Daha küçüktü o zamanlar avuçlarımızdaki yaralar. Daha kapanmamıştı oynarken düşüp kanattığımız dizlerimizdeki o yarık. Bilmediğimiz ne çok şehir ismi vardı. Anlamadığımız kaç dil gizliydi anladığımız kelimelerin içinde. Tek ısdırabımız, yırtığından utandığımız diz üstü çoraplarımızdı. Ve de içemediğimiz yeni çıkmıs o gazoz. Başka ısdırapların altında toz olacakları günler gelmeye yeltenmemişti daha. Maskelerin altındaki kara sarmaşıkların, süper kahraman dizilerinde olduğunu sanırdık. Kandırmak deyince, aklımıza sadece sobe oynarken etrafımıza attığımız kaçamak bakışlar gelirdi bir tek. Ve acıktığımızda ekmeğe sürdüğümüz salça bizim en güzel heyecanımızın sebebiydi.
Şimdi gölgesine sığındığımız ağaçların, sadece yaprak hışırtısı kaldı kulağımızın ceplerinde. Gülüşlerimizin izi bile kalmadı koşuşturduğumuz sokakların en kuytu köşesinde. Karanlığa değmedi sanki hiç, beklemedi sabırsızlığımız, şu lambaların huysuz ışığının toprağa düşüşünde. Zamana kapılıp giden ömrümüzün bir yerinde, nasıl da tükenip gidiyor onca yıl biriktirdiğimiz umut. Herbir çelme nasıl da eritip bitiriyor çocukluğumuzun berrak inanmışlığını. Herbir züppe hece kavuruyor edeple örülmüş adanmışlığımızı. Beraber topraktan küçük tandırlar yaptığımız dostlar, nasıl da alevli odun taşıyor hayallerimizin yeşil vadilerine.
Kopan yüreklere, kırılan kalemlere, yakılan ateşlere alıştık. Büyümek istediğimiz günlerle, dönmek istediğimiz dünlere karıştık. Biz çocuk olduk bir zaman. Saflığın fincanından kahve yudumlarken bilemedik bir ömür sürecek vefasızlığımızı. Kaldırım taşlarına sorsak bilirler bizi. Biz ise hep saklıyoruz kendimizden, dünden kalan kendimizi.

Reklamlar

By gazelimsi

E, Anne, okur, yazar, izer. Seyyah nakkal, Kzl ylandan sonra ve Gazel kitaplarnn yazar.

Bir Cevap Yazın