Yaşar Kemal’in “YALNIZLIK” şiirine bir yerlerde bir şekilde rastlamışsınızdır diye umuyorum. Hissettirdikleriyle, derinliğiyle on yedi yaşında bir bireyin kaleminden çıkmışa benzemiyor değil mi?

Bu sebeple sadece edebi birikime ve yön veren hissiyata inandım. Okuduğum eserlerden bir şeyler taşımaya başladım. Henüz on üç yaşında Sabahattin Aliyle tanıştım. Bizden bir şeyler vardı onda, insanın iç dünyasını ustaca anlatan bir şeyler.

Büyüdüm, tüm insanlıktan hissiyatıyla kuvvetlendirdiği kişilikler bekledim,hataydı. Meğer umduğum derinlik herkes tarafından elde edilebilen bir şey değilmiş. Etrafımda bir sürü muhayyilesi boş insan varmış ve ben boyuna hayal kuruyormuşum.

Bu sebeple kitaplarımla yaşamaya başladım. Rus edebiyatıyla ve felsefeyle tanıştım. İtiraf etmem gerek, her ikisi benim için başkaldırı niteliğindedir. Kitap okuyarak başkaldırdım bu dünyaya.

Büyüdüm, kimse tarafından anlaşılmayarak. Benden bir kaç dostum oldu, geceleri gökyüzünden güneş topladılar sırf Livaneli seviyorum diye. İki kişilik şiir dinletilerim oldu çünkü yalnızca onlar biliyorlardı.

Bu sebeple siyah kaplı bir defter edindim içine şiirlerimi, düşlerimi işlediğim. Kendime nefretle yaklaştığım bir dönemde otuz beş şiirim çöpteydi.

Büyüdüm, sırtıma saplanan düşlerim, düşüşlerim, çığlıklarım oldu. Kalemimle ilgilenen yoktu, kağıtla dertleştim. Mutluluğu yazabileceğim nadir anları kovaladım.

Bu sebeple düşüremedim kalemi elimden. Geçtim aynanın karşısına baktım gözlerimin derinine. Bedenime değil,derine,derinin altındaki derine. Sordum bir daha kendime on yıl önceki renkli camekana sahip mağazadan alınan hediye mi değerlidir, yoksa kelimelerin sihri mi ?

Hediyeleri seçenlerin olsun bu dünya ben kelimelerin sihrini seçtim ve şiirlerimle bir dünya kurdum kendime.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın