Affan Fatih Öztürk ile Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkan kitabı ‘’Levanna’nın Gülleri’’ hakkında keyifli bir röportaj yaptık . Ayrıca tüm içtenliği ve samimiyetiyle ileride gerçekleştireceği projelerinden ve kendi iç dünyasını bizlere anlatan Affan Fatih Öztürk’e teşekkür eder, siz sevgili okuyucularımıza keyifli okumalar dileriz.

1- Klasik bir soruyla başlıyoruz. Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

Klasik bir soruya klasik bir yanıtla cevap verebilirim o halde: Kendimi bildim bileli elimde kalemim bir şeyler karalıyorum. Çocukluğumdaki basit günlükler, ilk gençliğimdeki şiirler ve öyküler, sonrasında gelen roman ve tiyatro oyun yazarlığı…

2-Kitaplarınızı ne kadar sürede yazıyorsunuz? Başka bir deyişle bir romanın ortaya çıkması ne kadar sürer?

Bilmiyorum! Bunun bir tarif haline getirilebileceğine inanmıyorum. Dostoyevski evreninin kasveti ve sancısı içinde Kumarbaz gibi bir şaheser bir ayda yazılabilirken; Harper Lee dünyasının ürkekliğiyle bakıldığında hayata, Tespih Ağacının Gölgesinde romanı 55 yıl sürebilir. Bu tamamen yazara, arzularına, varoluşunu adadığı şeye göre değişkenlik gösterir. Ben kendi romanım Levanna’nın Gülleri’ni 5 yıl gibi bir zaman diliminde yazdığımı söyleyebilirim.

3- Levanna’nın Gülleri kitabınızın oluşum sürecinden bahseder misiniz?

Sanatsal her işimde olduğu gibi Levanna’nın Gülleri’nde de sancılı bir süreç yaşadım. 5 yıl içinde romanla birlikte ben de büyüdüm, evrildim. İlk önce yazdıklarımın basılması gibi bir arzum bulunmasa da sonradan sonraya bunun gerekliliğini hissetmeye başladım. İlk gençliğinden itibaren Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’deki yayınevlerine uzak kalmış biri olarak ise romanın kitaplaşma süreci bambaşka zorlukları peşi sıra getirdi. Hâlâ türlü zorlukları hem roman hem de yazarı yaşamaktadır.

4- Edebiyat ve felsefenin buluşması kaçınılmaz mıdır?

Edebiyat ve felsefeden ziyade, ben buna yaşam ve felsefe olarak bakıyorum. Eleştirel bakış açısını sürdürmekten vazgeçmeyen her birey için felsefe, yani bilmeye duyulan istek kaçınılmaz olmalıdır. Edebiyatsa eldeki fesefi bilginin performe edilebileceği, sökülüp takılabileceği, yeniden ve yeniden biricik evrenlerin içinde yaratılabileceği bir alan. Fakat ben bunu bir zorunluluk olarak algılamıyorum. Çünkü hem edebiyattan hem de felsefeden anlaşılan şeyin değişkenlik yelpazesinin akıl almaz genişlikte olduğu bir çağdayız. Mevlana ve Şems sözlerini, diyaloglarını felsefe, radyolarda o buğulu sesleriyle, kısık gözleriyle anlatanların aforizmalarınıysa edebiyat sananların var olduğu bir toplumun içindeyiz. Bu bağlamda, hiçbir şeyin zorunluluğu yoktur.

5- Düşüncelerinizi, hislerinizi ya da hayallerinizi, hayalinizde kurguladığınız şeyleri bir başkasının okuması size nasıl hissettiriyor?

“Bir başkasının dünyasında nelere sebep olabilirim” düşüncesi dipsiz bir kuyu. Sonu gelmeyen bir akıl oyunu. Beni ilgilendiren bir tarafı olmadığı kanaatindeyim. Çünkü, ben sadece kendi dünyamı daha anlaşılır kılmak için yazıyorum. Kendimi daha fazla bilmekten başka bir motivasyonum yok. Hikayeler yazıp silmek bunun için yalnızca bir araç. O yüzden meselenin o tarafıyla ilgilenmiyorum. Çünkü aslolan yazdığınız şeyleri başkasının okuduğunda ne hissettiğiniz değildir; aslolan yazdıklarınızı kendiniz okuduğunuzda ne hissettiğinizdir.

6- Bir romanın başarılı olabilmesi için sizce olmazsa olmaz koşul nedir?

Bilmiyorum! Şu ana kadar yayımlanan tek romanım var. İlerleyen zamanlarda başarılı romanlara sahip olduğumu düşünürsem eğer, belki bu sorunuza o zaman yanıt verme cesareti gösterebilirim.

7- Yazarken belirli bir teknik gözetiyor musunuz?

Hayır.

8- Edebiyatı, romanı bir zırh olarak gördüğünüz oluyor mu?

Zırh dışarıdan gelen mukavemete karşı direnç görevi görür. Halbuki ben hayatı iç ve dış olarak ayırmıyorum. İçeri de benim dışarı da. İyi de benim kötü de. Olan da benim olmayan da… Hayatı bütüncül kavramak için çaba sarf ediyorum. Reaksiyonlarımı da bu şekilde dengelemeye uğraşıyorum. Dolayısıyla sanat yoluyla kendini anlamanın, harici de anlamak demek olduğunu düşünüyorum. Ve kendini anlamlandırmanın harici de anlamlandırdığına…

9- Gelecek ile ilgili projelerinizden söz eder misiniz? Yeni kitap çalışmalarına başladınız mı?

Pandemi sebebiyle her ne kadar sahne çalışmalarımız sekteye uğramış olsa da yazmaya başlamayı arzuladığım bir tiyatro oyunu mevcut. Bunun haricinde deneysel bir çalışma olacak olan ikinci romanımın üstünde de çalışmayı sürdürüyorum. 2022 yılında okuyucunun raflarda görmesini temenni ediyorum.

10- Son olarak genç yazarlara verebileceğiniz bir tavsiye var mı?

Kendimi tavsiye verebilecek bir konumda görmüyorum. Her bireyin yaşamı ve tecrübesi kendine hastır. Eğer hakikaten yazmak içlerinde dinmek bilmeyen bir sancıysa, er ya da geç, şu ya da bu şekilde kendi yollarını bulacaklardır.

Affan Fatih Öztürk hakkında; 1987 yılında İstanbul’da doğdu. Türkiye’deki üniversite öğreniminin ardından yurt dışına yerleşti. Varşova Üniversitesi İşletme Fakültesinde yüksek lisansını tamamladı. Arkasından, aynı üniversitede devam ettiği doktora çalışmasını yarıda bırakarak akademik hayatını noktaladı. Öncesinde ve sonrasında, kurumsal hayatın hemen hemen her kademesinde çalıştı. İlk tiyatro yazarlığı ve yönetmenliği tecrübesini, Franz Kafka’nın “Dönüşüm” romanını tiyatro sahnesine taşıyarak yaşadı. Kurduğu tiyatro grubuyla Polonya’da bağımsız tiyatro festivallerinde yer aldı. Yazmaya devam etmekte ve tiyatro çalışmalarını sürdürmektedir. Levanna’nın Gülleri ilk romanıdır. Hâlâ Varşova’da yaşamaktadır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın