Kusurları örtmek ve ayıp araştırmamak üzerine durduk ve sizlerde bu yazımızdan bizler gibi ders çıkaranlardan olursunuz inşaAllah.
İnsanların ayıplarını araştırmamak, hatta tesadüfen görülen ayıp ve kabahatleri dahi setretmek, yani örtmek, her Mü’minin, beşerî münasebetlerinde dikkat etmesi gereken mühim bir husustur.
Rivayet edildiğine göreHazret-i Îsâ (a.s.)’ın bir gün havarilerine şöyle sorar; “–Sizler, uykuda olan bir kardeşinizin görülmemesi gereken avret yerlerini rüzgârın açtığını görseniz ne yaparsınız?”
Havariler, bu suale hiç tereddüt etmeden; “–Hemen üstünü örter, kapatırız.” diyerek cevap verirler. Hazret-i Îsâ (a.s.) ise, bir noktaya dikkat çekmek maksadıyla, bu sözlere şöyle itiraz eder: “–Hayır! Belki siz, iyice açar ve ayıpları apaçık ortaya çıkarırsınız!”
Havariler duydukları bu ifadeler karşısında büyük bir şaşkınlıkla; “–Efendim! Hiç öyle şey olur mu? Hiç kimse bu ahlâksızlığı yapmaz!” derler.


Hazret-i Îsâ (a.s.)’ın ikaz mahiyetindeki şu cevabı ise, çok manidar ve düşündürücüdür: “–Sizden biriniz, din kardeşi hakkında bir söz duyduğunda veya onun bir kusurunu gördüğünde, bu gördüklerine ve duyduklarına biraz daha kusur ekleyip söylemiyor mu?
İşte bu, uyuyan bir adamın açılmış olan avret yerini biraz daha açmaktan farksızdır. Ve siz, bunu hep yapıyorsunuz!”


AYIP VE KABAHATLERİ ARAŞTIRMAK YASAKLANMIŞTIR

İnsanların ayıplarını araştırmamak, hatta tesadüfen görülen ayıp ve kabahatleri dahi setretmek, yani örtmek, her Mü’minin, beşerî münasebetlerinde dikkat etmesi gereken mühim bir husustur.


Nitekim Cenâb-ı Hak, bir kimsenin kusurunu ve gizli hâllerini araştırmayı; «“Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin, hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir, acıyandır.”” (el-Hucurât, 12) buyurmak suretiyle yasaklamıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’de, kusurları örtmenin fazileti hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)
Ayrıca insanların gerek şahsî ve ailevi gerekse de diğer gizli hâllerini araştırarak ayıplarını ortaya çıkarmak, onların ruhen ve ahlâken daha da bozulmasına, hatta manen helâkine sebep olabilir. Zira kusurları araştırılıp ortaya çıkarılan kişiler, artık ayıplarının herkes tarafından bilindiğini düşündükçe yavaş yavaş utanma duy­gusunu da kaybederler. Hayâsını yitiren bir insan ise, artık her şeyi yapabilir.
Burada dikkat edilecek husus, işlenen kusurun sadece kişiyi mi, yoksa toplumu mu ilgilendirdiğidir. Zira topluma zarar verme ihtimâli bulunan bir kusurun açıklanıp ilan edilmesinde bir beis yoktur. Hatta bu, toplumu korumak için bir zarurettir. Fakat topluma zararı bulunmayan şahsî kusurların, sadece muhatabın kendisine ve münasip bir lisanla anlatılması daha doğrudur. Din kardeşliği de bunu gerektirir.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir topluluktaki suçlu şahsı bilse bile, rencide olmaması için, onu âdeta belirsiz hâle getirir ve o kusurdan bütün topluluğu sakındırırdı. Bazen de muhataplarının hatasını onlara yakıştıramadığını hissettirmek maksadıyla: “−Bana ne oluyor ki sizi böyle görüyorum.” buyurarak yanlış görmeyi kendilerine izafe ederlerdi.


KENDİ KUSURLARIMIZLA MEŞGUL OLMALIYIZ

Diğer taraftan insan olarak herkesin hata ve kusuru vardır. Başkalarının hataları yerine kendi kusurlarıyla meşgul olan kişi, daha faydalı bir iş yapmış olur. Böylece hem günahlardan kurtulur hem de hatalarını düzelterek olgunluğunu daha da artırır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ; “Başkalarının ayıplarıyla uğraşmayıp kendi ayıplarıyla meşgul olan kimseye müjdeler olsun!”buyurmuştur. (Ali el-Müttakî, XV, 865/43444)
Herkes kendi hatalarının affedilmesini ve unutulmasını ister. Yanlışın verdiği mahcubiyet ıztırâbından kurtularak doğruluğun selâmetine çıkmanın yollarını arar. Kendisi böyle düşündüğü hâlde bir kişinin, başkalarını affetmeyip kusurlarını araştırması ne kadar insafsızca bir davranıştır!
Hazret-i Ömer (r.a.) böyle kimseleri şu ifadelerle ikaz eder: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Kusurları bağışlamayan kimsenin kendisi de bağışlanmaz. Affetmeyen kişi affolunmaz. Günahlardan korunmaya çalışmayan kimse de korunup takvâya erdirilmez.”


AFFEDİCİ VE KUSURLARI ÖRTÜCÜ OLMALIYIZ

Velhâsıl “Settâru’l-uyûb” olan Allah Teâlâ’nın, biz kullarının sayısız kusur ve hatalarını örtüp affettiği gibi, bizler de affedici ve kusurları örtücü olmalıyız. Zira gönüllerinde Allah Teâlâ’nın muhabbetini taşıyanlar, affetmeyi ve kusurları örtmeyi de severler. Biz, Allah’ın kullarını affedelim ki, O da en fazla muhtaç olduğumuz bir günde bizi affeylesin. Zira Cenâb-ı Hak, âyet-i kerimede kullarına şöyle soruyor:
“…Allâh’ın sizi affetmesini istemez misiniz?..” (en-Nûr, 22)
Rabbimizin rızasını kazanmayı kim istemez ki? O’nun rızasını kazanacak salih amellerde bulunmayı, Mü’min kardeşlerimizin ayıplarını örtmeyi, en münasip zamanlarda o kardeşimizi doğru ve düzgün bir şekilde uyarmayı ve o kardeşimizi hatasından döndürmeyi bizlere nasip eylesin. İnşaAllah.
Selam ve dua ile…


Bir Cevap Yazın