Hangi baharlar günün bir sabahının habercisi?

Eskisi gibi pişmeyen çiğ düşünceler

Hangi karamsarlığın bekçisi?

Çürümüş bir ruh taşıyan çok bilmişçi beyinler

Kim haklı bu kokuşmuş dünyada?

Usulca merdiven başında bekleyen ufak bir çocuk

Üst katta açlığa tutsak, ömrünü bir dumana satmış “kör olasıca”

Bekleyiş hangi ümitsizliğin mirasdarı?

Veyahutta gülmekte zorlanan, gözleri kan çanağı gibi bir hanımefendi…

Bütün bunlar olurken Ragıp yazıp yazıp atıyor

Ağzını açıp bir, iki laf etmez

Sor, düşünceleri hep israf eder

Sor, akıllıdır ama has delisidir buraların

Hangi ölümün habercisi bu hava?

Veyahutta hangi doğumların abartısı?

Yumuşak bir gamzeye inen bir kulak çınlatısı

Ses etmez de, buralar leş gibi ömür havzası

Üst katta fahişenin biri kıyamet habercisi sanki

Hanımefendi bu neyin safsatası?

Anam! Allah bin sabır versin.

Ağabey bu neyin hesabı, kitabı?

Bahis konusu ufaklık bir acıyla ağlamaktayken

Fikir fukarası deli Ragıp yine israf

Ragıp deli, ruh hastası, embesil, şizofren

Senin tüm soyunu, sopunu mahalle arasında bir bitik ömre sokayım

Ragıp deli, şizofren, tamı tamamına tam bir…

Evet tam bir, tamı tamamına gevşeğin önde gideni

Beyin israfı, sidikli, soytarı herif

Lanet olsun, ölesin, bedbaht…

O çocuk bu adamın has oğlu

Has oğlu, öz evlâdı, has …

Hangi ölümün habercisi bu hava?

Hangi, hangi, Ragıp?!

Aykut Barış Çelik

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: