Nihayet!

Artık biliyorum nicedir banklarında sabahladığım bu Tramvay Durağı’nın adını. Yıllar oldu. Sadece bir göz açıp kapadım sanıyormuşum meğer. Bir lahza. Bir nefs eline düşme süresi… Yıllar geçmiş. Durup öylece- bakacağı bir trene kavuşamayan, affınıza sığınırım, öküzün tembellik edeceği kadarlık ömrüm, geçmiş, ben kalmışım bu ıssız durakta bir boşluğa dalıp giderek.

Bir Tramvay geldi geçenlerde.

Durun durun, sakin olun, biliyorum tam on üç bölümdür arkasından ata tuta bekliyorduk kendisini. Lakin, hala cevabından yakinen emin olmadığım sorularım var. Mesela bu tramvayın beni nereye götürmesini bekliyorum? Hadi bindim Tramvaya, boş koltuklardan birine oturdum, kapılar kapandı ve yola çıkıldı. İyi de, hangi yola, hangi durakta ineceğim yahut son durağı var mı bu yolun? Derler ya, yolda mı olmalıyım yoksa hep, uçsuz bucaksız bir paradoksun içinde düğümlerce çözümlerce adımlar atar halde mi olmam gerekir bu tramvayın pencerelerinden gözlerime yansıyan her bir manzarada?

Belki de bu kadar fazla sorgulamak, işsiz işidir. Varlığımdan murad edilen o işi bulamadıkça, öyle ya da böyle bir şekilde ayağıma kadar gelen her bir tramvayın armut sapına üzüm çöpüne takılıp durmam yüzünden bir arpa boyu yol alma ihtimalinden dahi geri kalıyorum. (Her birimizin iç ve dış dünyasındaki tramvayların farklı bir şeyi temsil ettiğini billiyorum, tavsiyem, bu seriyi okurken Tramvayları ve Durakları her okuduğunuzda farklı açılardan tefekkür edin) Sebebi ne? Yolun, yolcunun, tramvay-lar-ın, yolculuğun muhtelif manzaralarındaki türlü imtihanların, yol sapaklarının, durakların… Bir sahibi var. Zamanın mekanın insanın, değişimlerin dönüşümlerin, şu nizamın bir tanzim edeni var.

Benim buralarda işim ne? Varlığımdan murad edilen iş, ne? Öküz tren muhabbetinden ötesi, “ben” den “sen” den ziyadesi Barış Manço ağabeyin…

Tramvay-lar gelir ve giderler. Yolcular biner gider iner gelirler. Duraklar durur, duranlar bekler dururlar tramvayları. Yollar uzadıkça uzar, hayat zamana imrenip kısalır, kuşlar akıllı varlıklar… Kuşlar takılıp kalmaz uçarlar. İnsan dediğin öyle mi? İnsanlar kaçarlar. Koşturmacaları hiç bitmeyecek gibidir. Kalanlar yaşarlar. Ölebilenler varırlar son durağa. Dirilebilenlerin, yüzü olur ancak, huzura varmaya.

Artık biliyorum bu Tramvay durağının adını.

Adı…

Reklamlar

By FATMA ZEHRA AKYİĞİT

1995 Osmaniye/Kadirli doğumlu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat ön lisans mezunu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Bişnev Dergi'de yönetici/sosyal medya ve reklam sorumlusu/tasarımcı/editör/yazar/şair/çizer. Muhtelif dergilerde yazar/şair. GÖKYÜZÜ TOPRAK KOKAR isimli eserini yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: