının izlerini görmek mümkün.
İKİ KİTAP, BİR GÖNÜL DÜNYASI
Mehmet İslâmî’nin yayımlanmış iki kitabı bulunuyor:
“Birden Bire”
ve
“Kan ve İman.”
Kendisinin anlatımına göre bu kitapların yayımlanmasında, İslâm felsefesi alanında önemli gördüğü Prof. Dr. Mehmet Doğan Silleli Hocanın katkısı bulunuyor.
Kitap isimlerine bile baktığımızda şairin dünyası hakkında bazı ipuçları yakalayabiliyoruz.
“Birden Bire”…
İnsanın hayatında ansızın gerçekleşen değişimleri, gönülde bir anda oluşan duyguları ve kelimeye dönüşen düşünceleri çağrıştırıyor.
“Kan ve İman” ise tarih, millet, mücadele ve inanç ekseninde daha farklı bir pencere açıyor.
Mehmet İslâmî’nin ifadesiyle onun şiirlerine ilham veren kaynaklardan biri milletin yaşadığı ıstırap, bir diğeri ise millî değerler ve tarih şuurudur.
ŞİİRİNİ SADECE KENDİSİ İÇİN YAZMIYOR
Mehmet İslâmî’nin şiir anlayışında dikkat çeken noktalardan biri de şiiri topluma karşı bir sorumluluk olarak görmesi.
Onun mısralarında insanın kendisini sorgulaması, nefsini yenmesi, doğru yolda yürümesi, güzel amele yönelmesi ve inancını hayatına yansıtması gibi düşünceler öne çıkıyor.
“Fermandır Deyû Yazılmış” adlı şiiri bunun güzel örneklerinden biri.
Şair şiirinde insana adeta bir vicdan muhasebesi yaptırıyor.
İnsanın önce kendisine dönmesini istiyor.
“Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu insanın kendi nefsine yöneltmesini istiyor.
Bu soru aslında hepimizin zaman zaman kendimize sormamız gereken bir soru değil midir?
Günler geçiyor.
Yıllar geçiyor.
İnsan hayatın telaşı içinde koşuyor.
Para, makam, şöhret, geçim derdi, günlük sıkıntılar derken insan bazen kendisini unutuyor.
Oysa şairin hatırlattığı şey çok basit:
Bir gün durup kendimize de hesap sormalıyız.
OKUMAK AMA HER ŞEYİ OKUMAMAK
Mehmet İslâmî’nin üzerinde önemle durduğu konulardan biri de okumak.
Kur’an’ın ilk emrinin “İkra”, yani “Oku” olduğunu hatırlatıyor.
Ancak ona göre mesele sadece okumak değildir.
Ne okuduğumuz da önemlidir.
Çünkü insan okuduğundan etkilenir.
Bir kitap insanın düşüncesini değiştirebilir.
Bir şiir gönlünde iz bırakabilir.
Bir fikir insanın hayatına yön verebilir.
Bu nedenle onun okuyucuya tavsiyesi, iyiyi, doğruyu ve güzeli aramak üzerine kuruludur.
Bugün bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri budur.
Her şeyi bilmek değil…
Doğru olanı seçebilmek.
GÖNLÜNDE YER EDEN OZANLAR
Mehmet İslâmî’nin edebî dünyasında birçok büyük isim var.
Nâbî, Fuzûlî, Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl Kısakürek ve Abdurrahim Karakoç bunların başında geliyor.
Bunun yanında Şenlik, Sümmanî, Seyranî, Hicranî, Ercişli Emrah, Erzurumlu Emrah, Çobanoğlu, Mahzunî Şerif, Âşık Daimî, Nesimî, Hayaloğlu, Dertli, Polat, Mahcubî, Mahbubî, Harunî ve Ahmet Poyrazoğlu gibi birçok ozanı da sevdiğini ifade ediyor.
Bu isimlere baktığımızda ortak bir nokta dikkat çekiyor:
Hepsi farklı dönemlerde yaşamış olsa da sözün sorumluluğuna inanmış insanlar.
Şiiri yalnızca güzel söz söylemek olarak görmemişler.
Milletin derdini, insanın acısını, aşkı, vatanı, inancı, adaleti ve hayatın gerçeklerini şiirlerine taşımışlar.
Mehmet İslâmî de kendisini bu büyük şiir geleneğinin bir devamı olarak görüyor.
BİR ŞAİRİN EN BÜYÜK MUHASEBESİ: KENDİSİ
“Fermandır Deyû Yazılmış” şiirinin son bölümünde Mehmet İslâmî, bu defa başkasına değil, doğrudan kendisine sesleniyor:
“Sen; seni kefeye koy tart İSLÂMÎ
Olmamalı niyetin art İSLÂMÎ
Hüsn ü amel ebeden şart İSLÂMÎ
Ene’yi kırmandır deyû yazılmış.”
Belki de şiirin en önemli mesajı burada saklı.
İnsan başkasını tartmadan önce kendisini tartmalı.
Başkalarının kusurunu aramadan önce kendi kusurlarına bakmalı.
Kendisini dünyanın merkezine koymak yerine haddini bilmeli.
Çünkü insanın en büyük mücadelesi çoğu zaman karşısındaki insanla değil, kendi nefsiyle verdiği mücadeledir.
ANADOLU’NUN SESSİZ İNSANLARINDAN BİRİ
Mehmet İslâmî’nin hayatına baktığımızda karşımıza yalnızca bir şair ve yazar çıkmıyor.
Karşımıza Anadolu’nun içinden yetişmiş bir insan çıkıyor.
Geç yaşta başlayan bir eğitim…
Fakir bir köy hayatı…
Dağlarda geçirilen yıllar…
Ozanların eserleriyle yoğrulan bir gönül…
Ve sonunda kelimelere dönüşen bir hayat…
Belki de onun hikâyesinin en güzel tarafı burada.
Çünkü bazı insanlar kitaplardan şiir öğrenir.
Bazıları ise hayatın kendisinden şiir çıkarır.
Mehmet İslâmî’nin şiir yolculuğu da böyle bir yolculuk.
Dağlarda başlayan…
Anadolu’nun kültürüyle beslenen…
İnançla şekillenen…
Milletin sevinci ve ıstırabıyla yoğrulan…
Ve sonunda kitap sayfalarına ulaşan bir yolculuk.
“Birden Bire” ve “Kan ve İman” bu yolculuğun iki önemli durağı.
Bugün bize düşen ise böylesi insanların sözlerine kulak vermek, eserlerini okumak ve onların hayat hikâyelerinde saklı olan Anadolu hafızasını gelecek kuşaklara aktarabilmek.
Çünkü bir milletin hafızası yalnızca tarih kitaplarında yaşamaz.
Bazen bir ozanın mısrasında…
Bazen bir köylünün anlattığı hikâyede…
Bazen bir kitabın sararmış sayfasında…
Bazen de yıllarca dağlarda hayvan güderken gönlüne şiir dolduran bir insanın kelâmında yaşar.
1942 de anadfan doğan12 yaşında ilkokula başlayıp yani 1954 de, 1958-59 ders yılı döneminde pekiyi dereceyle mezun edilen Fakir bir köylü çocuğu Tabii bu hengamede dağda mal güderken devamlı Karacoğlan Kerem ile Aslı Aşık Garip Aşık Ömer Köroğlu ve daha nice aşıkların eserlerini tedris eden olduğu halde İlahi lütuf ile şiir yazmağa başlayan biçare bir kuldur Yazarken hiç bir nahoşlukla karşılaşmadım yazmağa başlayınca sanki hepsi önümdede oradan yazıyorum gibi devam ederim yazmağa Umuma hitab eder kitablar Ellah razi olsun İslm Feylesofu olarak gördüğüm bildiğim Profösör Mehmet Doğan SİLLELİ Hocanın tasnifi le iki kitabım yayınlandı “BİRDEN BİRE ve KAN VE İMZA” adında. İLHAM Milli mukadderattan ve milli mefahirlerin inkisarından birde Milletin ızdırabından aldığımdır sEVDİĞİM BEĞENDİĞİM ŞUARALAR Aklımda kaldığına ve gelediğine göre Nabi Fuzuli “AÇIN KAPILARI OSMAN GELİYOR VE BU ANA KADAR BÜTÜN DERDİ KEDERİ ELEMİ İKİ İSMETTEN ÇEKTİM, BİRİSİ ZÜRRİYETİMDEN ETTİ BİRİSİDE HÜRRİYETİMDEN ETTİ ve Milletvekili olduğunda Kıravat kullanmak adeti olmadığı için asla kıravat takmadan meclise gelince samim olduğu vekiller Ağabeğ kıravay tak derler asla takmam dese de israrla illada kıravat tak dediklerinde çarnaçar evet takayım der. Sevinirler yarın kıravatla gelecek diye çünkü söz verdi ya. Ertesi gün geldiğinde bakarlar yine boynunda kıravat yok. Derler ağabeğ söz verdin takacağım diye neden takmadın? dediklerinde Pantolonuna kemer olarak taktığı kıravatı göstererek işte takdım görüyorsunuz der. Ağabey boynuna takmamışsın derler Boynuma takacağım demedim ki. takacağım dedim ve işte takdım” diye SERDENGEÇTİ, BAĞRI YANIK OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ, ÜMMETİ MUHAMMEDE GÖKLERDEN GELİR HABER / HİÇ GÜZEL OLMASAYDI ÖLÜRMÜYDÜ PEYGAMBER” (Sallellâhu Tealâ Aleyhi ve Sellem) diyen: Necip Fasıl KISAKÜREK, “TÜRKÜLER VAR BAŞI BELDEN AŞAĞI / ÇALMAYAN RADYONUN PİLİ CENNETLİK / KÂFİR MEYVE İNMEZ DALDAN AŞAĞI / YOKSULUN YAKTIĞI ÇALI CENNETLİK……” demek düsturuyla şuaralara kılavuz olan Abdürrahim KARAKOÇ Ağabeğim Şenlik, Sümmani , Seyrani hicrani Ercişli ve Erzurumlu Emrahlar Çobanoğlu Mahzuni Şerif Ahmet Poyrazoğlu Daimi Nesimi Hayaloğlu Dertli Polat Mahcubi Mahbub Haruni ve daha nicelerini severim hiç kimse ile bu hususta alış verişimiz olmamıştır Okuyucu muhtermlerden dileğim. “İKRA’ Ellâh’ın Celle Celâlihu İlk emridir bu okuyun ama her şeyi de olkumayın çünkü insan “ÇOK CAHİL ÇOK ZALİM ÇOK NANKÖRDÜR” buyuran Rabbül Alemindir, İnsanın okuğu şeyin tesirinde kaldığı hakikattir İYTİ; DOĞRU; GÜZEL olanı oku Bunlşar asliyetine kavuşturur Bunların olabilmesi için Amentüye iman edip yaşamakla mümkündür Önce ,,Ellaha itaat Sonra Ana-Babaya itaati vadeder Yaratan Ananın bedduası pek tesir etmez ama Babanın ki ile Ellah arasında perde yoktur Direkt kabul olunur.

FERMANDIR DEYÛ YAZILMIŞ
Ervahı ezelde Âdem oğluna
Ders veren KURÂN’ dır deyû yazılmış
İttiba ederken ELLÂH yoluna
Rehberi FURKAN’ dır deyû yazılmış
Memnuya teveccüh nefse zulümdür
Lânetullâh senaryosu filimdir
Müstakimden saptırılmak ölümdür
Ahdinde durmandır deyû yazılmış
Zülfikar ol hevâi hevesine
Kulak ver Şehidin ulvî sesine
Aldanma aslanın kükremesine
Hayır-Şer fermandır deyû yazılmış
Ehl i hakikati yormamasına
Engel çok menzile varmamasına?
Lânetli İblisin vurmamasına
BİSMİLLÂH dermandır deyû yazılmış
Babı zarafetten girsinler deyû
Firdevsi âlâya varsınlar deyû
Cemâl-i İlâhi görsünler deyû
Divana varmandır deyû yazılmış
Uyku küçük ölüm istersen uyu
Yusûf’ a sığınak kuyunun suyu (a.s)
Bugün ELLÂH içün ne yaptın deyû
Nefsine sormandır deyû yazılmış
Sen; seni kefeye koy tart İSLÂMİ
Olmamalı niyetin art İSLÂMİ
Hüsn ü amel ebeden şart İSLÂMİ
Ene’ yi kırmandır deyû yazılmış
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Es-Selâmü Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtühû. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
MEHMET İSLAMİ: Ve Aleyküm Selâm, ehlen ve sehlen mücahid Mahmudum. 1942 yılında Anadolu’da doğdum. 12 yaşında, yani 1954 yılında ilkokula başladım. 1958-1959 ders yılı döneminde pekiyi dereceyle mezun oldum. Fakir bir köylü çocuğuydum. Dağda mal güderken devamlı Karacaoğlan, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Âşık Ömer, Köroğlu ve daha nice âşıkların eserlerini okuyup öğreniyordum. İlahi bir lütuf ile şiir yazmaya başlayan biçare bir kulum.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Ne zamandır yazıyorsunuz?
MEHMET İSLAMİ: Yazmaya ne zaman başladığımı kesin bir tarihle ifade edemem. Ancak çocukluk ve gençlik yıllarımdan itibaren şiire ve edebiyata büyük bir ilgi duydum. Okuduğum âşıkların eserleri gönül dünyamda derin izler bıraktı. İlahi bir lütuf olarak şiir yazmaya başladım ve bugüne kadar devam ettim.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Yazmanızdaki en büyük etken nedir?
MEHMET İSLAMİ: Yazmamdaki en büyük etken; millî mukadderatımız, millî mefahirlerimizin inkisarı ve milletimizin yaşadığı ızdıraplardır. Milletimin derdi benim derdimdir. Gördüğüm, hissettiğim ve gönlümde taşıdığım meseleleri şiirle ifade etmeye çalışıyorum.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Yazarken çektiğiniz en büyük zorluklar nelerdir?
MEHMET İSLAMİ: Yazarken herhangi bir nahoşlukla karşılaşmadım. Yazmaya başlayınca sanki yazacağım her şey önümde hazır duruyor gibi hissederim. Oradan okur, oradan yazarım. Şiir kendiliğinden akıp gider.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Kitaplarınız hangi yaş grubuna hitap ediyor?
MEHMET İSLAMİ: Kitaplarım umuma hitap ediyor. Her yaştan insanın okuyabileceği eserlerdir. Allah razı olsun, İslam filozofu olarak gördüğüm ve bildiğim Profesör Mehmet Doğan Silleli Hocanın tasnifiyle iki kitabım yayımlandı. Bunlar “Birden Bire” ve “Kan ve İmza” adlı eserlerdir. Kitaplarım internette de bulunmaktadır.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Şiirlerinizde belli bir yaş grubu var mı?
MEHMET İSLAMİ: Hayır, şiirlerimde belirli bir yaş grubu yoktur. Şiirlerimin herkes tarafından okunmasını ve anlaşılmasını isterim. Çünkü şiirin konusu insansa, bütün insanlara hitap etmelidir.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Yazarken ilham aldığınız şeyler nelerdir?
MEHMET İSLAMİ: İlhamımı millî mukadderatımızdan, millî mefahirlerimizin inkisarından ve milletimizin ızdırabından alıyorum. Milletin yaşadığı sevinçler, acılar, sıkıntılar ve değerler benim şiir dünyamı besleyen en önemli kaynaklardır.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Beğendiğiniz şair ve yazarlar kimlerdir?
MEHMET İSLAMİ: Aklımda kaldığı ve hatırladığım kadarıyla Nabi, Fuzuli, Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl Kısakürek ve Abdurrahim Karakoç ağabeyim başta olmak üzere birçok şairi sever ve beğenirim.
Osman Yüksel Serdengeçti’nin hayatından ve mizahi yönünden bazı hatıralar da benim için önemlidir. “Açın kapıları Osman geliyor” anlayışıyla tanınan Serdengeçti’nin özgürlüğüne ve karakterine düşkünlüğü dikkat çekicidir.
Necip Fazıl Kısakürek’in, Peygamber Efendimiz’e (Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) olan sevgisini ifade eden sözleri de gönlümüzde ayrı bir yere sahiptir.
Abdürrahim Karakoç ağabeyimin ise özellikle halkın meselelerini ve toplumun gerçeklerini dile getiren şiirlerini çok severim.
Bunların yanında Şenlik, Sümmani, Seyrani, Hicrani, Ercişli Emrah, Erzurumlu Emrah, Çobanoğlu, Mahzuni Şerif, Ahmet Poyrazoğlu, Daimi, Nesimi, Hayaloğlu, Dertli, Polat, Mahcubi, Mahbub, Haruni ve daha nice şair ve âşıkları severim.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Yazarken görüş alışverişinde bulunduğunuz kişiler oluyor mu?
MEHMET İSLAMİ: Hayır, bu hususta hiç kimseyle özel bir görüş alışverişimiz olmadı. Yazdıklarımı daha çok kendi gönül dünyamdan, birikimlerimden ve yaşadıklarımdan hareketle kaleme alıyorum.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
MEHMET İSLAMİ: Muhterem okuyucularımdan dileğim şudur: “İkra”, Allah’ın Celle Celâlühû ilk emridir. Yani okuyun. Fakat her şeyi de okumayın.
Rabbülâlemîn, insanın “çok cahil, çok zalim ve çok nankör” olabileceğini bildirir. İnsan okuduğu şeylerin tesirinde kalabilir. Bu nedenle iyi, doğru ve güzel olanı okuyun.
Bunlar insanı asliyetine kavuşturur. Bunun gerçekleşebilmesi ise Amentü’ye iman etmek ve onu yaşayabilmekle mümkündür.
Önce Allah’a itaat, sonra anne ve babaya itaat gerekir. Anne ve babanın gönlünü hoş tutmak, onların duasını almak insan için büyük bir nimettir.
Bütün okuyucularımıza tavsiyem; doğruyu, güzeli, iyiyi ve insanı hakikate ulaştıracak eserleri okumalarıdır.
MAHMUT ÇİÇEKDAĞI: Değerli görüşleriniz ve samimi cevaplarınız için teşekkür ediyorum.
MEHMET İSLAMİ: Ben teşekkür ederim. Allah hepimizden razı olsun. Es-Selâmü Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtühû.

KÜNYE ONLİNE sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.