Kararım odur ki Künye Edebiyata Yazmayı biraz erteleyeceğim sanırım. Bir ay kadar yazı yazmayı düşünmüyorum.

Hiç kimse kimsenin şiirini, yazısını okuduğu falan yok. Kimse kendini kandırmasın lütfen. Bahaneler de uydurmasın. Şairlere şiir yazmamayı bir ölüm engeller. Zaten öldükten sonra şiir olurlar.

“Duygu, çağrışım ve izlenimlerin dizeler halinde dile getirildiği söz sanatıdır şiirŞiir, dilin anlam, ses ve ritim öğelerini belli düzen içinde kullanarak bir olayı, ya da bir duygusal ve düşünsel deneyimi yoğunlaşmış ve sıradanlıktan uzaklaşmış bir biçimde ifade etme sanatıdır”.

Bakıyorum izliyorum da Herkes kendi aleminde. Tohumu toprağa attığında hemen fidan oluyor insan sanırım. O tohumu sulamak lazım. O toprağı eşelemek lazım. Sevmek lazım, saygı duymak lazım. O fidanı oraya elin oğlu kırsın yaksın diye dikmiyoruz biz. Bu ağacın gölgesi var, yaşanılacak aşkları var.

İnsanoğlu işte biraz aptal oluyor sanırım. Saf oluyor diyemiyorum o da doğru bir cümle olmaz diye düşündüm. Hayatı boyunca beyazı kirleten karaya bulaşan olmuştur. Olacaktır da. Ama ben bir ağaç gibi hür bir yağmur tanesi kadar özgür olmaya devam edeceğim. Zira o yağmur damlası şerefsizi de ıslatıyor. Her Aynaya baktığımda dost görüyor gözlerim.

İki katlı şehrimden kucaklar dolusu selamlar saygılar efendim. Mutlu Kalın…

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın