elegant male outfits on dummies in modern boutique

Muhsin Bey, hala çalmakta olan alarmlı saate elini uzattı. Daha eski zamanlarda, alarmlı saatlerden çok daha öncesinde uyanırdı ama zaman, onu da eskitmiş; örselemiş, yenmişti. Şimdi uyanmak bile zor geliyordu. Saati kapattıktan sonra, gözlerini ovuşturdu. Doğrularak, karşısında duran guguklu saate gözlerini dikti. Ve öylece saate bakmaya başladı. Saate baktı, baktı ve sadece baktı.  Bir anda oldukça çevik şekilde yataktan çıktı.

Muhsin Bey, emekli bir veznedardı. Karısı Halise hanım, bundan birkaç sene evvel kalp krizi geçirerek vefat etmişti. Büyük kızı Şaziye ile ortanca kızı Nuriye yurt dışında yaşıyorlardı. En küçük kızı Nefise ise, bir arka sokakta oturuyordu. Allah’tan hep erkek evlat istemiş ama bir türlü olmamıştı. Damatlardan da yüzü gülmeyince, evlatları ile ilgili meselelere takılmamaya başladı. Yalnız sık sık hatırına Halise hanım geliyordu. Herhalde özlem denilen duyguya bir isim verilse, etten-kemikten var olsa, Muhsin beye göre ismi Halise olurdu.

Yeşilimsi takım elbisesinin yakasına, kapının yanındaki aynada son kez baktıktan sonra, ayakkabılarını giymek için eğilmişti. İşte o an, gözlüklerinin arkasında gözleri büyüdü ve ayakkabısını eline aldı. Ayakkabıları, aynanın önündeki masanın üstüne koymadan önce, masanın üstünde duran gazeteyi biraz yana çekti. Çekmeceleri hızlıca kurcalamaya başladı ve aradığını buldu.

‘’-Kesinlikle bir at pisliği!’’ dedi, büyüteç ile ayakkabıyı incelerken. Ayakkabısında ki pislik canınız sıkmıştı. Ellerini arkasına bağlayarak, salona doğru yürüdü.

‘’-İnsanlar, atlarına nasıl sahip çıkmaz? Hem atlar, yere pisleme cesaretini nereden alıyorlar acaba!’’

Elleri arkasında, salonun ortasında bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı.

‘’-Bir bakayım, dün nerelere gitmiştim?’’

Kendini, yanındaki koltuğa bırakıp, sanki bir ressama poz verir gibi oturdu. Bir elini çenesine dayayarak, düşünmeye başladı. Çok kısa bir süre sonra, uzun zaman önce kaybedilmiş ama her zaman aranan bir eşyayı bulmuş gibi sevinerek doğruldu. Dudaklarında neşeli bir şarkının nağmeleri rüzgara karışırken, Muhsin Bey sokağın köşesine varmıştı bile. Mazgalların kenarından dolaşarak,  ağaçlı yola saptı. İşte oradalar, diye mırıldandı. Adımlarını daha da sıklaştırarak biraz ileri de duran arabacıların yanına erişti.

“-İyi günleriniz olsun efendiler.”

 “-İyi günler beybaba, ne tarafa?”

“-Bir yere değil, sizinle konuşmaya geldim.”

Arabacılar, bir anda Muhsin Bey’in etrafını sardı.

‘’- Dün, arka caddeden gidiyordum. Önümden bazılarınız geçti. Arabanızı çeken atlar yola pisliyor efendiler.’’

Arabacılar arasında bir kahkaha duyuldu. Muhsin Bey, ciddiyetini bozmadan konuşmaya devam etti.

‘’-Komik değil, efendiler. Hayvanlarınız, sokaklara pisliyor, sizde buna gülüyorsunuz!’

Gözü açıklardan bir tanesi, Muhsin Bey’in koluna girdi.

‘’-Haklısınız beyefendi. Bizde ara ara kendi aramızda konuşmuyor değiliz. Ama hayvanlara anlatamıyoruz. İnsan dilinden hiç anlamıyorlar.’’

‘’-Pek tabi, hayvanların tabiatları farklıdır. Ama buna bir çare bulmak gerek.’’

‘’-Haklısınız beybaba!’’ dedi, dudağının kenarına filtresiz sigara koyarken.

‘’-Siz bir çare bulamadınız yani…’’

‘’-Bulamadık, aradık ama bulamadık.’’

‘’-Acaba, belediyenin baytarı bulur mu?’’ diye karşılık verdi Muhsin Bey. Bunu söylemesiyle, arkasında ki kalabalıkta kahkahalar patladı. Muhsin Bey, başını kaldırıp yanında ki adama baktığında onun da güldüğünü görüyordu. Alaya alındığının farkına varan Muhsin Bey, kravatını düzeltti.

‘’-Görüşeceğiz sizinle, iyi günler efendiler!’’ diyerek, geldiği yoldan yürümeye başladı.

Tren, demir rayları döve döve ilerliyordu. Muhsin Bey, ışığın yüzüne vurmasıyla uyandı.

‘’-Tam olarak neredeyiz?’’

‘’-Ankara’ya varmak üzereyiz beyim.’’

Muhsin Bey, arabacıların yanından ayrıldıktan sonra soluğu muhtarlıkta almıştı. Muhtar, şaşkın bir yüz ifadesiyle meramını sonuna kadar dinlemiş ama çare bulamayacağını söylemişti. Muhtarlıktan çıktıktan sonra, belediyeye ardından kaymakamlığa oradan  valiliğe gitmişti. Ama her gittiği makamdan olumsuz cevap alıyordu. Derdine çözüm bulamayan Muhsin bey ani bir kararlar Ankara’nın yolunu tutmuştu. Kendisine gülen arabacılara çok içerleyen Muhsin bey reis-i cumhur da çare arayacaktı. Tren ağır ağır istasyona yaklaştığında Muhsin bey de bir heyecan sarmıştı. Bulduğu ilk taksiye binerek Çankaya’nın yolunu tuttu.

Taksiden iner inmez, köşkün önünde nöbetçilere yaklaştı. Tık nefes derdini anlatıyordu. Sözleri bitince, kapının sağında ki çıkıntıya oturarak, alnında biriken ter damlalarını silmeye başlamıştı. Nöbetçiler, ne yapacaklarını bilemedikleri için, köşke haber gönderildi. İçeriden her yeni gelen, başka birini çağırıyordu. Böylece Muhsin beyin etrafında otuzdan fazla insan toplanmıştı. Pencereden dışarıya bakan Reis-i Cumhur, kapı önündeki kalabalığı merak edip, bilgi istedi. Köşkten gelen talep üzerine, Muhsin bey apar topar, köşke sokulmuştu. Koridorlardan geçerlerken yanındaki adamlar, nasıl konuşacağı hakkında bilgi veriyorlardı.

‘’-Efendim, derdim güzel yurdumun yollarını korumakla alakalıdır!’’ diye söze girdi.

‘’-Malumunuz, yurdumuzda ulaşım için atlar önemli bir yerde. Ama yine o kadar önemli olan bir konu da, yollara bıraktığı pislikler. Bu duruma bir an önce çare bulmamız lazım.’’

Reis-i cumhur, koltukta bir anda doğruldu.

‘’-Be efendi sen ne dediğinin farkında mısın?’’

‘’-Evet efendim.  Güzel yurdumuzun mütemadiyen her köşesinde at pisliği var. Yani bunun önüne geçmek için, gerekirse atlara torba takalım.’’

Sözleri karşısında reis-i cumhur sinirlenmiş, Muhsin bey yaka paça dışarı atılmıştı. Tren istasyonuna kadar hayıflanarak gelmiş, bilet kuyruğunda bekliyordu. Az ileride, bir çocuğun annesi ile çekişmesi gözüne takıldı. Çocuklu sürekli ileri çıkmak istiyor, annesi tuttuğu elini ileri geri sallayıp azarlıyordu.

‘’-Yeter çocuk yeter! Baygınlık geldi ama bak!’’

‘’-Öne gidelim, öne gidelim.’’

‘’-Çocuğum! Her şeyin bir düzeni vardır. Bozamazsın onu! Tabiata aykırı davranamazsın! Nasıl öne geçelim? Akıl ve mantık var!’’

Tren, istasyondan ağır ağır kalkıyordu. Muhsin Bey, koltuğa iyice yaslandı. Ve kendi kendine mırıldandı.

‘’-At pislikleriyle de başkası uğraşsın.’’

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: