Daha doğmadan yaşadık biz bazı acıları. Büyüyünce anlayacaklarımızı çok küçükken öğrettiler bize. Bildik. Ama hiçbir zaman anlayamadık. Soramadık. Bir şey de söylemediler. O günlerden sonra karabasanlar hayallerimizi bozguna uğratır oldu. Korktuk. Rüyalarımızın pembesine kanla karışık lacivert mürekkepler döküldü. Sırılsıklamdık. Yar başında rüzgâr sertti. Millenmişti gözlerimiz. Güneşimizin gölgesindeki geceyi gördük hep. Yıldızların arkasındaki karanlığa daldı bakışlarımız. Güneşin parlaklığıyla hiç kamaşmadık. Hiç şımarmadık. Usluyduk. Hüzünlüydük aslında. Nice dağlara küstük heyhat! Bilmediğimiz yollarda koşmamızı isterken havuç değildi verdikleri. Arka bacağı kırık tavşanlardık, kimsenin haberi olmadı. Yaramızla içimizde kaldık. Hiç soran da olmadı. Yardan yuvarlanırken bile sesli ağlamadık. Üzülmeyin istedik. Hiç sesimiz çıkmadı. Gözlerimize bakmak aklınıza gelmedi. Bekledik. Gelmediniz. Yar’a yazdık vasiyet mektuplarımızı. Üzerine mühür vurduk ahlarımızı. Vahlanmayınız. Arkamızdan iten sizdiniz. Biz, nefes alırken bile buhranlı, ecelimizle kol kola cennetteyiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın