“DOSTLARI OLMALI İNSANIN. SESSİZLİĞİNE SES KARANLIĞINA IŞIK”


Bir insanın kaç tane dostu olur bu dünyada. Benim için yüzü gülen herkes arkadaştır. Ama maske takan ikiyüzlüler hariç. Hz. Mevlana’nın Hocası Büyük Üstad Şems Tebriz’in dediği gibi “Dostluk gül olmaktır yaprağı ile dikeni ile…

Böylesi bir dostluğun son nefesinde, bir kayığa binmiş kürek çekiyordum akıntıya karşı. Nereye gittiğimi bilemeden, tünelin son çıkışındaki ışığa gider gibi işte. Bu hayatın akıntısı beni nereye götürecekti onu da bilmiyordum. Ama şunu iyi biliyorum ki herkesin bir dost görünen vefasızı vardır mutlaka. Belki de, buncadır hep ayrı dilleri konuşmuş, ayrı düşünceleri yaşamışsınızdır, yaşamışızdır.

Sizler hepiniz acının varlığını unutup hep ballarından tatmış gibi yapmadınız mı? Yapmadık mı? O sahte gülüşe kanmadık mı? Kanarken yanmadı mı canımız. Belki hiç dost değildiniz, belki de hiç olmamıştınız kim bilir. Ama bundan böyle, adını asla koyamadığınız ayrılıkların kentinde yaşayacak, geriye asla bakamayacağınız yalnızlık yollarının kilometrelerinde, aynalar arayacaksınız kendinize bakacak. Bulunur mu bilinmez ama en azından dostlarınızı tanımış olursunuz. Ne kadar dostlar anlarsınız sonunda. Kan bağının sonradan cıvıyacağını ama can bağının ne kadar güçlü bir bağ olduğunu anlayacaksınız.

Aklınızda ki cevapsız soruları açığa çıkardığınız vakit, yokluğunuzda yoldaş, dertlerinize derman, yaralarınıza merhem olmaya ihtiyaç duyduğunuzda ve sorgularını yorumlayan dostlarınız, gün inince denizlere, kaçacaklardır birer ikişer. Ama aynı durumda olduklarında sizin yanlarında olduğunuzu unutarak kaçacaklar.

Bilmeliler ki akrepler kemirirken yürekleri bir bir, yeryüzünün bütün tahta köprülerinden gün gelecek onlarda geçecekler. Sizden ricam yoldaşı olmayın sakın böyle dostların. Uzak durun akreplerden.

Eminim ki yıldızların dansa durduğu karanlık sokaklarda, ellerindeki kör bıçaklarla saldıracaklar özlerine. Sevdanın püfür rüzgarlarında saçları dağılacak, tüm giysileri etrafa savrulacak, şafağa doğru koşacaklar. Ama şafaklar bile kabul etmeyecek onları. Yani Bir başına, yani tek başına kalakalacaklar. Kelimeleri yıldızlarına yükleyerek nostalji faytonunda dolaşacak, geçmişte kalan bir muhallebicide dostluğu arayacaklar belki de.

BIRAKIN ARASINLAR…

Her yaş ÇOCUK,
Her dem GÜZEL,
Her nefes DOST kalın.

En azından bana karşı 😉 ………………………………………………………………………….


Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz
16. Eylül. 2020
(Mapushane Notları Kitabından)

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın