Neşet’e karşı koyamadığım bir öfke duyuyorum. Karşılıklı oturup iki sohbet etmeyi bırak, sesi kulaklarımı tırmalıyor. Bu yüzden Neşet hep sessizce oturur karşımda, boş boş. Sessizce oturması da sinirimi bozuyor. Ben hep kendim konuşuyor, kendim susuyorum.


Neşet’in evde oturması da canımı sıkıyor, iş olsun diye patates soğan aldırmaya gönderiyorum. Hiç bir şey bulamazsam çöpü çıkarıp sokağın sonundaki çöp bidonuna atmasını söylüyorum. Gittiğine inanmak için camdan kontrol ediyorum. O da elinde poşetlerle, çökük omuzlarından ara ara kafasını kaldırıp bana bakarak atıyor çöpü. Ben Neşet’in omzunda ağır bir yüküm. Şikayet ediyorum, sesi çıkmıyor, arada içimden gelince güzel sözler söylüyorum, yüzü gülmüyor, hiçbir şey söylemeden sessizce oturuyorum, neyin var diye sormuyor.


Neşet’in dışarda fazla dolaşması da gözüme batıyor. Arayıp çağrıyorum, sorgulamadan eve dönüyor. Gel dersem geliyor, git dersem gidiyor. Yine de ben Neşet’i bir yere konumlandıramıyorum. Ne evde, ne sokakta, ne işte, ne de hayatımda. Buna hiç gücenmiyor Neşet. Ona da kızıyorum. Hani diyorum çıkıp “Senin benimle derdin ne?” dese, yemin ediyorum söyleyecek tek kelimem yok. Neşet kızmıyor bana, ben kızıyorum. Hem kendime hem de bana kızmadığı için Neşet’e.


Evliliğimiz hep böyle kavgalı gürültülü olduğu için çoluk çocuk yapamadık. Bana kalsa evde bir çocuk sesi oldum olası ararım ama Neşet vursa elini masaya, “Yaşıtlarımız torun torba sahibi, biz hâlâ evde iki ses birbirimizi yiyoruz!” dese hayır mı diyeceğim. Onun sesi çıkmadıkça ben de inat yaptım.


Neşet emekliye ayrıldı bu yıl. İşteyken gözüme bu kadar batmazdı. Sabah kahvaltı yapmadan çıkıp gider, akşam yemeğini iş yerinde yiyip gelirdi. İkimiz de birbirimizle geçirmediğimiz her vakti kâr sayıyorduk. Benim için Neşet’i görmek demek kavga demekti. Görmezsem iyi oluyordum. Neşet hiç dile getirmedi ama sessizliğinden anlıyoruldum, o da beni gördüğüne memnun değildi. Neşet emekliliğe ayrıldıktan sonra ikimizin de memnuniyetsizliği arttı. Bundan sonra sabah kahvaltıyı birlikte yapacak, akşam yemeğini birlikte yiyecek, beraber alışveriş yapacaktık. Dışarıya ben tek başıma gidersem Neşet evde oturduğu için kızardım. O tek başına giderse, eksik gedik alışveriş yapardı, yine kızardım. Muhakkak beraber gidecektik ama bizim beraberliğimiz demek kavga demekti.


Neşet’e kalsa emekliliğe ayrılmaz, son nefesini de beni görmektense işte verirdi. Bunu laf arasında dile getirmişti. Yani iş yerinde ölmek istediğini değil de emekliliğe ayrılmak için erken olduğunu, çalışmak istediğini anlatmaya çalışmış patronuna. Patronu kabul etmeyince, uygun bir dille birilerine dilekçe yazdırmış, daha üstlere de göndermiş fakat kabul etmemişlerdi.


Evlendiğimizde Neşet bir tütün fabrikasında çalışıyordu. Emekli olana kadar aynı fabrikada, aynı maaşla, aynı konumda çalıştı. Bir gün bana demediği gibi patronuna da gık demedi. Eh bu kadar halim selim olmak da işe yaramıyor nihayetinde. Neşet ilk defa emekliliğe ayrılmak istemediği için sesini çıkarmış, hakkını savunmuştu ama o da çare etmedi. Gençlere göre eskisi kadar iş görmediği için emekli edildi.

Emekliliğe ayrıldıktan sonra Neşet gözümde büyüdü. Bir köşede oturduğu koltukta gazetesini okurken büyüyor, koltuğa sığmıyor, sonra salona, mutfağa… Sanki yemek yerken ağzı dev bir mağaraya dönüşüyor, tenceredeki yemeği içine boşaltıyordu. Çayı bardakla değil de kepçeyle koyuyor gibiydim önüne. Neşet dokunduğu her yerde türüyordu. Eskiden tek Neşet ile uğraşıyorken artık baktığım her yerde Neşetler vardı. Neye dokunsa, nereye baksa orada bir Neşet çoğalıyordu. O büyüdükçe, çoğaldıkça bana nefes alacak yer kalmıyordu evde. Ona sorsan yıllardır bildiğimiz Neşet’ti. Tekti.


Neşet’in benim oksijenimi hızla emmesine çare bulamayınca kalktım hocaya götürüp okuttum. Ertesi gün yine büyüdü. Büyümesine çare bulmak istediğimden değil, artık tahammül edemediğimden bu defa da Hacı anneye götürdüm. Annemin büyük annesidir Hacı anne. Neşet, benim ailemden olmasına rağmen saygı duyar Hacı anneye. Benim ailemden kimse Neşet’i sevmez. Neşet de onları sevmez. Ama Hacı anne başka. Kalp gözünün açık olduğuna inanılır. Kısmetinin açılacağı zamanı sormaya gelen mi dersin, eşini eve bağlama duasına gelen mi dersin, oğlunun zihnini açmaya gelen mi dersin. Yalnız gitseydim, kocamın dilini çözmeye geldim diyecektim. Ona aynı evde kaç tane Neşet ile yaşadığımdan bahsedecektim. Hacı anne artık konuşmayacak, konuşsa da ne dediğimizi duymayacak kadar yaşlıydı. Hâlini, hatrını sorduk, elini kaldırıp iyiyim anlamında salladı. Ben ona evdeki huzursuzluktan bahsettim. Neşet’le eskiden varmış gibi artık muhabbetimizin azaldığından bahsettim. Hacı anne anlattıklarımı duymadı ama duyuyormuş gibi dinledi. Biz gittikten birkaç gün sonra öldü. Şehir dışından gelen oğulları, taziyesini yapıp apar topar evini sattılar, gittiler.
Hacı annenin öldükten sonra keramet gösterip Neşet’i konuşturmasını bekledim. Hiç değilse içimde ona karşı bu nedensiz öfkenin yerini sevginin almasını istedim, olmadı. Hacı Anne keramet göstermedi.


Emekliliğinin üçüncü ayında Neşet’i gözümde eskisi gibi büyütmediğimi farkettim. İkimiz de bunu birlikte daha az vakit geçirmemize borçluyduk. Aynı evde birden fazla Neşet’le yaşamanın benim için ne kadar zor olduğunu anlamış olacak artık ben uyanmadan önce evden çıkıyordu. Akşam döndüğünde bazen karşılaşıyorduk, bazen de her zamanki gibi aynı yatakta birbirimize sırtımızı dönüp uyuyorduk. Neşet ya bana yük olmak istemiyor ya da benim gibi ağır bir yükü kaldıramıyordu. Biz Neşet’in emekliliğine alışıyorduk ama ben artık anneme, ablalarıma hak vermeye başlıyordum.

Annem de, Hatice ablam da Netice ablam da Neşet ile evlenmemi istememişlerdi. İlerde pişman olup bu kapıya geri döneceğimi, Neşet’in daha kendine bakacak gücünün olmadığını söylediler günlerce. Onların kötülemelerine karşın biz Neşet’le birbirimizi seviyorduk. Evlendik. Anne evinden telli duvaklı çıkmıştım.


Benim telli duvaklı çıktığım anne evinden ilk önce Hatice ablam telli duvaklı çıkmıştı. Hayati eniştem oldukça varlıklı biriydi, ablama değer veriyordu. Sözünü geçiren, ağırlığını koruyan, her konuda fikri olan bir eş olduğu için annemin istediği gibi bir damattı. Hayati eniştemle ablam evlendikten sonra durum tam aksi olmuştu. Evliliklerinin birinci yılı dolduğunda artık Hayati eniştemin herhangi bir konudaki fikri, “Hatice daha iyi bilir” olmuştu. Sonra da “Hatice ne derse o olur” oldu. Hatice ablam önceleri tadını çıkardığı bu sessizliğe ilerleyen zamanlarda tahammül edememiş, valizini aldığı gibi soluğu bizde almıştı. Hayati eniştem elini masaya vurup gitmesine engel olamamıştı.


Evimizden ikinci telli duvaklı çıkan Netice ablam oldu. Netice ablamın kocası Yüksel eniştem, Hayati eniştemin aksine kendi halinde biriydi. Etliye, sütlüye karışmaz, derdini anlatacak kadar konuşur, fazlasına gerek duymazdı. Netice ablam Yüksel enişteme dört yıl sabredebildi. Sonunda Yüksel eniştemin varlığı ile yokluğunun bir olduğunu, evde yalnız yaşamaktan sıkıldığını söyleyip soluğu bizde almıştı. Annem Hatice ablamdan sonra Netice ablamın dönmesine ses etmedi. Sadece, “Yüksel elini masaya vurup karısının gitmesine engel olmadı” dedi. Bu hem kızgınlığını, hem memnuniyetini anlatan bir cümleydi.


Hatice ile Netice ablamın evliliklerinden, yanı telli duvaklı gelin olarak çıktıkları kapıya valizle geri dönmelerinden sonra benim Neşetle evlenmeme karşı çıkmışlardı. Onların sütten ağzı yanmıştı, benim yoğurdu üfleyerek yememi istiyorlardı. Ben yoğurdu kaşıklayarak yemiştim. Neşet’i, ne Hayati ne de Yüksel enişteme benzemediği için savundum. Ablalarımdan sonra ben de evden telli duvaklı çıktım. Netice ablam arkamdan ağlarken, “Bir gün bu eve geri döndüğünde Neşet elini masaya vurup dönmene engel olmayacak.” dedi. Her şey Netice ablamın dediği gibi oldu.


Neşet’in varlığına tahammül edemediğim gibi onun ben uyurken evden çıkıp gecenin yarısına kadar dönmemesine de yani yokluğuna da tahammül edememiştim. Bu sabah Neşet yine paltosunu giyip evden çıkarken ben de valizimi hazırlayıp telli duvaklı çıktığım anne evine geri döndüm. Neşet elini masaya vurup gitmeme engel olmadı.

Aysel KİŞİ

By Aysel Kişi

Aysel Kişi 1994'te Muş'un Bulanık ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu yine doğduğu ilçede, liseyi Eskişehir'de tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Sekiz çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Muş'ta yaşıyor.

Bir Cevap Yazın