Zeki Coşkunsu

Editör: Simge Armutçu

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nda Maarif Müfettişi (Education Inspector) olan dostum Zafer Özer’in 31.03.2021 tarihli, “Kamudan Haber” adlı internet sitesindeki “Yapılandırıcı Programa/Öğrenmeye Ne Oldu?(1) başlıklı makalesini okudum. Tebrikler; kendisi yine, kaliteli bir makale ortaya koymuş… Ancak makalesinin kardinal atribüsü (temel hassası-özniteliği) üzerine yine kardinal bir soru veya şüphe gündeme gelebilir: Gerçekten hem teoride(zihniyette) ve hem de pratikte(sahada) yönlendiricilik/müdahalecilikten, yapılandırmacılık & davranışcılık’a veya her ikisinin yeni bir sentezine geçildi mi? Ya da böylesi bir istek-irade veya istenç var mı? Ben şüpheliyim (ciddi şüphelerim var); zira ortada essah-sahici bir emare göremiyorum. Dahası, makalesinin son cümlesinde kendisinin de dikkat çektiği gibi kardinal sorun, “ne istediğimiz konusunda net/ortak bir paydamızın olmayışı”.

Şüphesiz ilim ve teknoloji illaki eğitim (öğretim) ile başlar. Gelgelelim, eğitim sadece okumuşlar ordusu yetiştirmek değildir. Bilinen bir gerçektir ki okumuş olmak, mutlaka öğrenmiş (anlamış) olmak demek değildir. Okumak ve öğrenmek birbirinden farklı kavramlardır.

Bir ülkenin milli eğitim politikası öğrenmişler ordusu yetiştirecek şekilde, yaşanan çağın ilmi ve teknolojik potansiyeli, tabanında planlanmalı ve bunları eğitilenin hafızasına aktarma metodolojisi geliştirilip uygulanmalıdır.

Bu bağlamda, eğiticilerin(öğretmenlerin) yaşanan çağın ilmî ve teknolojik bazında, ‘natürel ilimler felsefesi, sibernetik ilmi(güdümbilim), semiyotik(göstergebilimsel), operasyonel araştırma metotları ve matematik-lojik(mantık) metotları’ çerçevesinde eğitilip yetiştirilmeleri de bir zorunluluktur. İşte, eğitici de eğitileni bu çerçeve içerisinde eğitecektir. Aksi takdirde, dökme suyla değirmen döndürmeye çalışmak zorunda kalınır ve maalesef günümüzde de hâl budur. Eğitim-öğretimin sadece okumuşlar ordusu(!) yetiştirmek olmadığının idrak edilmemesi eğitimin yozlaşmasına, millî eğitimin bir milli eğitimsizlik durumuna getirilmesine neden olmaktadır. Gerek bireysel ve gerekse belli bir kesimin politik çıkar kaygıları göz önüne alınarak sadece okumuşlar ordusu yetiştirmek için verilen uğraşlar, milli eğitim kavramıyla bağdaşmadığı gibi, aynı zamanda bu, ona bir ihanettir.

Millî eğitimi asla yozlaştırılmış milli eğitim veya bir milli eğitimsizlik durumuna getirmemeliyiz. Şüphesiz böyle bir eğitim; her nasılsa okuyabilmiş(!), eğitimin, ilmin ve teknolojinin ne olduğunu ve ne olmadığını asla idrak edemeyen bir grup eğitim yobazlarının eğitim politikası altında iftiharla öğrenip uygulayacakları bir ihanet paketinden başka bir şey değildir.

Bakınız, yaptığı devrim niteliğindeki fizik ve matematik çalışmaları sayesinde, 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüş Almanya doğumlu Aşkenazi Yahudisi, 20. yüzyılın en önemli teorik fizikçisi (kendi ifadesiyle filozof”u) Albert Einstein’ın, 1934’te dillendirdiğine katılmamak mümkün mü? Kendi çağının dünyası için dedikleri, bu çağın dünyası için de hâlâ doğru ve maalesef geçerliliğini koruyor: “Bugün dünyada çok sayıda akademik unvan var. Ancak aklı başında ve değerli hoca çok az! Ders verilen amfiler çok fazla ve çok büyük; ne var ki, hakikate ve adalete gerçekten susamış olan öğrencilerin sayısı bir hayli az! Doğa nimetlerini cömertçe dağıtır, ancak genellikle tercih hakkı tanımaz!”(2)

Otantik eğitimin gayesi öğrenmiş(anlamış) nesil yetiştirmek olduğuna göre, o hâlde anlama’nın anlamı nedir? Anlamak, “algılanan (veya giren) enformasyonun (en geniş anlamda) önerilen kullanımına göre yapılandırılması”dır. Diğer bir söylemle anlamak, “algılanan (veya giren) enformasyonun veya data akısının regülaritelerini(düzenliliklerini) ve bunlar arasındaki karşılıklı enformatik bağıntıları saptamak ve bunlarla hafızada daha önceden depolanmış bulunan enformasyon spektrumu arasında korelasyon(bağıntı) kurarak algılananın önerdiği ilgili kanal içerisinde algılananın kodunu çözebilmek”tir. İşte bu mümkün olduğu takdirde anlama gerçekleşmiş olur. Aksi takdirde bu proses(ler), süjeyi anlama uğraşları için anlama öncesi hazırlıkları oluşturur ve bu hâl anlama gerçekleşinceye kadar devam eder [şüphesiz anlamayı gerçekten isteyen birey(ler) için]. Sözün özü, anlamak kesinlikle okumuş olmakla aynı şey değildir.

Bu doğrultuda ve bu tabandaki bir otantik eğitim –yukarıda değindiğimiz gibi– kuşkusuz ilim ve teknolojinin iki kardinal taşı olup, gelişip şekillenmesinde en büyük rolü oynar ve şu üç büyük kategoride ele alınabilir:

     1) Operasyonel Araştırma,

     2) Sibernetik (Güdümbilimsel), Semiyotik (Göstergebilimsel) ve Matematik-Lojik (Mantık) Metotları,

     3) Organizasyon. [İlgili kategoriler, eserimizin muhtelif makâlelerinde genişçe yer bulmaktadır.]

Malumunuz, ilim ve teknolojinin gelişmesinde temel uğraş araştırma(teorik-deneysel)dır ve “var olan teorik ve pratik terimlerin (ilmî ve/veya teknolojik), kavramların, prensiplerin, kanunların, aksiyom ve hipotezlerin, göz önüne alınan problemi anlama doğrultusunda yapılandırılması veya yapılandırılmaya çalışılması”na araştırma adı verilir. Ancak bu, genel olarak, ilmin geliştirilmesi demek değildir. Yani zaten var olan bilgi kümesini göz önüne alınan probleme uygulayarak çözümlemeler yapabiliyorsak “ilim gelişmiş veya gelişiyor” diyemeyiz. İlmin (ve teknolojinin) gelişmesi için mutlak suretle ilmî-teknolojik düğümlerin, yani mevcut bilgi kümesinin çözemediği veya çözmekte güçlük çektiği problemlerin var olması veya ortaya çıkması gerekir. Ancak bu takdirde, yeni ilkeler, yeni metodoloji ve teorik-pratik teknikler geliştirilerek ilmin ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunulabilir. Şüphesiz bu, yeni yorumlar da (eski çözümlere dahi) getirecek, başka bir deyişle, madalyonun daha çok sayıda yüzlerini görmemize yardımcı olacaktır.

Son tahlilde bu uğraşlar ve milli eğitim programları inanıyoruz ki burada inceleyeceğimiz kategoriler çerçevesinde yapılmalıdır. Hatta en önemlisi, bireylerin meydana getirdikleri kolektiflerin; birer sibernetik sistem olarak göz önüne alınıp bu kategoriler çerçevesinde yapılandırılmaları ve eğitilmeleri, şahsî egoların şu veya bu nedenlerle oynanan politik oyunların dışında çağın getirdiği eğitim programlarına uygun ve paralel olarak sağlanmalı ve uğraş programları da riyasız uygulanmalıdır.(3)

     (1) Bkz. ÖZER, Zafer; 31.03.2021 tarihli, “Kamudan Haber” adlı internet sitesindeki “Yapılandırıcı Programa/Öğrenmeye Ne Oldu?” başlıklı makalesi, https://www.kamudanhaber.net/yapilandirmaci-programaogrenmeye-ne-oldu-makale, 4142.html. (Erişim Tarihi: 31.03. 2021).

     (2) Bkz. EINSTEIN, Albert; “Benim Gözümden Dünya”, (çev. Demet Evrenesoğlu), Alfa Yay., İstanbul, 2008.

     (3) Bkz. COŞKUNSU, Zeki; “Gerçek-Gerçeğe Giden Yol (The Road to Real-Reality): Geçmişimiz-Bugünümüz & Geleceğimiz Non-Konvansiyonel Otantik İlmî Makaleler (I-II-III)”, c. I, ss.26, 28-29, Çizgikitabevi Yay., Konya, 2019.

By zekicoşkunsu

Şair, yazar, araştırmacı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Bilgi Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Mütevelli Heyeti üyesidir. "Natürel İlimler Felsefesi", "Operasyonel Araştırmalar", "Sibernetik" & "Semiyotik" vb. ilmi disiplinlere ilişkin konularda çalışmalar yapmaktadır.

One thought on “MİLLİ EĞİTİMSİZLİK”
  1. Yazı için teşekkür ederim elinize emeğinize sağlık. Doğru tespitler ve gözlemler eşliğinde doğru teşhisler ve doğru çözümlere kısa zamanda ulaşılır, yozlaşmaya son verilir inşallah.

Bir Cevap Yazın