Kaybedecek ne kadar çok şeyin varsa o kadar zordur özgürlük. Bir kuşun kanadında süzülebilirsin gözlerini kapatarak ya da deniz kenarında rüzgarla dolabilir gövden, sonsuzdur his ve hislerin sana sundukları ya gözlerini açınca seni ne bekliyor olacak ? Gözlerini açınca, şanslıysan her şey seni bekliyor olacak, şanssızsan hislerin betonların altında kalarak yüreğinde çırpınacak. Geri kalanlardan her şey yapacaksın, yeniden bir medeniyet kuracaksın mesela, mesela bu medeniyette gökyüzü çatın olacak ve topraktan bir gövden. Kurduğun medeniyet sadece kendine hizmet etmeyecek, sorumlulukların olacak. bir şeylere sahip olmak için sorumluluklarını sahiplenmelisin, bir organ gibi sende yaşayacak, senin bir parçan olacak. Üzülme ne kadar çok kaybettiysen o kadar denedin demektir yani o kadar canlısın ve hala hayattasın hem de sadece aldığın nefesle değil verdiklerinle de. Hayat yalnızca tek bir şey demek değildir eksildikçe bunu anlayacaksın. Senden çıkanlar bazen seni hafifletecek, bazen bir parçanı bedeninden söküyorlarmış gibi ruhun acıdan kıvranacak. Bitmeyecek, ne başlamak  ne de son, birbiri ardına sıralanacak gece ve gündüz gibi, ateş ve su gibi… Ama eksiklerin bile seni çoğaltacak, hikayene gerçek bir şeyler dokunacak gerçek göz yaşları, gerçek kahkahalar, gerçek bir rüya, gerçek bir aşk, gerçek bir sarılma, gerçek bir cümle… Yaşam, sana gece ve gündüzü sunduğu gibi art arda binlerce kapı sunacak ve sen her gün istediğin kapıyı açarak yoluna gideceksin. Bir gün sahip olduklarını düşüneceksin önce korkacaksın, kaybetmekten, onları bırakıp gitmekten sonra özgür olmadığını hissedeceksin. Bir yere demir atmış gibi gemin sanki daha ileri gidemeyecekmiş gibi hissedeceksin oysa hayat bir şey değildi ki diyeceksin ve neden sadece bir gemim olsun ? Binlerce yol varsa binlerce gemim de olabilir diye düşüneceksin. Hiç kolay olmayacak ama olacak. Çünkü olan olur, olabilen olur, İmkansızlık senin zihnindeki sınır kadardır, kader sana oyunlar oynasa da gövden yalnızca senin istediğin yöne doğru gider. Bazen gövden yorulacak, kirlenecek onu biraz şarapta yıkayıp sonra rüzgarda kurutacaksın ya da başın bir omuzdayken göz yaşların birisinin yüreğine akarak bir öpücük olarak sana geri dönecek. O zaman tüm dünyayı öpmek isteyeceksin hafif sersem, biraz bulanık ama yalan değil biraz büyü, biraz sokak ortasında koşup oynayan çocukların haylazlığı, biraz dalında yeni kızaran kirazların şımarıklığı. Yalın ayak yürüyeceksin uçurum kenarlarında, kışları bile artık üşümeyeceksin , güzelleşeceksin daha iyi bir insan olacaksın. annene ya da babana olan kırgınlığını bile unutacaksın. Basitliğini bile sevmeye başlayacaksın ve parmak izindeki eşsizliği ruhundaki izlerinde bulacaksın. Biricik olacaksın. Sonra dünyadaki yerini göreceksin, soluk mavi bir nokta olduğunu ama aynı zamanda dünyaya biricik ve eşsiz dokunuşunu. Dokunuşların kıymetini anlayacaksın, neleri harekete geçirebileceğini. Kuvvetin itme gücünden fazlası olduğunu kuvvetin bir çekim alanı olduğunu. Çektiğinin yalnızca acı değil, acıyı bir basamak olarak kullandığın gökyüzündeki kuşlara dokunduğun anların toplamı olduğunu göreceksin. Kuş uçuşunu tadacaksın, gözlerin bütünü görecek ve ayrıntıları bütüne bakarak bile çözebileceksin. En çok kendine saygı duyacaksın ve bunu nasıl hak ettiğini hiç unutmayacaksın. Saygının ve sevginin yalnızca senin toprağında yeşerirse tohumlarını serpebileceğini göreceksin.

Kaybedecek ne kadar çok şeyin varsa o kadar zordur özgürlük. Ve ne kadar çok kaybettiysen o kadar kendine yaklaşacaksın çünkü sana kazanmak diye öğretilen şeylerin basitliğini ve kendine uzaklığını anlayabileceksin yani kazanmanın gerçekten ne olduğunu tadacaksın. Kendinle barışacaksın çünü sana ezberletilenlerin hep seni kendine küstürdüğünü fark edeceksin. Düştüğün rahmin, doğduğun evin, gittiğin okulların, tanıdığın komşuların ve yaşadığın mahallenin ve ülkenin ötesinde en uzakta olan yere varacaksın : kendine. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın