Tanıdığım, hayatını kendi anlatımıyla dinlediğim, empati kurabildiğim ve çok etkilendiğim bir KADIN’ın hikâyesini anlatmaya çalışacağım.
İkimizin de uygun olduğu havanın insanı üşütmediği bir gün, sakin bir çay bahçesinde buluştuk. Buna hazır gibi dursada çok tedirgin ve düşünceliydi. Çaylarımızın gelmesini beklerken göz göze geldik bir an ve yüzünde bana anlatacağı hikâyesinin buruk bir tebessümü belirdi. Çok güçlü bir duruşu vardı. Onu güçlendiren bu yaşadıklarıydı. Belki de; O, anlattıkça üzülecek, ağlayacaktık…
Önce nereden başlayacağını, neyi anlatıp neyi anlatamayacağını düşünmek için biraz bekledi. Karşılıklı oturduğumuz yerden gözleri uzaklara, pencereden görünen gökyüzünün derinliklerine daldı. Dolu dolu oldu. Acıları, yaşadıkları, anlatacak kelimeleri boğazında düğümlendi kaldı. Yaşlar yüzünden süzülürken elimi tuttu.
**— kendini ne zaman hazır hissedersen ben buradayım —**
dedim.
Ve başladı anlatmaya!!!

—- “Yıllar yıllar önce sevdim, sevildiğimi zannettim.” dedi.

Ailesinin, karşı çıkmalarına rağmen onaylamadıkları kişiyle kaçarak evlilik yapmış. Bu onun yaptığı hata hayatının zor günlerinin başlangıcı olmuş. Ailesi ile bağları kopmuş. Büyüklerine karşı, büyük bir suç işlemiş ilan edilmiş. Bunu evlendiği kişinin ailesi her zaman elinde koz olarak kullanmış. İstenmeyen gelin olmuş.
Kendi de bunun pişmanlığını çok yaşamış, ama yaptığı hatanın bedelini sadece kendi ödememiş.
Kimsesizliğinin yanında, arayanı soranı, başı dara düştüğünde sahip çıkanı, sığınacak bir çatısı olmayacağını anlamış…  Kocaman ailesi var ama tüm kapıları kapalı.
****
Mutlu olacağını zannedip dipsiz bir kuyuya düştüğünü anlaması geç olmamış. Bağda, bahçede, tarlada var gücüyle çalışmış yıllarca. Çoluk çocuğa karışmış. Yolunda gitmeyen olaylara karşı hep savunmasız, çaresiz kalmış. Çocuklarıysa onun hayata tutunmasına vesile olmuş. Tıpkı adı gibi…
Vesile……
Çekirdek aile olmuşlar.
“—Üç çocukla uğraştım. Evimiz, ocağımız ayrıydı ama hiç bir zaman kocam bana değer vermedi.
Hep başkalarının lafı sözü geçerdi bizim evin içinde… ” diyor.
Ara sıra tartışmalar ya da küslükler olsa bile çocukların morali bozulmasın, annelerini üzgün görmesinler diye hep alttan almış.
Kendim ettim kendim çekeceğim mantığını devam ettirmiş. En yakın arkadaş, dost v.s kimseye hiçbir zaman bir kelime bile sıkıntısından bahsetmemiş. İşin içinden çıkamadığı zamanlarda bile. Hep üstesinden gelmeye çalışmış. Çünkü çevre baskısı olan küçük bir kasabada yaşamak zorunda. Evlenmişsen; koca evinden ancak kefenle çıkarsın. Ölene dek o evden ayrılamazsın. Hele ki boşanmak falan asla!!!
Kadın sevilmediği, istenmediği, yaşamak zorunda bırakıldığı yerde de durmak zorunda. “”Mutlu olmasan da, yüzün gülmese de gidemezsin bir yere”” diyor.
O kadar zorluklar ile geçen yıllarını evlatlarına adamış. Onlara sarılmış. Hiç bir beklentisi olmadan. Yaşamında da “””artık öleyim de kurtulayım dediğim çok zamanlar oldu”””” diyor. Kaç gece sebepsiz yere dayak yemiş, işkence görmüş v.s…
“””İhanete uğradım, ses ettiğim an  beni ve çocukları kapıya atıyordu. Sokaklara çöp gibi atlıyorduk””” diyor.
Bir kadının bir kadına yaptığı bu ihaneti kendine gurur yapmış…
Gayet hoş bir bayan Vesile teyze. Yılların çektirdiği acılarına rağmen gözlerindeki ışıltı hiç gitmemiş. “””Ben gençken çok alımlıydım, herkes bana imreniyordu çok maharetliydim””” diyor.
Şimdi de güzel bir kadın. Karşımda yaşayan tecrübe dolu bir hayat var.

Yolunda gitmeyen evliliğinde, her geçen gün katlanılmaz hale gelen sorunlardan kurtulmak için çocuklarıyla bir plan yapmışlar.  Bir kaç gün evden uzaklaşarak babaya biraz ceza vermek istemişler. Yokluklarında kıymetimizi anlar belki diye. Böylece herkes biraz kafasını toparlar mantığıyla. Öfkesi geçerse geri evlerine döndüklerinde de herşeye kaldıkları yerden devam edeceklermiş. ( Az da olsa bir umut belki adam hatasını anlamış olurdu.)
Ne yazık ki dedikleri gibi olmamış. Bunların evden gitmesini fırsat bilen amca ve diğerleri, Vesile’nin eşini kandırarak elinde avucunda ne varsa kendi üzerine yapmış. Ev, traktör, tarlalar, bahçeler…  Ambarda duran tahıllara bile el koymuş. Vesile’nin olup bitenden haberi yok. Kadın çocuklarının ve kendi canının derdine düşmüş. Ailesinin tavrı yıllar geçse de değişmediği için oraya gitmemiş, en yakını bildiği arkadaşına sığınmış üç çocuğuyla.  Bir haftanın sonunda evlerine dönmek için oradan ayrılmışlar. Evlerine gelince olup biteni anlayacaklardı. Babalarından kaç gündür ses soluk çıkmayınca iyi bir sonuç olacağını düşünerek merdivenlerden tedirgin tedirgin çıkıp kapıya gelmişler. Anahtar olmuyormuş. Sırayla deneme yapmışlar ama kapı kilidinin değiştigini anlamaları ile amcanın üzenlerine saldırması bir olmuş. Benim evimden uzak durun diye bas bas bağırmış.  Vesile; olayları anlamaya çalışırken, kocasının boş kağıda attığı imzanın nelere mal olduğunu, yıllarca emek verdiği herseyi kaybettiklerini anlaması güç olmuş. İhtimal vermek istememiş.
***…Onlar tamamen terketmemişler ki evlerini. O evden; o gün gitmeyip kalsaydı ölecekti belki, çocuklarıyla şimdide sokakta kalmıştı.
Anlattıkça kadın o günlerde ne sıkıntılar çekmiş sesine yansıyordu.
Bütün emeği, yıllarca yaptığı birikimler… yoklukla elde ettiği, çocuklarının geleceği…. hepsi babanın sorumsuzluğu ve sahiplenmeyişi sayesinde yok olup gitmişti. Yine canlarını alıp kaçmışlar. “Hem ağladım, hem koştuk” diyor. Nereye sığınacaktı ki?
O telaşla arkadaşının bahçesine zor atmışlar kendilerini. Saatlerce konuşamamışlar, anlatamamışlar.
Evlatlarıyla sığınacak bir yer lâzımdı.
El birlik onu tanıyan dostları yardım edip iki odalı bir ev kurmuşlar. Herkes evinde fazla olan eşyasını vermiş ki çocuklarıyla bir çatının altında olsunlar diye. Ellerinden geldiğince destek olmuşlar. Vesile bu yaşadıklarına günlerce ağlamış. Çocukların okulları, eğitimleri herşey bitmiş. Hayatları alt üst olmuş. Vesile, bir arkadaşının vasıtasıyla dikiş atölyesinde işe başlamış. Çocuklar da her biri, bir işe girmişler. Böylece hem maddi hem manevi birbirlerine destek olmuşlar. Evlerini yeniden kendilerine ait eşyalarla donatmışlar. Tam herşeyi yeniden yoluna koymuşlar bir de ne olsun. Babaları yıllar sonra yine karşılarına çıkmış. Vesile’nin yoluna çıkıp kadını öldüresiye dövüyormuş yol ortasında. Peşini asla bırakmamış. Tekrar onunla yaşaması için kadına baskı kuruyormuş. Yok çocukları öldürürüm, asarım, keserim… v.s
Kadın kaç defa acillik olmuş ama hiç bir zaman şikayetçi olamamış. O kadar korkuyormuş ki çocuklarına birşey olmasından. Kaldıkları evi öğrenmesi uzun sürmemiş adamın. Alkollü, ayakta bile duramayacak halde kapıya dayanıp cam çerçeve indiriyormuş. Eve almadıkları için. …Kadın; “Çevreden utanıyordum İçip içip kapıya dayanması mahalleyi de korkutuyordu” diyor. Herkes o adamdan  bir kötülük bulaşır bizlerede diye müdahale edemiyorlarmış. Çünkü hemen herkese iftirada  atıyormuş.
–‘”Yok senin benim karımla aranda birşey mi var'” gibilerinden!!!
Ancak polisi arıyorlarmış.
Gel zaman git zaman hep böyle dayakla tehditle sürmüş. Eve aldıkları zaman da olmuş. Ama hiçbir zaman huzurları olmamış. Çocuklar evlilik çağına geldiklerinde de hiçbir ihtiyaçlarına destek olmamış, daha beter düğünlerinde olay çıkartmış. Uzaklaştırmışlar ama daha çok öfkelenmiş.
Birgün yine bir sabah, Vesile’nin iş güzergahı yoluna çıkmış ve kadını sokaklarda kovalamış. Erken saatlerde olduğu için ona yardım edecek kimse yokmuş. Yere düşmüş orda tekmelemiş kadını!
Ağzına, yüzüne, karnına…
Nefesinin kesildiğini hissetmiş. “Artık ölüyorum dediğim nokta da beni öldü zannederek bıraktı kaçtı” diyor. Ne kadar kaldığını hatırlamıyor kaldırımda. ***Gözünü açtığında hastane polisini karşısında görüyor. Şikayetçi oluyor, rapor alıyor… günlerce hastanede kalıyor. İşe gidemediği için işine de son veriliyor. Kadının başına gelenleri ailesi duymuş ama kimse oralı olmamış.
Koruma kararı almış, taburcu olur olmazda boşanma davası açmış, darp raporları olduğu için dava uzun sürmemiş.
O kadar sıkıntıların sonucu ölümle sonuçlanacakmış neredeyse.

Sonra sonra öğreniyor ki hasta olan bir insanla evlilik yaptığını. Ara ara yine karşısına çıkmış. Vesile;  güçlü bir anne, bir kadın olarak boyun eğmemiş.
Çocuklarının iyi birer yuva kurmalarına destek vermiş.

Kendi duygularıyla, kendi hayatına yanlış insanla yola çıkmasının bedelini kendi ödememiş. Çocukları da ödemiş o bedeli. Şimdilerde yine babaları çocuklarının kapısına gidiyormuş. Herşeyi yok etmiş, çocuklarının baba sevgisi alamamış olmasının, aile ortamında büyüyememesinin onların ruhlarına verdiği zararın nelere mâl olacağının farkında olmadan.*** bunu düşünmediğinin göstergesi, düşünemediğinin.

Vesile teyzenin,
içinde yaşadığı şimdiki durumu çok çok iyi. Çocukları annelerine o kadar özen gösteriyorlar ki konuşmamız esnasında kaç defa aradılar annelerini. Üzgün yüzü bir an değişti. Mutluluğu yüzüne yansıdı. Üç çocuğu, torunları, gelini, kızlarıyla kalabalık bir aile olmuşlardı. Tek başına verdiği mücadeleyi kazanan güçlü bir kadın tam karşımda oturuyordu. Onu daha fazla geçmişe götürmek istemedim. Hayatına yön veren iyi veya kötü kararları kendi almış. Her yaşadığı olay onu bu günlere getirmiş. Hem maddi hem manevi kayıplarını tekrar kazanmışlar.

Onun bu yorucu hikâyesini özet olarak dinledim. Daha paylaşacağı çok şey vardı. Yine gelelim deyip vedalaştık. Belli ki anlatacakları bitmemişti.
_________________________________

İşte bazı ailelerin…
Evlenince düzelir deyip evlendirdiği  psikopat, öfke kontrolü olmayan çocukları…
Bazı ailelerde…
Kendi yaptı kendi çeksin deyip evlâtlarının arkasında durmayışı…
Bazıları da…
Çocuk olunca düzelir denilen, zorla devam ettirilmeye çalışılan evlilikten, mutsuz aile ortamında mutlu olmaya, sevgiye hasret çocuklar.

Hayatları ellerinden alınan KIZLAR!!!
Evlendiklerinde;  ERKEKLERİ düzeltebileceği, onları tedavi edebileceği rehabilitasyon merkezi değiller…

Hep duyduğumuz şeylere de gelince…

“””  Bizim oğlumuz hasta değildi!!!
—- Sen hasta ettin.
“”” Benim kardeşim içmiyordu!!!
—- Senin yüzünden.
“”” Benim oğlum durduk yere dövmez!!!
—- Sen haketmişsindir.
“”” İhanet ediyor, diyor!!!
—- Yapmayan adam mı var!!!

Toplum olarak bazı geri düşünceler var ya…
Onları aşamadığımız için bu kadın cinayetleri.
Erkek adamın erkek oğlu olur.
Kadının söz hakkı yok.
Kadın, hep eksik etek. (Ne demekse)

Oğullarımızı yetiştirirken üstünlüğün erkek olmakla alakalı olmadığını, İNSAN olabilmekle alâkalı olduğunu öğretelim.

Adamlık; kadına, çocuğa, ailesine eziyet etmek mi?
Evlenmeyi normal görüp, ayrılmayı ölümle sonuçlandırmak mı? Niye?
Evlenirsen iyi, ayrılmak istediğinde alemin diline düşecek diye canını almak mı?
Neden?
Kadınların namusu, evli olduğu, sevgili olduğu, nişanlısı  v.s.. adamdan mı soruluyor!

Sevmiyorsa, yolunda gitmiyorsa niye medeni bir şekilde yollar ayrılmaz?
Bir kadın öldü mü;
Çocuğun dünyası  yok oluyor.
Hangi çocuk anne şefkâtinden, sevgisinden eksik büyüsün.  Canı yanan da bir annenin evlâdı, birinin kardeşi, ablası, teyzesi, halası… değil mi?
Sevgisiz, merhametsiz, vicdansız insanların hepimizin canına kast etmeyeceğini nereden biliyoruz.
İdam cezası olmalı. Kadına, çocuğa, hayvanlara eziyet eden, cana kast edenleri meydanlarda sallandırmak gerek. Hafifletici ya da iyi halli bir indirim olamaz. Ölenin yarım kalan, yarım bırakılan hikâyesi, hayalleri, umutları, ailesi, evlâtları, söyleyecek sözleri vardır her zaman….

Yazar Emran VURAL 

By vrlemran

Yazar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: