Şimdi oturmuş bir taşın üzerine batan güneşi seyrediyoruz seninle…
Geçip giden zamanı, yaşanmışlıkları…
Nasılda yorgun düşmüş ruhlarımız; oturup düşününce anladım.
Geriye bakmak istemiyorum artık…
Unutmak istediğim ne varsa, batan günün kızıllığın da kaybolup gitsin istiyorum.
Sonra yüzün geliyor aklıma birden, yanı başımda oturan suretine çeviriyorum kafamı.
Ah güneşin insanı kendine âşık eden kayboluşun da sana yeniden âşık olmanın tadına varıyorum…
Hissedebiliyorum.
Bu defa aynı dili konuşuyoruz birlikte.
Yüreğime, küçük bir çocuk sevinci düşüyor aniden.
Elini tutuyorum,
“Neden bu kadar geç kaldın kalbime” diyecek oluyorum sonra vazgeçiyorum.
Çünkü biliyorum, bu defa gönlünün kapıları ardına kadar açılmış tüm benliğinle.
Konuşmak istemiyorum…
Bir ömür susarak yaşayabilirim göğsünde sevgilim.
İçim de biriken yükleri bir bir bırakıyorum boşluğa, bir daha asla tutmamak üzere.
Şimdi başım omzunda aynı göğe bakıyoruz el ele.
Gözlerimizi kapatınca aynı hayalin içinde savruluyoruz.
Sevginin gücünü bu kez iliklerimize kadar hissedebiliyoruz.
Aşk diye bir şey varsa, sezebiliyoruz artık en sahici hali ile…
Başka bir yaşamdı aşk.
Bambaşka bir ömür…
Artık anlıyorum sevgilim.
Tenimi ürperten şeyin sevgi olduğuna tüm özümle ikna oluyorum.

By emelmengebulut

Yazacak şeyler varsa dedim kendime, yaşanacak şeyler hep vardır.

Bir Cevap Yazın