SANATSAL DENEMELER (Denemeler-3)

ÇEREZ BİLGİ

Sayısal teknolojinin okuru çerez bilgilerle anlık ödüllendirmesi, bilgiye kolay ve hızlı erişim; beynimizi daha önemli bir sorunla karşı karşıya getirdi: Hazıra alışkanlık. Dikkat ederseniz çoğumuz uzun yazıları okuyamıyor. Derin yazıları okumaktan kaçınıyor. Çerez bilgi ve kısa yazı, günümüzde okur için ödül niteliği taşıyor. Hap gibi gör geç. Uzun yazılarsa zaman harcanmaması gereken angarya. Madem öyle ben de uzun değil, kısa deneme yazacağım. Öykünün kısası var da denemenin kısası neden olmasın? Kısa olsun da çerez bilgi olmasın, önemli olan budur kanımca.

Denemelerde hep şunu aramışımdır: Okuduğum metin; insan, yaşam ve kültürel değerlerden süzülmüş bir parmak bal çalsın ruhuma. Bilmediğim, değmediğim, fark etmediğim bir durum-duygu-anlamı, çıkarıp göstersin. Çok ender karşılaşıyorum öylesine. Deneme kısa olursa daha mı öz ve etkin olur, diye düşünüyorum. Beklentimi kısa denemelerde deneyeceğim. Denemek başarmak değildir; kısa kısa deneme deneyip göreceğim, bir parmak bal tadı duyacak mıyım?

EN KISA DENEME-6

Şair öykü ve ritüellerinin kıçına teneke bağlayıp kuru alkış tutanları, çok dikkate almamak gerek; onlar, boşa atan avcı gibi akşam hüznüyle evine dönerler.

EN KISA DENEME-7

Türk şiirinin en önemli sorunu nedir diye sorsalar, düşünmeden: “Türk şiirinin temel sorunu, Türk şairinin kendisidir.” diye yanıtlardım.

EN KISA DENEME-8

Estetiğin doğuma hazırlandığı rahim, kişisel algı ve yargının özgünlüğü ile ortamın özgürlüğüdür. Şiddetin bulunduğu yerde özgünlük ve özgürlük olmaz.

EN KISA DENEME-9

Şiir veya herhangi bir yapıt, okurun/izleyicinin duygu durumunu olabildiğince yüksek düzeyde hareketli tutma amacı taşımalıdır. Bunu yapmayan ve duyguyu etkisi altına alamayan yapıt, sadece var olan bir yazı veya nesnedir.

EN KISA DENEME-10

Dilsel şiddet, maytap geçmeden başlayıp küçük düşürme ve sözlü saldırıya, hakaretten küfre kadar varan konuşma dilidir. Bir başkasını incitmeye, onun duygularını ve saygınlığını ezmeye yönelik sözlü eylemler bütünüdür.

ANLAMLANDIRMA

 Sanat; gerçek, gerçeküstü ve sanal uzamı kullanabilmesine karşın sanat bilgisi, daha mantıklı ve aklı esas alan bir yaklaşımda olmalıdır. İşin doğasını ve aklın gösterdiği gerçek dünyayı tam anlamıyla içselleştirmeden gerçeküstü ve sanal dünyanın bilincine ulaşmak olası değildir. Gerçeküstü ve sanal dünya, gerçek dünyanın üzerine yaslanarak anlamlandırılabilir, duyumsanabilir, düşüncede somutlaştırılabilir. Şiire ancak ve ancak o zaman giydirilebilir.

SANATSAL DENEMELER

Deneme, yazın türleri arasında en özgürüdür. Konu, biçim ve yönteminde; ortak kabul görmüş kural, sınır, hacim ve belirlenim yoktur. Bunlara dayanarak, sanata dair ve kısacık denemeler yazıp fırına sürersem daha lezzetli olur diye düşündüm. Birincisi, sizleri düşündüğüm için. Ne o öyle, oku oku bitmesin, üstüne üstlük magazinsel öykü anlatıcılığından öteye geçmesin. İkincisi, uyuyan yerlerinizi gürültüsüzce uyandırmak niyetinde değilim. Üçüncüsü, siz yazın emekçilerinin kulağına kar suyu kaçırmak kaygım değil. Sanat felsefesinden yola çıkarak şiir sanatına ve onun mimarı şairlere özeniyorum doğrusu. Bizim şair ve eleştirmenlerin yaptığı gibi yukarıdan-aşağıdan, doğru-yanlış, genelleyip-yuvarlayıp sallayacağım; ne tutarsa.

Kısa kısa değinmelerle belleklerinizi kurcalayıp zihninizi sallasam ne olur ki? Hadi salladım diyelim; kimin umurunda… Kısa kısa deniyorum; kendim için…

BİZİM ŞAİRLER

Anlamıyorum şu bizim şairleri. Çoğu şiir yazılarını okurken kendimi mantar tarlasında hissediyorum. Her tümcede kofluğa basıp üzerime boşluk sıçrayacak diye korkuyorum. Şiire neden bu kadar çok anlamsız görevler yüklerler? Neden abartılı sıfatlarla tanımlamaya çalışırlar. Torba kavramlarla şiiri neden genellemeye boğarlar? Şair kendisine neden böyle anlamsız bir görev yüklemiştir? Örnek mi, sürülerce: “Şiir isyandır, başkaldırıdır!” “Şiir ne söylemediğindir.” “Şiir dikey doğruların Tanrısıdır.” “Şiirin konusu yoktur, hayatı vardır.” “Şiir imgelerin soyutta birleşmesidir.” “Şiir, sözcüğün kavramla buluşması sürecinde oluşur.” gibi… Bunlar, şiir adına, sanat adına azıcık bir şey anlatsa gam yemeyeceğim. Şiirin, böyle övgü ve öykünmeci söylemlere gereksinimi yok ki. Bu gerekliliği, siz kendinizde duyuyorsanız, en azından anlamı tüylenmiş genelleme yapın. Niteliğine uyan isimlendirme yapın bari. Çırılçıplak salıvermeyin. Yakışıklı olsun, güzel söz diyelim; şiir gibi olsun…

DİL İŞİ DİŞ İZİNE BENZEMEZ

https://yasarozmendenemeler.blogspot.com/2021/07/dil-calsmalar.html

Dil çalışmaları[1]nda temel değişken “düşüncenin geliştirilmesi” olmalıdır. Bu varsayımdan yola çıkar ve değerler dizgesini bunun üzerine kurgularsak, dilin eylem/duygu/olay/olgu boşluklarını sorgulamak durumunda kalırız. Böyle yaparsak tanımlanmamış bir şeyin üstüne gitmiş oluruz ki bu, değişim ve gelişimin en etkin yoludur. Soyut veya somut, hareket-nesne-eylem-duygu-olay-olgu boşluklarının sorgulanması; düşüncenin genişletilmesi, düşünceye yeni yeni alanlar yaratılması demektir. Sorgulama hızını artırmak, düşüncenin genleşmesini sağlamaktır. Düşüncenin evrilmesi, dilin uzamının genişlemesi ve yeni anlam alanlarına açılması demektir.

Dil işi diş izine benzemez. Dil işi, yazımı tamamlanamayacak uzun bir öyküdür. “Dil çalışmaları[2]” isimli denememde bu konuyu ayrıntılı açıkladım. Ulaşmak isterseniz bağlantısı aşağıdadır. Dil konusunda paradigma değişiminden söz ettiğim, dil gelişimine farklı bir bakış getirdiğim için öneriyorum; benim yazım olduğu için değil. 

ZORUNLULUK

Belki de sahip olduğum veya kendi yarattığım olanaklar gereği; ben, kimsenin ekmeğine yağ sürmedim, kendi ekmeğime de yağ sürülmesi için hiç çaba göstermedim. İnsanla, malzemeyle, eğitimle, üretimle ve tüketimle uğraşmanın ne demek olduğunu az çok bilirim; işim, gözlemlerim, deneyimlerim ve incelemelerimden. Bugünün koşullarında bir başkasının ekmeğine yağ sürmeden başarılı bir yaşamın olası olmadığını da bilirim. Ama ben, kendine hesap vermek zorunda olmayan tarafında bulundum ülkenin…  Koşullar, vicdan muhasebesi yapmamı hiç gerektirmedi; biraz da ben zorlamasına izin vermedim, demek daha doğru olur.  Giydirilmeye çalışılan format, bir türlü benim üzerimde maya tutmuyordu; tutmasına da izin vermek niyetinde olmadım… Edinilen, öğrenilen, duyulan ve görülen her bilgi kendi havuzumda arıtılmadan doğaya salınmamıştır. İçinde yaşadığımız çağda arıtılmadan kullanılan bilgi, çevreye zararlıdır çoğunlukla… Zorunlulukların üzerime abanamaması, bu yüzdendir.  

GÜNCEL

Elimden geldiğince güncel politikaya ilişkin yorum yapmamaya çalışıyorum; ne varsa gelip damarıma basıyor hukuksuz uygulamalar, konuşmalar, yorumlar. Biz meslek yaşamımızdan ve deneyimlerimizden biliyoruz ki amaç belliyse; yani minare çalınmış ise minareye kılıf bulmak zor değildir; hele hukuksal alanda. Bunu çok yakın tarihte yaşadık, izledik, gördük. Asıl acı olanı ise hukukçu diye geçinenlerin, uydurma sayısal verileri somut delil/deliller olarak kabul ettiği bir kara dönemi yaşadık hep birlikte. Son günlerde yaşadıklarımıza bakılırsa, o yüz karası günleri anımsatıyor açıktan açıktan. Öyle olunca ister istemez tarihsel bilgiyi kurcalamak durumunda kalıyorum. Bu benzerlik, bu sarmal en önemlisi de amaca uygun yetki kuşatması, gerçek değil; benim yanılgım olsun isterdim. Biz ülküsüne, ülkesine, değerlerine, Atatürkçü düşünceye ve Çağdaş Cumhuriyete inanan ve onu düstur edinen insanlarız. Her gün ufkumuzda bir ışığın daha karardığını görmek acı veriyor; yazmak yetmiyor artık…


[1] “Dil çalışmaları” isimli deneme, İmgelem İmge-İmgelem isimli e-kitabıma alınmıştır.

[2] “Dil çalışmaları” isimli deneme, Ç. Türk Dili Dergisi Mart 2020 Sayı:385’te yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın