Seni sen yapan nedir? Hiç sordun mu kendine? Ben neden varım, yaşamda ki amacım ne diye düşündün mü? İsteklerim, değerlerim, hayallerim, elde etmeye çalıştıklarım, yeniliklerim, yenilgilerim.. Tek bir kelimeyle açıklayalım desek ne olurdu bu kelime? Beni ben yapan budur diyebileceğimiz ne var elimizde. Ben beni ben yapanın acılar olduğunu düşünüyorum. Olgunlaşmamda, fark etmem de, anlamam da, kendimi anlatabilmem de payı büyük.. Hayatımda kendime çizdiğim bu yolda önümde bir çok engel var. Yalnız yaşayamıyorum, korkuyorum. Acılar özgürlüğümü de engelliyor. Birlikte yaşamımı sürdürdüğüm bir ailem var lakin eksiklerle devam ediyorum. Sorumlu olduğum bir hayatın esiri gibiyim. Uyulması gereken kurallar var. Aileden kaynaklı olsun, toplumdan kaynaklı olsun. Kısıtlanmalarla dolu bir yaşam. Yeri geldiğinde kaçmak ister ya insan hem hayattan hem acıtan gerçeklerden ama sonuçta yine başarısız olur. Kurtulmak diye bir şey yoktur. Hep peşinde olur, kurtulmak istemenin bile bir cezası olur. Kaçamazsınız. Aslında hiçbir şeyin sonunu düşünmeden istediğin yere gitmek, istediğim gibi giyinmek, inanmak, eğlenmek, özgür nefesler alabilmek içinde ki boşluğu doldurma isteğini anlatır.

Doğarken belliydi zaten kaderimiz, yaşayacaklarımız, kısıtlanacak hayallerimiz.. Biz doğarken bile başkasını mutlu etmek için doğduk zaten. Ben doğarken sevildim mi ki?  Annem beni kucağına alınca ne hissetti? Herkes benimle beraber gülebildi mi? Sebebi bilinmeyen gözyaşlarımla gelmiştim bu cehenneme. Bunu ben istememiştim. Bu benim kaderimdi. Yıllar gelip geçti, ben büyüdüm, büyüdükçe sorun oldum, haklarım, hayallerim küçüldü.. Eğer kendi kararlarımı kendim veremeyeceksem, aldığım kararlar başka hayatlara bağlı olacaksa ve her gittiğim yolun sonundan tekrar döneceksem, çıktığım yokuşlar yok oluşlarım olacaksa neden buna bir tek insan hayatı deniyor. Tek kişi yaşamıyoruz bu hayatı ama ilk hatada bedeli tek kendimize biçiliyor.

Her karanlık gece nasıl ulaşıyorsa sabaha ben de öyle ulaşabilmeliyim mutluluğa, hayalini kurduklarıma.. Bir mekanı, zamanı olmalı yaptıklarımın. Kimseye hesap verme zorunluluğu hissetmeden kendim çizebilmeliyim sınırlarımı. Aslında o kadar da  umrumda değil kendi halindelik ya da özgürlük. Tabi ki bazı zamanlar çiğniyorum tüm kuralları, olmazları. Sonunu düşünmeden yaşıyorum biraz da. Umrumda olmayışı olacağına ihtimal vermediğimden sanırım yoksa fırsatım olsa bırakılsam kendi halime belki en güzel gerçek olacağım. Hayatın tadını çıkarabilecek hem elimdekilerin hem elimde olmayanların değerini bilip yaşayacağım. Hayat felsefem kendimden başka kimseye zararım dokunmadan doya doya yaşayabilmek olacak.  Böylece “senin özgürlüğün başkasının özgürlüğüne engel olduğunda biter ” kuralına uyarak yaşamış olacağım.

Anlamaya çalışıyorum geçmişten bugüne ne kadar çok değişiklik oldu hayatımda, kurallarımda, kısıtlanmalarımda. Tadı olmadıktan ve zevk almadıktan sonra yaşamak benim için koca bir hiçten ibaret. Madem hayatlarımız bir başkasına hatta başkalarına bağlı olacaktı o zaman öğretilmeseydi bize özgürlük, tek başınalık. Madem sembolik bir kelime olarak kalacaktı neden her yönüyle girdi aklımıza. Eğer her şeye olabilir ihtimaliyle yaklaşabilseydik, hayallere ulaşmak uğruna söylenen yalanlar da olmayacaktı. Özgürlük mutluluğu getirir mi peki? Her kapıyı açar denen para özgürlük ve mutluluk kapılarını açar mı bize? Ne düşünce özgürlüğü var ne de yaşam özgürlüğü? Neden? Çünkü yıkılmaz duvarları olan bir toplumun esiriyiz. Özgürlük toplum tarafından kısıtlanıyor. Biz başkalarının isteklerini yerine getirmek için çalışan bir hiçten öteye gidemiyoruz. Sahip olunamayacak en olmaz şey de bu zaten hapsolduğumuz duvarlar arasında kendin olabilmek, kendin kalabilmek…

 Pınar Yalçınkaya

By Pınar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: