Hasret SOLMAZ

Editör: Aycan Akgül

Antik Yunan dünyasının ileri gelen düşünürlerinden Platon politika felsefesinde ideal devlet tasarısını ortaya koyar. Devlet yapıtında Sokrates aracılığıyla ideal devleti açıklamaya çalışır. Bu açıklamalara öncülük eden soru “Adalet nedir?” sorusudur. Aslında Platon’un ideal devleti istenen ütopyalar arasına girer. Platon, bu devlet düzeniyle gerçeğe nasıl ulaşabileceğini düşünüp durmuştur. Biz de bu makalede Platon’un devlet üzerine düşüncelerine yoğunlaşıp “Devlet nedir?” sorusu ile “İdeal bir devlet nasıl olmalıdır?” sorusu arasında düşünce mekikleri dokuyacağız.

Platon, bir devletin en iyi nasıl yönetilebileceğini düşünmüş ve bu devletin kim tarafından yönetileceği üzerine araştırmalar yapmıştır. Platon’un ahlak anlayışı tam da burada devreye girmiş ve devleti ancak ahlaklı bir bireyin düzgün yönetebileceğini ileri sürmüştür. Buradan hareketle Platon, devletin bir filozof tarafından yönetilmesini arzu etmiştir. Bunu çok açık bir şekilde Devlet’in VI. ve VII. kitabında görebiliriz. Çünkü orada bir filozofu bilge, ahlaklı, var gücüyle gerçeğin peşine düşen, doğruyu söyleyen (parrhesia), ölçülü olan, yaradılıştan sağlam bir belleği olan olarak ilan eder ve tam da bunların ardından böyle bir kişinin devletin başında olması gerektiğini belirtir. Devletin kralı aynı zamanda bir filozof olmalıdır. Ancak onun bilgeliği ile yönetim, en iyi yönetim olur.

Platon’a göre devlet üç parçadan oluşur: yöneticiler, askerler (koruyucular) ve halk (üretici sınıf). Kusursuz bir devlet olması için, sürekliliğini sağlayabilmesi adına bu üç unsur arasında kuvvetli bir uyum gerekir. Çünkü Platon bu üçünü ayırırken her birinin görevini belirler. Kimse kimsenin işini yapmayacak, herkes usta olduğu işi yapacaktır. Yönetici sadece yönetecektir çünkü o, aklı temsil eder. Asker ise devleti savunup koruyacaktır çünkü bu görevde onun en temel özelliği cesur olmasıdır, cesarettir. Halk ise üretir ve tüketim için çalışır. Ürettiklerini satması ile birlikte para kazanan yurttaş olarak anılır. Şu anki zamanlara benzer bir şekilde o zamanında şartlarıyla halk üretebileceği alanlarda profesyonel olmak zorundadır. Yani halk siyasetle ve/veya askerlikle değil, tarımla, ticaretle, yani kısaca para kazanılabilecek şeylerle yükümlüdür.

İdeal devletin asıl yapmak istediği en iyiye, en mükemmele ulaşmaktır. Yani amacı devleti mutlak iyiye taşımaktır. Tabi bu ideal devleti oluşturma çabası burada bulunduğu dönemde, Atina demokrasisinin içinde bulundurduğu eşitlik ve özgürlük ortamıdır. Atina’nın bu özelliğine dayanarak ideal devlet tasarısını ortaya atması mümkün olmuştur Platon’un.

Platon devletin düzeni ve refahı sağlamak için var olduğunu düşünürdü. Hatta ve hatta Devlet kitabında Sokrates’in verdiği birçok örnek buna işaret eder. Sokrates daha I. kitapta bir sığırtmacın kendinin ya da yöneticinin yararına değil sığırların yararına onlara bakmakta ve onları beslemekte olduğunu ifade eder. Buradan amacı devletin kutsallaştırılmasındansa birey ile bütünleşmesini sağlamaktır.

Devlet toplumun yararını gözetmektedir. Toplumun iyiliği için uğraşır. Bu nedenle bunu yapacak yöneticinin zaten kendini mutlak iyiye adamış biri olması gerekir ki daha sonra da devlet tasarısından bahsederken Platon’un, “yurttaşların 18 yaşından sonra belirli bilimsel sınava tabi tutulacaklarını, elverişli ise kendi okulunda otuz yıl eğitim gördükten sonra yönetici olabileceğini söylediğini”[1] göreceğiz.

Platon’a göre devlet içerisindeki her kişi yapabildiği işi yapacaktır. Örneğin zanaatları göz önünde bulundurduğumuzda, biri terzilikte çok başarılıysa o bunu yapacak, diğeri ayakkabıcı olacaktır. Platon, bu doğrultuda iki kavram ortaya atar: ölçü ve doğruluk. Herkes kendine hâkim olmalı, ölçülü olmalıdır ve devletin gücünü üstün bilip mutlak iyiye ulaşmak için doğruluk ile yürümelidir. “Toplum nasıl ki insanların birleşmesi sonucunda doğal bir süreç olarak ortaya çıkmışsa, devlet de toplumun varlık kazanması ile birlikte kendiliğinden ortaya çıkmıştır.”[2]

Platon’un ideal devlet anlayışındaki düzen yalın olmalıdır. Çünkü idealar yalındır. Eğer bireylerin içinde bir çeşitlilik varsa bu, düzensizliği ortaya çıkarır. Yani bir şey kendi doğasına ne kadar uyumlu hareket ederse o kadar yalınlaşır. Buradan da ondaki düzeni görmüş oluyoruz. Çünkü düzen yoksa kaos vardır. Zor ile, yani bia ile tiranlığa ulaşılır ve şiddet, kaos ortaya çıkar. Fakat ikna ile ulaşılır ise eudaimonia ortaya çıkar. Toplumu bölümlerine göre üçe ayırmasının sebebi de her sınıfın kendi işini yapması gerektiğidir. En üst sınıfın özelliklerinde phronesis, erdemler olmalıdır. Toplumu sadece ikna etmek yeterli olmaz. Zor da gerekir ama çok az ölçüde. Toplumda sınıflar kendi işlerini en iyi şekilde yaparsa mutluluğa ulaşır. Buradan hareketle Platon’un düzenine adil düzen diyebiliriz.

Platon Devlet kitabında iyi ideasına ulaşmaktan söz ederken bu yükseliş diyalektiğini eğitimle yapabileceğimizi söyler. Tam da burada Platon’un yurttaşların eğitim almasını ve ancak bu şekilde mutluluğa (eudaimonia), iyiye, hakikate, erdeme (arete) ulaşabileceğini söyler. “Bu eğitim süreci sayesinde adil insanlar tarafından yönetilen adil şehir, adil insanlar yetiştirecektir, bu adil insanlar da adil bir toplum oluşturacaktır.”[3]

“Platon, ölçülülük ile adalete sosyal erdemler (polike arete) diyor. Adaletin asıl önemi de öteki erdemlerin devlet çerçevesinde gerçekleşip yaşamasına olanak sağladığındandır.”[4] Aslında bir bakıma kitabın genel sorunu Atina kentinin toplumsal adalet anlayışının neler olduğunu bize göstermektir. Atina kentinin yönetiminin ‘akılsallıkla mı yoksa şiddetle mi’ kurulması gerektiğiyle ilgili bir tartışmayı ifade etmiş oluyor. Logos’a mı kendimizi bırakacağız, yoksa bia’ya mı (şiddete mi) kendimizi bırakacağız? İşte temel çıkış noktası olan tartışma adalete (dikaiosyni) dayanıyor.

Antik Yunan’da arete (erdemli olmak) denilen şey daha çok bir zanaatçının, bir meslek erbabının özelliği olarak ifade edilir. Yani kişi öğrendiği mesleği yetkinlikle uygulayabilmelidir. Ancak bu gerçekleşirse bir arete, meziyet sahibidir ve aynı zamanda ahlaki bir ilişki kurma imkânı gerçekleştirmiştir. Tam da burada yöneticilerinde arete sahibi olması gerektiğini, yaptığı yöneticiliğin en iyisi olması gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü bir şey mutlak iyiye ulaştıysa ancak mutluluk (eudaimonia) verebilir.

Platon’a göre bütün yurttaşlar görevlerini bilmeli ve en iyi şekilde uygulayabilmelidir. Yönetici ise bilge (sophia), cesur (andreia), ölçülü (sophrosyne), doğru (aletheia) ve adil (dikaiosyne) olmalıdır. Tüm bu düzeni sağlamalı ve halkın refahı için gerekirse kötü durumlarda bile onlara bu sıkıntıyı yansıtmamalı, huzuru kaçırmamanın gerekliliğini savunmalıdır. Nasıl ki ebeveynler tartışır ve çocuklarına huzur bozulmasın diye yansıtmazsa bu da onun gibidir. Çünkü herhangi bir kaygı, kaosa sebep olabilir.

“Devlet, Platon’a göre, toplum için bir eğitim kurumudur: Bu eğitimin yüksek ereği, insanı duyusal yaşayıştan duyulur üstü bir yaşayışa yükseltmek, bu dünyadaki yaşamada Tanrısal yaşamaya hazırlamalıdır. İdeal devlette göz önünde bulundurulan, tamamıyla ahlaki bir idealdir.”[5] Yani Platon ancak eğitimli yurttaşların refah ve huzur içerisinde tam anlamıyla ideal bir devlet düzenini oluşturacağını söyler. Yöneticiler de buna uygun olmalıdır. Bunu filozof kral olarak da tanımlayabiliriz. Yani kral koltuğunda olacak kişi filozof olmalıdır.

“Platon’a göre devletin en önemli kurulma nedeni, bütün yurttaşları mutlu yaşatmak, huzur ve güven sağlamaktır.”[6] Bu huzur, güven ve mutluluk; ikna-zor ikilemesi içerisinde logos ve bia ile kurulacak, en kuvvetli ideal devlet olacaktır. Aslında devletin yurttaşlar üzerindeki etkisini bia ve logos ile şekillendirme durumu kitabın daha başından itibaren söz konusudur. Devlet, ikna-zor ikiliği içinde bir şekilde dengede durmaya çalışır.

“Kanunların kaygısı birtakım yurttaşlara ötekilerden üstün bir mutluluk sağlamak değil, yurttaşları ya ikna ederek ya zorlayarak birleştirmek, her birine toplum içinde görebileceği iş payını aldırmak, böylece bütün toplumu birden mutluluğa götürmektir. Devlet seçkin yurttaşlar yetiştirmeye uğraşıyorsa, bu onların keyiflerince yaşayıp, dilediklerini yapmaları için değil, devlet düzenini sağlamlaştırmaya yardım etmeleri içindir.”[7]

Dünyada devletlerce uygulanan kanunlar, bireylerin mutluluğundan ziyade toplumun mutluluğuna ve ilerleyip güzel bir düzen oluşturması için kurulmuştur. Bu kanunlar, kişiler üzerinde, “Toplum ve senin için bunu yapman daha iyi olur.” diyerek ikna yeteneği oluşturur. Böylece bireyleri ikna etmeyi sağlar. Aynı şekilde bireyler üzerinde zor kullanarak baskı kurar. Bu da, “Bunu yapmazsan, bu kurallara uymazsan, bu yasalara uymazsan…” ceza alırsın şeklindedir. Yani logos da olsa bia da olsa temel amaç topluma fayda sağlamaktır. İki türde de bireyler topluma bağlı ve fayda sağlamak zorundalardır.

Platon’un devletinin bia ve logos üzerine ilişkilendirilmesi, daha derinlere inmeden Devlet I. kitapta Pire’ye indiğinde başlar. Kitap tam anlamıyla bu anlayışın üzerine kurulur.

“Polemarkhos’un küçük kölesini konuşturup Sokrates’i durdurması, onun pelerininden çekiştirmesi detayında fark ettiğimiz fiziksel engellemeyle beraber düşünüldüğünde; zor (bia) ve söz (logos) arasındaki gerilimin Devlet’in açılış sahnesindeki ilk karşılamada ortaya çıktığını açıkça gösterecektir.”[8]

Sonuç olarak Platon’un ideal devlet tasarısı vardır. Bu ideal devlet tasarısına bir bakıma ütopya diyebiliriz. Bu devletin başında filozof kral bulunmalıdır. Bu ideal devlet içinde yurttaşlar yöneticiler, askerler ve üreticiler olarak üçe ayrılır. Her yurttaş en iyi yaptığı işi ustaca yapmalıdır. Yöneticileri bilge, ahlaklı, erdem sahibi ve yararlı olmalıdır. İdeal devletin bia ile mi yoksa logos ile mi kurulması gerektiği tartışılır. Eğitimin bu konuda çok önemli olduğu söylenebilir. Bia ile yaklaşan, yani şiddet-zor ile yaklaşan –Devlet I. kitapta gördüğümüz gibi- sofist Thrasymakhos olur. Sokrates ise ona logos/söz/ikna ile ulaşmaya çalışır. Tam da buradan ideal devletin yurttaşlar üzerindeki etkisini görüp olması gereken ideal devletten söz etmiş bulunmaktayız.


[1] Prof. Dr. Ahmet Arslan, Felsefeye Giriş, BB101 Yayınları, Ankara, 2019, s.177.

[2] Demir, K. (2019). Platon’un Devlet Kurgusunun Modern Kamu Yönetimine Yansımaları. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 14(27), 203-219, s.208.

[3] Umberto Eco, Felsefe Tarihi 1: Antik Yunan, çev. Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2012, s.185.

[4] Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2019, s.66.

[5] Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2019, s.69.

[6] Bayoğlu, E. (2012). Platon ve Aristoteles’in Devlet Anlayışlarının Karşılaştırması. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erzurum. s.27.

[7] Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüboğlu- M. Ali Cimcoz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, 519 e-520 a.

[8] Bayoğlu, E. (2012). Platon ve Aristoteles’in Devlet Anlayışlarının Karşılaştırması. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erzurum. s. 34.

KAYNAKÇA

  • Arslan, Ahmet, Felsefeye Giriş, BB101 Yayınları, Ankara, 2019.
  • Demir, K. (2019). Platon’un Devlet Kurgusunun Modern Kamu Yönetimine Yansımaları, FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 14(27), 203-219, s.208.
  • Eco, Umberto, Felsefe Tarihi 1: Antik Yunan, çev. Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Yayıncılık, İstanbul, 2012.
  • Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2019.
  • Bayoğlu, E. (2012). Platon ve Aristoteles’in Devlet Anlayışlarının Karşılaştırması. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erzurum.
  • Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüboğlu- M. Ali Cimcoz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019.
Reklamlar

By HASRET SOLMAZ

2001 yılında İstanbul’un Büyükçekmece ilçesinde dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini İstanbul ve Balıkesir’de gördü. 2019 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Anabilim dalına yerleşti. Şu an lisans programını sürdürmekte.

Bir Cevap Yazın