Hayat bir kez çirkin yüzünü gösterdiğinde hayata dair iniş ve çıkışlar yalan oluyor. O düşülen dipsiz kuyudan çıkış imkânsıza dönüşüyor. Her defasında daha derine düşüyor, yanınıza dert kalanlarla yaşıyorsunuz.. İsteyerek yürüdüğünüz ya da mecbur bırakıldığınız yollarda farklı kişilerle tanışacaksınız.  Siz kendinize olan güveninizle yürürken söylenecekler, insan bu değil mi zaten her eylemi durdurmak isteyen eylemde bulunanı incitmeyi umursamayan bir canlı grubu.  Hakkınızda türlü konuşmalar yapacaklar, doğru yanlış söylemlerde bulunacaklar. Hakkınızda ortaya attıkları yanlış ifadeleri birkaç farklı kişinin sözüyle destekleyecekler. Çoğunluk hep haklı mıdır? Bir topluluğun aldığı karar hep doğru mudur? Doğru nedir? Kimin doğrusu? Kime göre doğru? Doğruluk bir şarta ya da kalıba sıkıştırılabilir mi?.. 

Yürümek var olmaktır, atılan her adımda kendini bulmaktır.. Öyle yola çıkılan yer ve varılan yer arasında ki mesafe değildir. Yürümek büyülüdür. İnsan yürürken ruhunu özgür bırakır. Yürüyüşünden tanırız bazen başkalarını. Adımları yavaş ve korkulu, omuzları düşük, başı öne eğik, yumrukları delik ceplerinde, bakışları solgun, hissiz bir simaya aralanır göz kapaklarımız.  Bazen gördüğümüz bizden başkası değildir. Bazen insanlarda kendimizi görürüz, bize ayna olurlar. Aklımızda yeni bir soru belirir; aynaya bakmaktan korkan insan yürümeye devam edebilir mi?

Bazı insanlar her adımını kararlı atmaktan bazıları adım adım gitmekten, bazıları koşar adımlar atmaktan, bazıları yürürken etrafını seyretmekten, bazıları varılacak yeri gözünde çok büyütüp önüne çıkan herkesi ezecek adımlar atmaktan zevk alır. Fakat bazıları istediği yolda yürür. Kalan kısım mecbur bırakıldıkları yolda yürürler. 

Bazıları hedef uğruna insanları kırmaktan çekinmez, hikâyesinde sevdiği şeyleri yerine getiremeyen insan bunu yapanlara nefret duymaya başlar. Hayatta böyle değil mi zaten ulaşamadıklarının düşmanı yapar insanı. Sevdiği, hür iradesiyle tercih ettiği yolları seçen ve bu yollarda yürüyen insanlar hep daha ılımlıdır. Yürüyüşlerinde ki başarıyı herkes tatsın isterler. Bazen yanlış bazen doğru olsa da herkes seçiminin sonuçlarını yaşar.  Ama hayat her zaman böyle değildir bazen seçebilme şansı olmaz insanın dikenli yollarda yürümesi istenir ve hayır diyemez tek yapabildiği razı olmak olur.

Seçimler dedik ya seçimler. Ancak seçimlerin yanlış ve doğruluğunu kendine söylemeye başladığı o ilk yüzleşmeden itibaren her gün sorunlar oluşur. Ya kendi haklıdır ya da aynadaki aksi. Ortada buluşmak istemeyen taraf aynayı ortadan kaldırmak ister. Kendi seçimini yapamayan insan devamlı kendini erteler. Defalarca yaşanan bu ertelenmeler özde kayıplara sebep olur. Kendine karşı suçlamalar ben bunu hak ettim demeler başlar. Zaman gelir geçer birbirinin aynısı günlerde içimiz boşluktan farksız bir hale bürünür.  Hep o boşluk gitsin diye olmazlarla doldurmaya çalışırız. O boşluğu dolduracak olanın sadece benliğimiz olduğunu hiç fark etmeyiz ya da bilmemezlikten gelmek kolay olandır. Bir eşyamız kaybolur, bir arkadaşımızla aramız açılır içimizde ki boşluk bu yüzden zannederiz.. İnsan en çok kendinin boşluğudur.. İnsan en çok kendini incitendir. İhmal ederek, haksızlık ederek, hayatı zehir ederek kendisini rahatlatmak ister. İnsan derdinin kendisi olduğunu fark edemeyendir. Kendini erteleyen, kendine kaçmaya çalışan, kendini umursamayandır, kendini yok sayıp sonunda unutandır.. 

Kendinden başka herkese merhem olmaya çalışan insan en çok kanayandır, bunu bilmez.. Kendini günden güne unutabilmek için başkalarının dertleriyle, mutluluklarıyla içlerinde ki boşluğu doldurmak, tamamlanmak ister.. İçinde kopan fırtınaları başka limanlarda dinginleştirmek ister.. Sessiz kalabalık hayatı yok sayılsın, kimse adını dahi bilmesin ister. O insan o sessiz çığlıklarında, arkasına sığındığı mutlulukların ardında içten içe bilinmek ister. İnsan değer görmemek ama fark edilmek ister. İnsan ölümlülüğünün bilincinde yaşamadan kayıplara karışır. İnsan kendini terk edendir.. İnsan yalnızlığa terk edilendir.

By Pınar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: