Dışardan ek derslere girerek, öğretmenlere hizmet içi semineri vererek, okullarda yüzlerce tatbikatlar düzenleyerek yaklaşık 35 yıldır eğitim camiasının içerisindeyim. Bu nokta da gerek anı gerekse gözlem depomda eğitim camiasına dair epey veri bulunduğunu düşünüyorum. ‘’Paylaşılmayan anı, aktarılmayan bilgi çöptükte bulunan hazine gibidir. Kimse itibar etmeyince yok olur gider.’’ Sırrına mazhar olmamak için imkân bulduğum her ortamda ‘’Kimse yemek istemese de çöplükte biten meyvenin lezzeti iyi olur’’ misali bir iki cümle ile de olsa anı ve gözlemlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Bunu da herkese tavsiye ediyorum.

Nasreddin Hoca’nın beni anlamak için ‘’eşekten düşen gelsin’’ çağrısında olduğu gibi atanmayı bekleyen (şimdi atandı) bir öğretmen adayının babası (yakını) olarak bu cümleleri yazıyorum. Oğlum da atanmayı bekleyen sevdiği arkadaşları için belki elli defa ‘’Baba, milli eğitimde çalışıyorsun, sence ek atama olur mu, ek atama olmasa toplam atama eskiye göre daha çok olur mu?’’ diye soruyor.

Eskiden anne-babalarımız çok ayrıntıyı bilmezdi. Zaten çoğu çocuklarını ya imamın ya da öğretmenin zoruyla okula gönderdiğinden ‘’okursa okur okumazsa gelir sığırları otlatır’’ düşüncesine sahipti. Durum böyle olunca okulu bırakıp kaçan çoğunu ‘’canıma minnet deyip’’ hemen sığırların, keçilerin, koyunların peşine salardı. Dolaysıyla çocuk okulu bıraktığı için, baba da kendine yardım edecek birini bulduğu için mutluydu. Ama şimdi durum öyle değil. O okuldan kaçan eski çocuklar şimdi kendi çocuklarını okuyabildiği yere kadar okutabilmek için çırpınıyorlar.  Diğer taraftan şehirlerdeki anne – babalarda aynı hassasiyetle çocuklarının peşinden koşturuyorlar.

Anasınıfından itibaren başlayan koşturmaca ilkokul, ortaokul, lise derken üniversiteye ulaşınca bir nebze suni rahatlık sağlıyor. Çünkü çocuğu üniversite de okuyan her aile okul bitince çocuğunun bir şekilde iş güç sahibi olacağını düşünüyor. Öğrencilerde son sınıfa gelinceye kadar hayata daha pozitif bakıyorlar. Hele bir okul bitsin gerisi bir şekilde hallolur düşüncesi ağır basıyor. Ancak son demde mezun olan arkadaşlarının durumlarına bakınca haklı olarak karamsarlığa kapılıyorlar. Çünkü çoğu arkadaşı sahip olduğu diplomanın dışında iş aramak bazen de sonradan görmüş insanların karşısında aşağılanmak durumunda kalıyorlar…

Bu arada iki tür anne – baba – çevre ve çocuk karşımıza çıkıyor.

Birincisi okul bitince çocuğunun hemen görev alacağı düşüncesinde olan ve çevreden ‘çocuğun okulu bitirince ne olacak?’ diye soran eşe dosta ‘öğretmen, hâkim, savcı, mühendis vb.’’ olacak diye Anadolu tabiriyle yaygara yapan anne – babalar. Ailesinin bu beklentisini bilen çocuğunda okulu bitirip atanamayınca, ailesini hayal kırıklığına uğratacağını düşünüp bunalıma girmesi. Hayata küsmesi… Ve Allah korusun daha ötesi…

Temizlik şirketinde çalışan bir öğretmen adayına kız arkadaşın ‘’Bu işte çalışmak için mi bu kadar okudun?’’ sorusu karşısında o delikanlının bunalıma girdiğini geçmişte bir yetkili anlatmıştı…

 

İkincisi ise ülke gerçeğini bilen ve ‘’çocuğum elinden geleni yaptı. Öğrencilik hayatında bizi üzmedi. Okulunu uzatmadan zamanında bitirdi. Atanamıyorsa bu çocuğumun günahı değil. Bunun ezikliğini zaten yaşıyor. Birde biz yaşatmayalım’’ diye düşünen ve bunalıma girmemesi için elinden gelen yardımı yapmaya çalışan bilinçli anne-babalar… Allah sayılarını ziyadeleştirsin.

Her yıl öğretmen alımı yapılıyor. Kimisi sevinç gözyaşları akıtırken kimisi de hüzne kapılıyor. Özellikle başvuru dönemlerinde umut dünyası deyip müdürlüğümüze gelen adayları ve ailelerinin durumunu düşününce insan ‘’keşke! keşke!’’ demekten kendini alamıyor.

Maddi-manevi sıkıntısı olmayan bir öğretmen adayının (şimdi atandı) babası olarak, atamayla yatıyor atamayla kalkıyoruz desem abartmış olmam. Çünkü çocuklarımız ellerinden geleni yapmış olmalarına rağmen;

– Ailelerine hala yük olmanın ezikliğini,

– İzdivaç yapacaklarsa kararsızlığını, evli olanlar aile geçindirmenin zorluğunu,

– Çoluğu-çocuğu olanlar ‘baba sen ne zaman öğretmen olacaksın?’ sorusuna cevap verememenin bunalımını,

– Ailesinde hem hasta hem de maddi sıkıntı varsa, kendisine bel bağlayanların düşüncesini,

– Öğretmenliği sevmesine rağmen alanının dışında bir işte çalışıyorsa öğrencilerle buluşamamanın üzüntüsünü,

– Ücret karşılığı derse giriyorsa hem emeğinin karşılığını tam alamama hem de yerine kadrolu öğretmen gelirse boşa çıkma stresini,

– Bir taraftan KPSS’ ye çalışma zorunluğunu taşımak ama diğer taraftan da önümüzdeki günlerde- atama olacak mı, olmayacak mı?- Diye sürekli düşünmek. Sosyal paylaşım sitelerindeki yalan yanlış haberlerden etkilenmek. Seslerini duyurabilmek için yetkililere 7/24 tweteer atmak. Çevresindeki akrabalarından sizde ReTweet yapın ki bir fazla sesimiz duyulsun diye imdat beklemeyi,

-Ve en ağır geleni geleceği göremedikleri için karamsarlığa kapılmak, hayata küsmek ve Allah korusun bunalıma girmek…

ÖZETİN ÖZETİ: Yıllar önce bir Alman Prof. Türkiye’ye geldiğinde bir okulun önünden geçerken bahçede cıvıl cıvıl koşuşturan çocuklara imrenerek bakıp ‘’nasıl bir eğitim sisteminiz var ki, bu cıvıl cıvıl çocuklarınız 10-15 sene sonra (üniversiteyi bitirince) hayata küser hale geliyor’’ diye hayretlerini bildiriyor. Hiçbir meslek çocuklarımızın sağlığından daha önemli değildir. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki bazen onların gözüne bakmaya kıyamıyoruz. Bu nedenle çocuklarımız tekrar tekrar KPSS sınav stresi yaşamasınlar. Bir an önce hayata tutunsunlar. Enerjilerini kendilerini geliştirmeye ve bu aziz milletin çocuklarına hizmet etmeye versinler.

Dünden bugüne atanan ve yeni atanacak öğretmenlerimizde bugünlerin zorluklarını kesinlikle unutmayıp alanlarında en iyi olmanın azmi ve gayreti içerisinde bulunsunlar.

Diğer taraftan atanmayı bekleyen öğretmen ve diğer meslek grubu adaylarımız, kesinlikle ümitsizliğe kapılmasınlar. Hangi alanda olurlarsa olsun, kendilerini yetiştirip her an sınava çağrılacakmış gibi hazırlıklı olmayı (lise yıllarında meşhur Muharrem Meral hocam ‘’Çocuklar hangi sınava girerseniz girin, komisyonda kim olursa olsun, birinci olursanız problem yok ama ondan sonrasına karışmam’’ derdi)  asla ihmal etmesinler. Bu bağlamda matematik öğretmeni olan iki evladımında gecikmeden atandığı için rabbime sonsuz şükrediyorum. Rabbim bu mutluluğu herkese yaşatsın. Yaşamanın yolu sadece çalışmaktan değil emsallerine göre bir adım daha önden çalışmaktan geçiyor.

*

ÖĞRETMEN ADAYI

Kimimiz nişanlı, kimimiz evli,

Kimimizin de yuva kurmaya vardır meyli

Çok bekledik BAKANIM,  bu yaz atanalım gayri

Sizde bilirsiniz, sınıflarda öğretmensiz çocuklar hep bizi bekler

Ne olur, boşa gitmesin bizim de bunca zamandır verdiğimiz emekler

Çocuklarımız artık atansın diye, annemiz – babamız gece gündüz dua eder

Babam pek belli etmese de, annem ‘daha atanmadı mı senin çocuk?’ sorusunu dert eder.

            Mayıs’ta tamam deyiver Bakanım, yerde aday öğretmenler gökte de sevinsin bütün melekler

            Akşam – sabah sizden gelecek HAYIRLI HABERLERİ BEKLİYOR aday öğretmen ve aileler

Reklamlar

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: