İçim bütünüyle ikiye ayrılmış gibi. Bir yanım olanlara kahkahayla gülüyor diğer yanım avazı çıktığı kadar bağırıyor bu saçmalığa. Neyden kurtulmalıyım bilemem kendimden demek istiyorum o da pek mümkün gözükmüyor. Bir yük gibi taşıyorum içimdeki bu iki kişiyi. Kurtuldum sanıyordum bir yıl kadar olmuştu onları duymayalı, onlarla konuşmayalı. Ama bugün ne olduysa oldu yine belirdiler içimde gizliden gizliye. Duymak istemiyorum boş cümlelerinizi, o zavallı kahkahanızı. Kim çağırdı sizi neden uyandınız yeniden. Ne susmak bilirsiniz ne halden anlarsınız şimdi.

  Size biraz onlardan bahsedeyim. Jonath, çok merhametli, cana yakın biri ama öylesine savunmasız ki sürekli korunmaya kaçmaya meyil ediyor. Her söylediği sözü vicdanınızdan koparıyor. Sizi düşünüyor her şeyi çok fazla biliyor bilmemesi gerekilen şeyleri bile. Ne uyku biliyor ne gece. Eksik hissettiği ne varsa sürekli dile getiriyor. Sevgiye aç bu kız, şefkate, ilgiye aç. Anlaşılmak istiyor korumak istiyor beni. Beni üzdüğü doğrudur ama üzüldüğümde de dayanamıyor yüreği. Çıkmaza sokuyor bu beni. Roselyn, çok baskıcı çok tutucu. Benim üzülmeme duygulanmama tahammül edemiyor. Bağırıyor çağırıyor bana. Sürekli azarlıyor beni densiz gibi. Onun için vicdan yükten başka bir şey değil. Bu yüzden bu insandan uzak yapısı. Soğukluğuyla insanın bedeni buz kesiyor. En büyük düşmanı Jonath. Elinde olsa bir kaşık suda boğacak. Araları hiçbir zaman iyi olmadı zaten. Kavga ediyorlar sürekli benim kaçmamla ya da susun bağırışımla son buluyor bu tartışmalar. Aslında ne kadar sert diktatör olsa da altında benim güçlü olduğumu görme isteği yatıyor, biliyorum. Beni feci şekilde kıran insanlarla Roselyn ilgilenir. Benim bir şey yapmama gerek bile kalmaz. Roselyn benim üzüldüğümü görünce ki bu eğer birinden kaynaklanıyorsa bana kızmaya başlamadan önce çıkıyor gün yüzüne. Kırıldığım kadar kırıyor daha fazlası yıkıyor her şeyi. Ağzından çıkan her cümle ok gibi saplanıyor karşısındakine. Karşısındaki yaralanana kadar canı çok yakıyor. Toz duman altında görseniz yüzünü öyle nefretle bakıyor ki bir buz olsa orada erir o kadar yakıcı. Roselyn, bir insanın zaaflarını her zaman çok iyi bilmiştir, onu tanımıştır. Adımını ona göre atmıştır ortalığı Jonath karıştırmasaydı eğer böyle bir tatsızlık hiç yaşanmayacaktı belki de.

Jonath, böyle zamanlarda her zamanki yaptığı şeyi yapıp kaçıp bir köşeye saklanır. Genellikle hıçkırarak ağlar. Yüzüme bile bakamaz sesini çıkaramaz böyle bir durumda. Biliyor ne kadar suçlu olduğunu o yüzden sadece o köşede beni izler durur. Roselyn’nin gelmemesi için dua eder. Yine tam da bahsettiğim durum, gün geldi bir kez daha yaşandı. Çok ama çok sevdiğim kişi benim öyle kolay yerle bir etmişti ki onu tanıdığım güne lanet ettim. Bunu ilk kez yapmamıştı defalarca kez yapmıştı. Bunun bir bedeli vardı. Bedenime bir ağırlık çökmüş bir şekilde uzaklara bakarak sigaramı içiyorum. Çektiğim her duman biraz daha bulandırıyor zihnimi. Bakıyorum ama görmüyorum. İçimdeki bu sessizliğin ne zaman biteceğini bilmeden duruyorum sadece duruyorum. Bir gün geçti, iki gün geçti, on gün geçti. Ve işte geldi Roselyn. Açıkçası onu görünce çekindim ne diyeceğimi bilemedim. 

-Sadece bekle beni ilk önce Jonath’ı görmem gerek

O, nerde

+Bak, işte tam şurada

Derin bir iç çektim şimdi başlıyoruz dedim. Jonath saçlarını tarıyorken Roselyn içeri girdi. Jonath’ın yüzü birden bembeyaz kesildi. Elindeki tarağı düşürdü donakaldı bir anda. Roselyn’nin geleceğini bal gibi biliyordu ama düşünmek istememişti bu hesaplaşmayı. Roselyn yaklaştıkça yaklaştı.

-Sen ne yaptığını sanıyorsun

+Böyle olacağını yemin ederim bilmiyordum

Biliyordun bana yalan söyleme. Seni kaç kere uyardım gösterdim her şeyi

+Ben sadece sevilmek istedim Roselyn. Bu insansı bir istek

+Güvenmemen gereken insanlara güvenerek bu kızı yıkmaya ne hakkın var senin. Üstelik doğru olmayan şeyleri inandırmaya. Düpedüz dolandırıcılık bunun ismi

Diğer türlü yerim yok benim biliyorum

+İnsanlar kendini düşünmekten başka bir şey yapmıyor. İnsanlar sevgi denen şey ne onu bile bilmiyor kendilerini sevemiyorlar ki seni sevsinler, görsünler. Sen sevdikçe kendinden eksiltiyorsun sadece. Seni önemseyen, seven yok anla artık şunu. Herkes kendi çıkarına göre hareket ediyor sevgiden uzak tensel hazların peşinde koşmaktan öte değil bu sözde sevgi gösterişleri

+Ama beni seviyordu, öyle hissetmiştim ben

Değil, öyle değil. Bak o aşkından öldüğün kişi nerede şimdi. Düşünse, seni böyle yalnız bırakmaz benim elime hiç bırakmazdı. Sen körsün ve büyük aptalsın Jonath

+(…)

Aşk ve sevgi kitaplarda filmlerde olur. Şu hayal dünyandan çık artık. Son sözüm şudur ki bir daha böyle saçmalıklar istemiyorum. Hayal bile kurmayacaksın. İnanmayacaksın bir de asla ve asla sevmeyeceksin Jonath. Sana eskide olduğu gibi zarar vermek istemem

   Bu ciddi bir uyarıydı farkındayım. Jonath’ın yüzü düştü Roselyn’nin ne kadar haklı olduğunu kabul etti. Bu demek oluyordu ki uzun bir süre Jonath buralardan uzaklaşmak zorundaydı. Bir anda ortadan kayboldu. Öyle ki kapısını çaldığımda içeride ses seda yoktu. Belki ölmüş bile olabilir diye düşündüm.

Roselyn, daha sonra yanıma geldi. Yüzüme baktı öylece biraz sert biraz ifadesiz bir şekilde.

-Senin de suçun var

+Doğru, biliyorum

Doğruysa neden durdurmadın Lavin

+Ben sadece Jonath’ın mutluluğunu bozmak istemedim. Öyle güzel gülüyordu ki öyle neşeli neşeli bana aşkını anlatıyordu. Bu sefer gerçek sandım çünkü beni de inandırdı

-Bak Lavin ben ne zaman yanıldım? Biz söz vermemiş miydik Jonath’ı dinlemeyeceğiz diye. Sen benim kararlarımı ne zaman yanlış buldun? Ben seni ileriye götürmek için uğraşıyorum, gerçekten çok uğraşıyorum. Bir hareketiyle Jonath’ın bunları yıkmasına nasıl izin verdin anlamıyorum doğrusu

 +Roselyn, haklısın ama ben bir insanım hata yapacağım elbet. Ama bak şu an birlikteyiz ve söz birlikte ilerleyeceğiz. Geride bırakacağız her şeyi

 Roselyn’le geçen konuşmamız onu tatmin etmiş olsa gerek yüzüne ifadesiz de olsa hafif tebessüm oturmuştu. Artık eskiye nazaran daha çok hırslıydı kontrol tamamen onu eline geçmişti. Planlar yapıyor, bana sunuyor. Ve gerçekleştiriyorduk birlikte. Mutluyduk en önemlisi çok güçlüydük. Bu ikimizi de tatmin etmeye yetiyordu. Yaklaşık yedi ay böyle geçti. Güzel bir ekip olmuştuk daha ötesi en yakın arkadaşım olmuştu. Diktatör diyordum ama Roselyn işler istediği gibi yürüdüğünde gayet pozitif birine dönüşebiliyor.

BÖLÜM 2

Bir gece Roselyn’le otururken birden kapı çaldı, alacaklı gibi. Hemen kapıya yöneldik ne olabilirdi ki bu saatte bu kadar önemli olan. Gelen Jonath’ idi. Yüzünde bütünüyle aptal bir gülümseme vardı. Gözleri ışıl ışıldı böyle gözümüzü kamaştırıyordu adeta.

+Müjdemi isterim

-Ne müjdesi

+O adam, geldi döndü bak

-Neden döndü şimdi

+Anlamıyor musun unutmamış, seni özlemiş belki de

Roselyn , Jonath’ın bu dediklerinden sonra çok bozuldu çıkıp gitti. Benim aklım Jonath’ın dediklerine takılıp kaldı Roselyn’i durdurmaya çalışmadım. O gece Jonath bende kaldı. Özlemiştim doğruyu söylemek gerekirse. Konuştuk tüm gece, öyle neşeliydi ki bütün gece uyutmadı bu neşesi beni. Tutup getirmiş bana anılarımızı. Güldük, seyrettik birlikte. Mutlu etmeye yetti bu beni. Gün boyu Jonath ile telefona baktık ve bekledik. Öyle ki bir saat geçti, iki saat geçti, beş saat geçti. Ne bir mesaj geldi ne bir arama. Jonath bana yetersiz sebepler bahane ederek neden aramadığını açıklıyordu. Gülmem yerini ifadesizliğe bıraktı. Bir insan bir günde ne kadar heveslenebilirse o kadar heveslenmiştim, düşüşümü tahmin edebilirsiniz. Gece olunca bedenimi buz kesti birden. Beynimden aşağı kaynar sular boşaldı birden.

Gözlerim ilişti yere Jonath’a döndüm çok sinirliydim. Bütün bu saçmalık onun başının altından çıkmıştı Jonath kaçmaya yeltenmedi. Bana sadece bekle diyor ve daha fazla konuşmuyordu. Belirsizliğin içinde kaybolmuştum. Jonath ile baş başa kalmanın ne kadar doğru olduğunu sorguladım içten içe. Yanımda aciz ve sevgiye aç bir şekildeydi. Acımayla birlikte tiksindim bu asla doymak bilmeyen açlığına. Roselyn nerde diye soruyordum kendime, bir yanlış daha yapmaya lüzum yoktu. Dün gece felaket bir düş kırıklığıyla uyudum moralim o kadar bozuktu ki bir an önce bedenimdeki bu acıdan kurtulmak istedim. Bu kadar yoğun düşüşümün tek sebebi o insan değildi elbet aile de söz konusuydu. Tatsız şeyler hep vardı ama bu sefer aynı şeyin tekrarlanması için kopmak kopartmak gerekiyordu bir şeyleri. Herkesin bunu görüp bilmesine rağmen cesaret edememesiyle bir başıma kaldım. Jonath değişim için beni yüreklendirmişti çünkü aslında ona bakarsan Roselyn de destek olmuştu bu fikre. İlk defa Jonath ve Roselyn aynı fikirde buluşmuşlardı. Güçleri vardı bu değişime. Ama işler istediği gibi ilerlemiyordu. Canım sıkıldı tüm bu olanlara. Sabah olduğunda unutmuş gibiydim diyemem gece veremediğim tepkiyi kaçmak ile çözememiştim. Çok geçmeden durduk yere akmaya başladı gözyaşlarım. Omzumda koca bir yük taşıyor gibiydim. Kalbim epey yorgun ve fazlasıyla kırılmıştı. Ne zaman bir şeye heveslensem sevinsem tam tersi oluyordu. Sevgiyle geldiğim eller, yumruğa dönüştü birden. Daldım uzaklara buradan çok uzaklara. Jonath bütün bu olanlar olurken bağırıyordu sevgiye muhtacım diye. Gerçekten ona kızacak enerjim bile yoktu. Birlikte ağladık halimize. İki gün geçti artık gözümüzdeki yaş bitmişti. Hala derin bir sessizlik söz konusuydu. Ben tamamen kendi halime takılıyordum bir köşede Jonath başka bir köşedeydi.

Beklenilen mesaj geldi sonunda. Jonath heyecanlı bir şekilde yanıma gelmişti. Jonath ilgilendi o kişiyle. Ben Jonath’ı seyrediyordum. Bu kadar umutlu oluşuna hayran kalıp içten içe haksız çıkmaya razıydım. Ertesi sabah bir telefon görüşmesi yapılacaktı. Jonath çok heyecanlıydı yerinde duramıyordu. Telefon açıldı. Karşısındaki kişi durmadan Jonath’ı eziyor ve sanki Jonath onun peşinden gitmiş gibi konuşuyordu. Jonath bir sustu iki sustu. Araya ben girdim artık yeter diye. Bu aptallığa son vermeliydim. Burada bana da yapılan büyük hakaret vardı. Telefonu kapattım. Ardından Roselyn’i çağırdım. Roselyn öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Jonath’ı kolundan tutup dışarı attı. “Acınasısın aptal!” diye peşinden bağırdı. Jonath afallamıştı sadece ona denilen şeyi yaptı ve gitti. Roselyn benimle konuşmak istedi. Bu durumun başımıza geleceğini adı gibi biliyordu. Öyle ki o adama sinirinden bana sinirini unutmuştu. En azından ben öyle düşündüm.

Bir Cevap Yazın