Verilen sözde durmak müstehaptır. Sözünde durmamak tenzihen mekruh Olur. Yapmayacağı halde, yalan olarak söz vermek haramdır. Unutma ki “Söz ağzımdan çıkana kadar esirimdir, ancak ağzımdan çıktığı an ben onun esiriyimdir” diye bir güzel söz vardır. Sözünün arkasında duracaksın…

Ardında duracak cesaretin yoksa emeklemeyi öğrenmeden koşmaya çalışmayacaksın. Ve Güldürmeyi öğrenmeden ağlatmayacaksın… Kimseden ah almayacaksın. Zira bilmelisin ki kimsenin ahı yerde kalmadı bu zamana kadar. Yetimin ahı tutar derdi büyükbabam.

Çok seneler önce bir söz söylemişti büyüklerimden biri. Kimi anılarıyla anılır, kimileri analarıyla. Seni doğuran sana emek harcayanların kulaklarını çınlatmayacaksın. Bulunduğun yerin hakkını vereceksin, Hz. Ömerin adaletini devam ettiremiyorsan yani beceremiyorsan terki diyar edeceksin. Ama selam verilecek olarak kalacaksın.

Kıvırmayacaksın her konuda. Mezdeke gurubuna özenmeyeceksin. Dediğinin arkasında duracak yapamıyorsan da olumlu çareler bulacaksın. Zira bunun yarınıda var bileceksin. Senin yaşadığın diyar aynı mekân, aynı sokaklar olacak. Birilerine hırka giydirirken diğerlerine kelek yedirmeyeceksin.

Ardında bıraktıkların olmalı elbet. Bunlarla gururla anılacaksın. Öyle şeyler yapmalısın ki, dönüp baktığında pişman olmayacaksın. Pişman olacak adımlar atmayacaksın. Dostunu, düşmanını bileceksin. Arkadaşlarla Dostları bir tutmayacaksın. Şerefsizlere işmar edip yavşaklara paye vermeyeceksin.

 Ya uyanmayı bileceksin rüyadan, ya da sonuna kadar yaşayacaksın doğru dürüst…

Kısacası ”ADAM GİBİ”. yaşayacak, ”ADAM GİBİ ”yaşatacaksın hayatı.

Bir hikâyeyle bitirmek isterim sohbetimizi.

Hazreti Ömer bir gece makamında iken sahabeden biri ziyaretine gelir. Selam verir. Hz. Ömer verilen selamı almaz. Sahabi, müsait bir yere oturur.

 Bu sırada Hz. Ömer işiyle meşguldür. Sahabi beklemeye başlar. Hz. Ömer ise bir müddet daha çalışmaya devam eder. Neden sonra iş biter. Hz. Ömer, mumu söndürüp başka bir mum yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.

Sahabi sorar:

 -Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın? Sonra niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benimle konuşmaya başladın?

 Hazreti Ömer;
 -Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım. Ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım.
 Sahabinin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder:
-“Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer’i bizim başımızdan eksik etme!”

 “Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer peygamber olurdu” buyuruyor Peygamber Efendimiz onun hakkında.

 Hz. Ömer; adaleti, cesareti, sadakati ve sarsılmaz imanı hürmetine Kainatın Efendisinin dilinde en değerli övgülerden birine mazhar oluyordu. Öyle bir adalet ki, “Dicle kenarında bir kurt bir kuzuyu kapsa, ilahi adalet Ömer’den sorar” diyebilecek kadar mesuliyet duygusu ile yoğrulmuş, en aciz insanın dahi sığınabileceği sahil-i selamet hükmünde.

Allahu Teâlâ(c.c.), Hz. Ömer’in adalet anlayışından nasiplenmiş kişilerle karşılaşmamızı nasip eylesin inşallah. Amin…

Saygılarımla 

Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: