Yine akşam vaktinde gelme saatine denk getirip , tekrar buluşma planımızı hatırlattım . Birden bugün olur mu Eda? dedi. Elbette, her zaman olur. Seninle vakit geçirirken çok mutlu oluyorum, dedim. Bana içten gülümseyip, akşam geleceğim, diyerek ayrıldı .

Bu defa film izleyecektik. Oda arkadaşlarımdan bir tanesi hafta sonuna girme sebebiyle evine gitmişti. O bu şehirde yaşıyordu, haftalık terapi gibi ailesini görebilme imkanına sahipti . Diğer iki arkadaşım aynı bölümde okuyorlardı. Bu yüzden yine ortak olan arkadaşlarına gece oturmasına diye gitmişlerdi. Zannımca oturma dedikleri şey geçenlerde bizim odada olduğu gibi; okulda kim ne yapmış, kimi nasıl görmüşler üzerine, çekirdek yanında çabucak bitmeyeceğine inandıkları şu alıştıkları konusmalar olacaktı. Ama bunu düşünüp zandan sakınmayınca olan konuştukları millete değil, onlara olacak olanşeyin misliyle de bana da olacak olmasıydı. Onunla ortak bir film seçip bir müddet izlemeye başladık. Sırtımızın ardında çift yastık, onun ardında dolabın bir noktada görüş açımızı kestiği duvar vardı. Tam yanımda oturuyordu. Omuz omuzaydık. Oda karanlıktı ve ona dair bir korku hissetmiyordum içimde. Oda benden emindi , aldığı soluk; karşılıklı güven hisseden bir kısrağın soluması gibi derinden ve yavaştı. Ama ara ara gülmeye devam ediyordu . Bana aniden dönüp sana bir şey soracağım , dedi. Elbette diyerek ikimize çay hazırlamak için kalktım. Ardım ona dönükken ,tahmin ettiğim gibi daha rahat söze başladı. Önce duraksadı ve oturarak namaz kılınır mı Eda? dedi. Hiç şaşırmamış gibi yaparak ona yumuşak cümlelerle tereddüt kalmayacak uzun bir açıklama yaptım. Sanki hastalığından kurtulmuş bir insanın yüzündeki şifa belirtileriydi göz kenarındaki kısılmalar. Rahatlamıştı, bunu alalen görüyordum. Ona çay bardağını uzatırken neden sordun ki dedim. Biraz duraksadı, hiç olmadığı kadar insanî bir bakışla ” Vücudumda yaralar var , o yüzden eğilip kalkarken acıyor. ” dedi. Ben tepki vermedim . Başka soru da sormadım. Kendisi biraz bekleyip devam etti. Henüz küçükken, köyde oturuyorlarmış ve annesi bir gün bir kaç tane ateş yakıp koymuş kocaman kazanları üstüne. Birinde süt varmış bundan eminmiş . Büyükmüş de dediğine göre, kazan. Süt içmeyi çok sevdiğinden olacak , eğilip eğilip kaynamasını izliyormuş. Tam o anda ne olduysa ayağı tökezleyip içine düşmüş. Boynundan aşağısı yanmış. Onu apar topar hastaneye götürmüşler. Aklıma o an her zaman uzun kıyafetler tercih etmesi ve benim bu konu hakkındaki düşüncelerim geldi. Buna özen gösterdiğini fark etmiştim. Şimdi kafamda bazı şeyler oturmaya başlamıştı. O an dayanamayıp görebilir miyim dedim. Tereddüt bile etmedi . Incitmeden bakmaya çalışacaktım fikrimce ama gördüklerim beni incitince verdiğim tepki ile onu incittim belkide. Derisi, tıpkı bir çamur tabakası gibi kaynamıştı ve o an hiç dikkat etmediğim ağır bir koku aldım. Ben şaşkınlığımı atmaya çalışırken, hareket edip zorlandığımda kanıyor Eda, dedi. O an sadece dönüp ona sarıldım. Ama onda üzüntü belirtisi göremedim dönüp baktığımda. Aldığı cevap karşısında rahatlamış hissi yaşıyor gibiydi . Kılabilecekti ve benim kaçırdığım namazlardaki rahatlığım onun kılabilecek olmasındaki ifade ile aynıydı. O an bu durumda kalbime bir ok gibi saplandı. Daha sonra kalan çayını mutlu bir şekilde içip müsaade isteyip kalktı….

By Eda Ekici

İlâhiyat Fakültesi

Bir Cevap Yazın