Yorgun insan durağı.

“Kara tren gecikir belki hiç gelmez…”

Hep bir kıvılcım tutuşturur ateşi hep bir sicim yağmur söndürür, kömüre döndürür odunu, hep bir yeniden yanmaya cesaret edişleri yüzünden, bu kez, tutuşur ve küle döner kömürler. Sonra bilmem hangi meltem hangi rüzgâr savuruverir bir yerlere bir göklere külleri…

Yorgundu bugün gördüğüm tüm yolcular da benim gibi. Parıl parıl gözlerinde buruk bir hüzünlü neşe hâli. Kiminde çoktan gelip geçmiş trenlere emanet edilememiş mektupların bilinmez diyarlara gidişi seyrediliyor, kiminde nereye götüreceği bilinmeyen korkular, ümitler, kaygılar fakat ölmeye de hazır bir vazgeçiş okunuyor, kimi akıl mantık duygu formellerinde sancıyor, kimi ise benim gibi… Boşverin.

Tramvaylar yorgundu bugün, dedeleri treni andırıyordu bellerindeki kambur. Omuzlarında bir karlı dağ, başında parlak sarı beyaz bulutlar görünüyordu. Ayaklarında mezar toprağı ve kızgın demirden raylar, ellerinde yaz çiçekleri ve ağaçlarından yere dökülmüş olgunlaşamamış meyveler…

Vaktince hepsi. Her tramvayın gelişi ve gidişi de… Vakitlice yoruyor yaşamak. Vakitlice ölmek gerekiyor zira Hak emrince. İlla Azrailin mi çekmesi lâzım nefesi candan, öyle yorgundu ki bugün gördüğüm insanlar, nefesleri son bir çırpınışla çıkmaya çabalıyordu; bir şeyler anlatmaya çalışarak ama diliyle ama kalbiyle ama bilinmez bir lisan ile…

Yorgundu duraktaki banklar. Hep hoşgeldiniz ve Allah’a emanet olunuz demekten binlerce yorgun yolcuya.

Kapattım gözlerimi. Ve son üç nefesimi bekledim. Bir Allah vardı kalbimde fakat iç sesimde hep içimden sevdiklerimin izleri… Yeterince yoramamış demek ki yaşamak! Hak emrince ölmeden önce ölmek gerekti zira. Öyle ise neyin nesiydi bu özlemler bu dilekler bu hiç kavuşulmamış vurulmaların firak yaralarıyla sayıklayışlar hâlâ bir zerrecik ihtimali…

Sanki doyacak şu insan! Sanki, tamam diyecek birileri çıkıp, artık hepsi geçti artık her şey iyi doğru ve güzel, artık… Genellemeler çoğunlukla yanıltır insanı, kişiselleştirmeler, her şey sanki seninle alakalıymış gibi iyi ve kötü hissetmeler falan… Vallahi doymaz şu bütün yorgunluğuna rağmen hâlâ direnen insan. Yemek yer çay içer, yine ister. Konuşur/susar/gülümser der diyeceğini ama yine ister. Sever, çok sever, yanımda kalsın ister, gider giden, o, yine de sever ve özler. Öfkelenir dağıtır yıkar ne varsa, yine de öfkesi dinmez. Harcar zamanı harcar parayı harcar sağlığını, yine de daha fazla harcamak ister.

Vallahi doymayacak ne bu tramvaylar yolcu bindirip indirmeye ne de bu yolcular yüreklerine dünya doldurup boşaltamamaya…

Ah…

Yorgunum.

Görüyorum ki sen de yorgunsun okurum.

Yorgun olanlar güzel güler, huzur vardır gözlerinde bütün hüznüne rağmen, yüreklerinden severler her şeyi ve herkesi zira artık Allah için yaşıyorlardır, anlamışlardır artık bu dünyanın bunca murada çabaya gama kedere değmeyeceğini…

Yorgun insanlar kucak açarlar dualarıyla size. Aminlerini melekler götürür semaya, kuşlar getirir.

Reklamlar

By FATMA ZEHRA AKYİĞİT

1995 Osmaniye/Kadirli doğumlu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat ön lisans mezunu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Bişnev Dergi'de yönetici/sosyal medya ve reklam sorumlusu/tasarımcı/editör/yazar/şair/çizer. Muhtelif dergilerde yazar/şair. GÖKYÜZÜ TOPRAK KOKAR isimli eserini yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: