Türkiye'de geçmişten bugüne maden kazaları
BİR AVUÇ KÖMÜR İÇİN ÖMÜR VERENLERE SELAM OLSUN

Zonguldak’ın kozlu ilçesinde gece kondu mahallesinde yaşıyordu Musa Amca. Güzel adamdı. Yardımsever ve yufka yürekliydi. Mahallenin çocukları kapısının önünde oyun oynardık. Bahçe içinde mütevazi bir evi vardı. Evinin etrafı meyve ağaçlarıyla doluydu. Çoğu zaman topladığı meyvelerden birer tane verir bizleri sevindirirdi. Eşi Hacer teyzede ekmeğin üstüne salça sürer karnımızı doyururdu. Mahalledeki bütün çocukların Hacer anasıydı. Musa Amca budadığı ağaçlardan ok ve yay yapar çürümüş elmalara atış talimi yaptırırdı. Çok mutluyduk o zamanlar.

Musa Amca ocak işçisiydi. Madende kazmacıydı yani. Üç çocuğu vardı en büyüğü bizle yaşıttı. Bir sabah acı acı çaldı kapı zilimiz. Hacer teyze gözleri yaşlı çığlık çığlığa Yusuf Abi ocakta göçük olmuş Musa çıkamamış diye feryat figan babama sarıldı. Bütün ev halkı pijamalarla döküldük sokağa. Babam dayımı çağırdı. Tabi bende apar topar giyindim atladım arabaya. Ocağın önüne gelene kadar benim varlığımdan haberleri bile yoktu. Sende mi geldin dedi babam işaret parmağını sallayarak.

Ocak önü mahşer yeri gibi kalabalıktı. Yüzü kömür tozundan kararmış insanlarla doluydu. O an Orhan Veli geldi aklıma. Yüz karası değildi bu kara kömür karasıydı, ekmek parasıydı. Ağlayan insanlar geldi sonra çoluk çocuk birbirine karıştı. Sevinç ve hüzün birlikte yaşanıyordu. Sağ salim olduğunu gören eşler çocuklar babalarına sarılıyor dualar ve şükürler çınlatıyordu etrafı. Ama Hacer teyze ağlıyordu. Şaşkın şaşkın her çıkanın yüzüne bakıyordu.

Saatler sonra öğrendik Musa Amcanın öldüğünü. Cansız vücudunu getirdiler. Hacer teyze yıkıldı kaldı oracıkta. Gözyaşları sel gibi akıyordu ağan yağmura inat. Kendine geldiğinde Hacer teyze bitkindi şaşkın bakışlarla etrafı gözlüyordu beli ki eşini arıyordu. Musa amcanın cansız bedenine sıkıca sarılıp dakikalarca ağıtlar yaktı. Musa amcanın cebinden birkaç tanesi içilmiş birinci sigarası, üç dört tane çokomel çıktı. Çünkü evden çıkmadan küçük oğlu tembihlemişti Musa Amcayı.  Cenazesi morga giderken bizde arabaya binip ambulansın peşinden ağlaya sızlaya devam ettik.

Mekanın cennet Ruhun Şad olsun Musa Amca.

Ne işçisi olursa olsun tüm işçilerin ekmeği helal

Çünkü;

“Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık. Aşağıdaki ölüm olasılık ama yukarıdaki açlık kesin” Bu bağlamda tüm maden şehitlerinin mekânları Cennet Olsun…


Emre Vehbi Alkan
Şiirbaz
21. Şubat. 1989




By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın