Korkularımız acılar ile birleştiğinde hayatımızı çekilmez bir hale sokar. İki yıldan fazladır Corona diye bir virüsü laboratuvarlarda ürettiler sonrada dünya üzerinde milyonlarca insanın ölümüne neden oldular. Şimdide bir maymun sevdası tuttu yine Laboratuvarlarda bir virüs geliştirdiler, “bu bana göre bir düşünce” bu seferde insanları bu virüsle korkutmaya başladılar. Bakalım nasıl bir aşı yaparak para

AİDS ve Maymunlarla ilişkiye girilmesiyle Çocuklar Duymasında değerli bir sanatçının dediği gibi AİDS patladı gitti. Peşinden silsile devam ederek, Deli Dana, Kuş Gribi, Domuz Gribi, Yarasadan gelen Corona derken bakalım daha nasıl bu dilsiz varlıkların zaafından yararlanarak hangi dostumuzu suçlayarak hastalıklara bir kılıf bulacaklar. Deniz hayvanlarına daha sıra gelmedi. Yakında sırasıyla onları da suçlayarak bir kılıf bulurlar laboratuvarda geliştirdikleri virüslere. Biz dünyalılar bu Faşist kapitalist yıkıma tepki göstermedikçe daha çok virüs üretilerek, bizim gibi geriden medeniyeti takip eden ülkelerin başına hastalıkları bela ediyorlar.

Sırf çıkar sırf hırs ve bu şekilde kimyasal bir biçimde aralarında silahsız bir savaş çıkarttılar ve bunun belasının da tüm dünyaya yaşattılar. Artık dünya git gide silahsız savaşa doğru adım atarak, insanları kimyasal bir biçimde yok ediyorlar. Ya hayvanlara “Kene gibi” mikrobu yükleyerek laboratuvar ortamında çoğaltarak doğaya salıyorlar ve insanların bu şekilde ölümlerine neden oluyorlar.  Bu şekilde gövde gösterisi yaparak rakip ülkelere karşı üstünlüklerini sağlamış oluyorlar. Bu vesileyle ileri ki yıllarda daha çok insan hastalanacak, daha fazla insan ölecek. Biz bu duruma karşı hep tetikte ve hazırlıklı olmamız gerekecek. Bunlar olurken beraberinde kimse bilmesin kimse bu süper güç ülkeleri suçlamasın diye bir suçlu bulunarak ileri sürülecek, tıpkı yarasa olayında olduğu gibi. Domuz ve kuş gribinde olduğu gibi. Deli dana olayını da unutmamak gerekli.

İşte bu dönemler zarfında insanlar birbirinden kaçar oldu kimse kimseyle görüşmez, konuşmaz ve merhaba etmez oldu. Toplu taşım araçlarının içerisinde insanlar birer vebalı gibi birbirine cüzamlı gibi baktı. Bayramlarda el öpmek sarılmak ve bayram ziyaretleri rafa kalktı. Hafif boğazınız gıdıklanıp öksürseniz veya burnunuz kaşındı hapşırmak isteseniz korkuyla hapşıramazsınız, neden insanlar size Coronalı zannedecekler ve sizinle kavga etmek için diken üzerinde bekleyerek avını parçalamaya hazır bir aslan misali öyle öfke kin dolular. Öksürüp hapşırdığınızda hemen yanınızdan kalkarak başka yere oturuyorlar. Çantalarda dezenfektanlar habire çantadan çıkarılıp eller dezenfekte ediliyor.  Corona nın tek faydalı tarafı temizliğe pek önem vermeyen ağzı kokan dişini fırçalamaktan aciz ellerini yıkamayanlar için iyi bir alışkanlık edinmelerini sağlamış oldu.

Bu konuya nereden geldiğime gelirsek, “KORKULARIMIZ” hastalıklardan korktuğumuz kadar hiçbir şeyden korkmayız ölüm hariç. Eve evcil hayvan alıyoruz insanlardan intikam alırcasına üzerlerine salarak, bak gördün mü seni korkuttum aklını başına al deriz adeta. Karşımızdaki insana göz dağı verirken diğer taraftan kendi korkumuzun önüne geçmeye çalışırız, karşımızdaki insan bize güç kullanarak bizi ezmesin diye. Fare bizden küçük olmasına rağmen bizi görünce kaçacak delik aramasına rağmen biz bir tarafa kaçarken diğer tarafa da fare kaçtığı halde bağırıp çağırarak yardım talep ederiz. Basında sizlerde muhakkak takip ediyorsunuzdur, köpekten kaçanların yaşadıkları dramı. Halbuki kaçmak yerine köpeğe tepki gösterse hiçbir şey olmayacak.   

Ayrılık korkusu her daim içimizde bir acı gibi karnımızı ağrıtır.  Sevgilimiz aradığında birgün önce tartıştıysak, içimizde bir cızırtı eyvah! Acaba ayrılmayı mı teklif edecek diye korktuğumuz için acaba telefonu açsam mı açmasam mı diye tereddüt ederiz. Ya açarsam sevgilimin son sözlerini duyacağım, ben son sözleri duymak istemiyorum, çünkü sevgilimi çok seviyorum. Bu bir korkudur. Ayrılık sonrası yaşanacak dram ise acıdır.

Gece tenha bir yerden geçerken hep etrafımıza bakarız acaba biri bize saldıracak mı diye yaşadığımız korku yüzünden tir tir titreriz. Misal otostop yapan bir yabancının iyi veya kötü niyetli olduğunu bilmeden sırf iyilik olsun diye yazık yolda kalmış alayım deriz, adamla sohbete başlayınca da içimizi büyük bir korku sarar, adam beni öldürecek mi? cebimdeki parayı mı alacak? Ya adam silahlı bir gangster veya bir terörist mi? eğer öyleyse vay başıma gelene demeye. İyi niyetle yapılan iyilik başımıza dert olmuş ve bizi korkutmaya başlamıştır artık. Gideceği yere bırakana kadar gözlerimiz fal taşı gibi olur, göz ucuyla devamlı onun hareketlerini kontrol ederiz.

Sanırım biz dünya ya gelirken hamurumuz korku ve acıyla yoğrulmuş.

Mutluluk ve sevinç olmasına rağmen, acı ve korku hep var. Tuttuğunuz takımın maçı var gün boyu büyük bir stres içindesiniz heyecanla maçın başlayacağı saati bekleriz. Bir tarafta yenilme korkusu, diğer taraftan yenecek miyiz acaba diyerek korkuyla bekleriz.

Dişimiz ağrıdığında acı çekeriz.

 Başımız ağrıdığında acı çekeriz.

Bir yakınımızın ağır hastalandığında acı çekeriz.

Ya ölüm haberini aldığımız bir dostumuz veya aileden biri ölünce acıların en büyüğünü yaşarız veya yaşadığımızı zannederiz.

Ölümden bahsetmişken, dünyaya gelirken binbir tür nazla geliriz: bizi karnında taşıyan kadına adeta zindan hayatı yaşatırız biz gelmek istemediğimizi karşı tarafa attığımız tekmelerle anlatmaya çalışırken, zavallı kadın ise bu yediği tekmeden mutluluk ve haz duyar. O atılan tekmeler belki ileride o tekmeyi lanetle anacak. Çünkü mutlulukla karşıladığı tekmeyi atan hayırsız çıkınca hayatına korku ve acı salacak kim bilir.

İşte zor bela anne ve babanın Allah’a yalvarmaları yakarmaları sonucu dünya gelen bebek, dünyaya geldikten bir müddet sonra tıpkı çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemini yaşayan bir zanaatkâr gibi dünya ehli olmaya başladıkça mesleğinde yükselircesine dünyaya dört elle sarılarak artık dünyadan ve dünyanın zevklerinden kendisini mahrum edecek olan ölüme karşı meydan okurcasına büyük bir mücadelenin içine girer.

Halbuki ölüm kaçınılmaz bir son ve ölümün son radde olduğunu bilmesine rağmen ölümden bahsedildiğinde konu değiştirilir veya topraktan geldik toprağa döneceğiz gibi absürt bir avuntumu sözü sarf eder. (gerçi bu söz bana çok anlamsız geliyor, topraktan gelmemiz için bir bitki gibi toprakta yeşermemiz gerekli. Neyse bunu felsefi kitabımda ayrıntılı yazacağım) Bunu söylerken ölümden korkmadığını ölüme gülerek gideceğinden söz eder insanlar.

Ama, hastaneleri adeta arşınlarız. Kimi zaman ufacık bir baş ağrısı çektiğimizde gideriz, kimi zaman aylık olarak kontrol amaçlı gittiğimizden bahsederiz. Ama bunların tümünde aslında amaç ölmemek için yapılan tetkiklerdir. Ölüm korkusu bir biçimde içimizi acıtır.

Her gün ölmekten korkmadığını söyleyen zat doktor senin altı aylık ömrün kalmış dediğinde önce bir bayılacak gibi olur ve sendeler. Sonrasında eve gitmeden bir yerde uzun uzadıya oturarak, düşünmeye başlar! Ben ölürsem eşim çocuklar ne olacak demeye. Halbuki evden çıkarken eşiyle kavga etmiş, Allah belanı versin ölsem de senden ve çocuklarının sesini duymasam bıktım senin dırdırından demişti. Şimdi ise nasıl söyleyeceğim telaşına düşmüştü.

Halbuki tek korkusu ölmektir, ölümü bilmesine rağmen. Hani dünyaya gelirken ağlamıştın beni neden gelmeye zorladınız diye şimdi niye ağlıyor ve acı çekiyorsun gitmemek için?  Biz insanlar yapı olarak güçlü olduğumuzdan bahsedilir. Halbuki dışarıda soğukta beş dakika kalamayız ama doğada yaşayan varlıklar aylarca soğuğa katlanmak zorunda kalıyorlar, biz sıcacık evlerimizde şömine veya sobaların başında otururken.

Hastalandığımızda gidecek doktorumuz var, bize moral verecek sevdiklerimiz var, arkamızda yalandan da olsa iki damla gözyaşı dökecek birileri olacak ve halla halimize şükretmeyiz ve ölüm söz konusu olunca içimizi bir korku sarar.

Biz öldüğümüzde iki damla gözyaşı dökülecek bir hafta on gün sonra yavaş yavaş insanlar normal hayatlarına dönecekler.

Bunun için korku ve acı yaşamak yerine hayatı en güzel şekilde yaşayarak kötü alışkanlıklar edinmeden ve bu kötü alışkanlıklardan uzak durarak hayattan zevk almaya bakacağız. Ölüm nihai sonuç! Kaçış yok dünya bizim şuan ki yaşam alanımız, tadını çıkararak hayatı zehir etmemek için gözümüzü tüm kötülüklere korkulara ve acılara kapatacağız.

By davutzol

İçimdeki yalnızlığım adlı kitabın yazarıyım burada sizlerle dostça paylaşımlarda bulunarak ortak noktada ve görüşte buluşmak için varım

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: