Arya YENİYURT

ÖZ: Stoacılık Kıbrıs’lı Zenon’la birlikte M.Ö 300’lü yıllarda varlığını kazanmış ve Antik dönemde hayatımıza giren, halen daha da etkisini Neo-Stoacılık gibi kavramlarla gösteren bir düşünce ekolüdür. Ben de bu yazıda Stoacılığın nasıl bir düşünce biçiminin olduğunu, onların düşünce biçimlerinden hareketle yaşam biçimimizi daha mutlu kılmak için neler yapılabileceğini ve günümüzde Stoacı düşünceler doğrultusunda yaşamanın bize ne gibi faydalar sağlayacağını tartışacağım. Çünkü Stoacılık bir düşünce ekolünden çok bir yaşama biçimidir ve Stoacı öğretilerin bizlere söylemek istediği çok şey var… Onları görmezden gelmek aklı, mantığı ve ahlakı görmezden geliyor olmakla eşdeğerdir, diyorum ve ayrıntılarına geçmek istiyorum.

ANAHTAR KELİMELER: Stoacılık, Mutluluk, Yaşam

Stoacılık Nedir?

Stoacılık ya da Stoa Okulu Megara Okulu’nun bir koluna bağlı olan bir felsefe okuludur. Helenistik dönemde (M.Ö 323-30) yer almış ve en önemli felsefi akım haline gelmiştir. Stoacılığı tek bir koldan incelemek doğru olmaz çünkü kendi içerisinde farklı dönemleri vardır. Erken Stoacılık daha çok içerisinde ekolün de kurucusu olan Kıbrıslı Zenon, öğrencisi Assoslu Kleanthes ve Soloili Krysippos olan bir ekoldür.

Zenon’un felsefesinden kısaca bahsetmek gerekirse ona göre, gerçek olan her şey maddidir. Fakat evren, pasif bir maddeden oluşmamıştır. Değişen bir yapısı olan, düzenli, bütün olan evrendeki pasif maddeden başka, doğadaki düzenleyici, aktif öğeyi temsil eden bir güç daha vardır. Bu aktif güç, maddeden farklı değildir, ancak maddenin değişik bir görünümüdür. O, hava akıntısı ya da nefes gibi, sürekli olarak hareket eden ince bir şeydir. Zenon bu gücün ‘ateş’ olduğunu söyler; ona göre, bu ateş var olan her şeye yayılır. Bu maddi ateşin en temel özelliği ‘akıl’dır. Burada Zenon’un Herakleitos’tan etkilendiğini, hatta onun maddeciliğini aldığını söylemek hiç yanlış olmaz. Zenon’a göre, Tanrı her şeydir. Yani, Tanrı bireyleri birbirleriyle birleştiren ateş ya da sıcak nefestir. Evrenin dışında hiçbir varlık alanı kabul etmeyen Stoacılara göre doğanın bir parçası olan insan evrensel ustan, yani Logos’tan pay almaktadır. Orta Stoa’da ise iki kişinin adı vardır: Rodoslu Panaitios ve Apameialı (Suriyeli) Poseidonios. Asıl önemli olan da İmparatorluk Stoası’dır. Bu dönemin iki büyük filozofu vardır: Hieropolisli (Frigyalı) köle Epiktetos ve Roma imparatoru Antoninus Augustus Marcus Aurelius. Bu insanların hemen hepsi kâh aşağı kâh yukarı aynı öğretileri benimsemiş ve doğaya uygun yaşamak gerektiğini öne sürmüşlerdir. Öyleyse doğaya uygun yaşamak demek neydi onlar için? Biraz araştırma yaptıktan sonra yaşamı sevdiklerini ama ölümden korkmadıklarını gördüm. Onlar için intihar etmek çok normaldir. Ayrıca her sevdiğimiz insan ölümlüdür, haliyle kendileri de ölümlü olduklarını kabul etmişlerdir. Ölümden bu yüzden korkmazlar. Çünkü ölümün olduğu yerde sen yoksundur artık. Ayrıca Stoacılar insana önem verir ve onları seven bir öğretisi vardır. Onları oldukları gibi kabul etmemiz ve bundan keyif almamız gerektiğini savunurlar. Onlara göre insan hapisteyken bile mutlu olabilir çünkü mutluluk insanın kendisine dönerek kendi içinde çözümleyip başarabileceği bir şeydir. Aynı zamanda Aristoteles’te de mutlu ve erdemli yaşamanın formülünün bu olduğunu söylediğini hatırlatabiliriz.

Stoacılar dönemlerinde yaşayan ya da yaşamayan ama kitapları olan düşünürlerin yazılarını okuyup sistemli bir akım kurmuşlardır. Ayrıca Stoacı ekole sadece entelektüel kişiler değil, herkes girebiliyordu. Ayrım gözetmeksizin düşüncesi olan ve onlara katılmak isteyen kişiler bu ekolde yer alabiliyordu. Ayrıca felsefeleri daha çok içe dönüktü; mutlu olmak için kendilerini düşündüler. Bir bakıma yapmaya çalıştıkları şey tamamıyla güzel denebilir çünkü herkesin mutluluğunu düşünürsen birilerini mutlu edebilirsin. Ama herkesi mutlu etmek mi? İşte bu imkânsız… Stoacılar da bunu görmüş olmalılar ki tek tek insanları düşündüler. Aslında bir benzetme yapacak olursak, Helenistik dönem şuan yaşadığımız mutsuz ve kaotik bir çağ olsun ve bir grup birey de artık mutlu olmak istesin ve bunun için çabalasın. Evet, tam olarak böyle bir zamanda ortaya çıktı ve belki de şimdi tekrar Stoacılığa bu kadar merak salıp ona yönelmemiz “tarih tekerrürden ibarettir” sözüyle uyuşan bir bütündür. Eğer öyle olmasaydı belki de tarihin izinde yok olup giderdi fakat biz Stoacılığı unutmak değil, tam da şu an yaşamak istiyoruz.

Mutlu Olmak İçin…

Mutlu olmak için aslında Stoacılarınki gibi saygı değer yaşam sürdürsek her birimiz için çok daha kolay olacaktır. Fakat dünyaya baktığımızda her insanın aynı olmadığını bildiğimiz gibi üstüne bir de herkesin farklı düşünceleri var. Hayat böylesine hızlı akıp giden bir zaman yarışıyken insanların belki de ne işten başını kaldıracak ne de kendini düşünecek zamanı oluyor. Peki, kendisine zaman ayıramayan birisi mutlu olabilir mi? Hayır, olamaz çünkü mutluluk kişinin kendi iç dünyasına yönelmesiyle mümkün olan bir iş. Ama zaman yokken mutluluk nasıl mümkün olacak ki, öyle değil mi? Bakın ne diyor Seneca: İnsan hayatı kısa değil, insanın yaşama şeklidir onu kısa yapan.

O, “Hayatın gerçekten yaşadığımız kısmı az, geri kalan kısmı ise zamandan ibarettir.” der. Ona göre insanlar çoğunlukla sadece zaman “geçiriyor”, insanın hayatı yaşamak denilen şeyden uzakta bir yerlerde savrulup duruyor, günün karmaşasında yitip gidiyor. Evet, aslında ne kadar zaman geçerse geçsin bu sorun asla bitmiyor. Günün karmaşası belki bir gün dursa o zaman insanlar neler yapar kim bilir? Bilemediğimizden ötürü işler zor bir hal alıyor belki de. Aristoteles erdemli ve ahlaklı yaşamanın mutluluk getireceğini söylüyordu fakat bunun ne kadar zor bir iş olduğunu da biliyordu. Öyleyse bazı güzel şeyleri yakalamanın sırrı zor şeylerden sonra açığa çıkıyor.

Mutlu olmak neden bu kadar önemli? Cevap açık: Mutlu olan bir kimse işini severek yapar, yardım etmesini bilir, daha duyarlı kimsedir ve birilerini üzgün görmekten hoşlanmaz. Olabildiğince ılımlı olup insan yaşamıyla içli- dışlı olabilir ve en önemlisi gülen yüzleri görmek insanı en çok motive eden şeylerden biridir. Bu sebeple dışarıya daha fazla gülmeli ve olabildiğince Stoacıları hatırlamalıyız. Onlar bizlere güzel şeyler yapmamızı öğütlüyorlar. Ama bazen güzel şeyler yanlış anlaşılabiliyor ne yazık ki. Bakın Epiktetos ne diyor bunun için:  “İnsanları asıl üzen olaylar değil, onlara yaklaşım biçimleridir, onlara yükledikleri anlamlardır.”

Evet, bazen gülen birisini görmek bizde rahatsızlık hissi de oluşturabilir ya da birinin mutluluğu biz üzgünsek kasıtlı yapılan bir eylemmiş gibi de algılanabilir. Bazen baktığımızda anlamayabiliriz çünkü nihayetinde hiçbirimiz direkt, olduğu gibi salt düşüncelerimizi yansıtmıyoruz.  

Zenon’a göre iki tür insan vardır: Çalışkan olan ve çalışkan olmayan. Çalışkan olanlar, ömür boyu erdeme uygun olurlar, çalışkan olmayanlar sefihtir. Bu nedenle öncekiler giriştikleri her şeyde başarılı olurlar, diğerleri değil. Çalışkan olan, yaşam deneyimi nedeniyle eylemlerinde her şeyi doğru yapar: anlayışlı ve ölçülü ve diğer erdemler konusunda da aynı şekilde. Buna karşın çalışkan olmayan her şeyi kötü yapar. Çalışkan olan büyük ve olgun, yüce ve güçlüdür: büyüktür çünkü ereklerini ve niyetlerini gerçekleştirir; olgundur çünkü o her bakımdan yetişkindir; yücedir çünkü o, asil ve bilge adama atfedilen yücelikten pay alır; güçlüdür çünkü o, kendi gücünü kendisi elde etmiştir ve yıkılamaz ve yenilemezdir. Bu nedenle o, ne kendisinin bir başkası tarafından zorlanmasına müsaade eder ne de bir başkasını zorlar; o, ne yürüdüğü yoldan alıkonulmasına müsaade eder ne de bir başkasını alıkoyar; o, ne bir başkası tarafından ırzına geçilmesine müsaade eder ne de bir başkasının ırzına geçer. O, ne başkasına baskı yapar ne de kendisine baskı yapılmasına müsaade eder; o, ne başkalarına acı verir ne de kendisine acı verilmesine müsaade eder. O, ne talihsizliğe düşer, ne de başkasının talihsizliğe düşmesine sebep olur; o, ne aldatılmasına müsaade eder ne de bir başkasını aldatır; o, ne kendi kendisini aldatır ne kendini bilmezlik eder, ne kendini kaybeder ne de başka bir gerçek dışı olanın, bir şeyin kendisine nüfuz etmesine müsaade eder. O, en mutlu insandır, iyi ilişkilere sahiptir, bahtiyardır, zengindir, dindardır, Tanrı tarafından sevilendir, sayılır, kral onuruna ve komutanlık makamına, devlet yönetimine yakışır, evin idaresi ve para kazanma konusunda beceriklidir. Çalışkan olmayan ise bunların tam tersidir.

Zenon bunları diyerekten aslında insanın ihtiyacı olan bütün erdemleri, yapılması gerekeni tüm açıklığıyla birbirine bağlamış ve önümüze sunmuştur. Zenon’un bahsettiği tüm her şey öncelikle insan olmanın koşullarını yerine getirmek, boş boş yatmamak ve çalışınca işlerin ne kadar değiştiğini gösterir -kendi hayat deneyimimiz üzerinden de aynı şekilde. Örneğin bir işi gerçekten yapmak istiyorsundur ama nasıl yapılacağını bilmiyorsundur. Bunun için tüm yolları arar, kurcalar, soru sorar ve en sonunda o başarıyı elde edersin. “Bir işi istiyorum ama…” diyorsan da zaten o işi boş söz söylemek için söylediğin aşikârdır ve tembelsindir. Ayrıca sevdiğin iş için çalışıp, kazanıp onun sonucu görmek de sizleri mutlu edecektir. O zafer artık sizindir. Tabi insanı bu kadar yüce bir şey olarak görmek Kleanthes’e göre bir bakıma anlamsızdır. O bu konuda şu sözleri söylemiştir: “Yeryüzünde olan tüm varlıkların arasında insan, en başta bedensel ve zihinsel yetileri bakımından diğerlerinden üstündür. O halde, insan, en iyi ve en asil canlı varlıktır. Ve buna karşın insanın koşulsuz en iyi varlık olması mümkün değildir çünkü onu, yolu, her zaman olmasa da çoğu zaman kötünün içinden geçirip götürmektedir. Zira eğer insan sonunda erdemi edinse de, bu ancak geç ve yaşamının sonuna doğru olmaktadır. Aynı şekilde hastalanabilir ve zayıftır ve beslenmeye, barınağa ve bölmeye ve başka bedensel bakımlara muhtaç varlıktır. Zira vücut bize, günlük bedel talep eden acımasız bir tiran gibi hükmeder ve eğer biz onu yıkamazsak ve merhemlemezsek, giydirmezsek ve beslemez isek, bizi hastalıkla ve ölümle tehdit eder. Böylece insan mükemmel varlık değildir, tersine mükemmel olmayan bir varlıktır ve tamamlanmış olmaktan çok uzaktır. Mükemmel ve en iyi olan varlık insandan daha üstündür, tüm yararlı olan şeylerle donatılmıştır ve olabilecek kötü şeylerin etkisine açık değildir. Bu varlık artık Tanrı’dan farklı olmayacaktır. Öyleyse o, Tanrı’dır. Tanrı, dünyanın ruhudur.” Böylece Kleanthes bunları diyerek bizi insanın zayıf yönleriyle ortaya sermiş ve en yüce ve mükemmel olan şeylerin bizim değil, Tanrı olduğunu söylemiştir. O halde biz hiçbir zaman mükemmel olamasak da kendimize ait bir takım seçimlerle iyi bir yaşam sürebiliriz. Umalım ki o seçimler bize yarar sağlayıp başkasının hayatını zarara sokacak seçimler olmasın. Nihayetinde herkes bir nebze de olsa kendine ait iyi, hoş, sakin, huzurlu, mutlu bir yaşamı tercih eder. Şayet herkes nerede duracağını bilirse ileriye gitmeden durum çözülmüş olur.

Öyleyse Mutluluğun Bize Ne Gibi Bir Yararı Var?

Bugünün dünyasında ayakta kalabilmek, savrulmamak ve sağlam durabilmek kişinin kendi kabuğuna çekilmesiyle mümkün olabiliyor. Ne olacağı belli olmayan ve her an her şeyin yaşanabileceği bir dünyada yaşıyoruz. Bu da haliyle sürekli panik halinde sağa sola koşturan, bunalıma giren, sıkıntısını çözemeyen, buhrana kapılmaktan kendisini alamayan bireyler üretti. Stoa felsefesini öğrenmek ve Stoacı filozofları özümsemek bu zamanda sağlıklı yaşayabilmek ve güçlü durabilmek için gereklidir bana kalırsa. Onu öğrenirken ve yaşama uygularken mutluluktan beslendiği gerçeğini göz önünden atmamalıyız. Peki, madem mutlular, öyleyse neden intihar ediyorlardı? Bu tarz bir soru oluşabilir kafanızda fakat onların yaşama sevinçleri ölüm korkusunun önüne geçtiğinden kolaylıkla kendi varlıklarını sonlandırmaktan çekinmezlerdi.

Günümüze baktığımızda aynı sıkıntılar, buhranlar, çöküşler ve mutsuzluklardan doğan hayatlar göz önünde bulundurulunca, Stoacılara işte tam da burada ihtiyacımızın olduğunu anlıyoruz. Çünkü onların hayatı yaşama biçimleri hafife alınacak kadar basit değildi ama içinde özümseyince çok güzel hayata bakış açısı getiren düşüncelerdi.

Şu anda Covid-19 sebebiyle insanlar içeriye hapsolmuş ve dışarı çıkmak artık bir korku halini almıştır. Her geçen gün bizim elimizde olmayan sebeplerden ötürü birçok insan hayatını kaybetmektedir. Halk ne olacağını bilmemekte, herkes gelecek günler için umudunu yitirmektedir ve eve parası olmadığı için yemek götüremeyen insanların gün geçtikçe arttığını görmek içler acısıdır. Kimisi de bu bunalımda eşini, çocuğunu veya hayvanını öldürmekte ve bütün bunlar insanın endişelerini iyice körüklemektedir. Ne olacağının bilinmediği bu zamanda insanın, aklına artık “kendime çeki düzen vermeliyim” diyebilmesi gereklidir ve kişi evde kaldığı bu süre boyunca kendi mutluluğunu inşa edebilmenin yollarını öğrenmeyi amaç edinmelidir. Çünkü gündelik yaşama döndüğümüzde büyük sıkıntılar yaşayabiliriz. Bunu öngörebilmeli ve kayıpların daha fazla olmaması için, bir şeyler için çabalamalıyız: Bir kimse için değil, öncelikle -Stoacıların da yaptığı gibi- kendi mutluluğun için… Onlar, bize hayatımızda nerede dur denmesi gerektiğini ve eğer bu hayata geldiysek ömrümüzün ne kadar kaldığını bilmediğimiz bu zamanlarda biraz da olsun yaşamak için iyi sebepler bulmayı ve onları gerçekleştirirken hiçbir şeyde içinde kalmayan şeyler yapıp ölmeyi gösterir. Evet, mutluluk bir umuttur aslında; yaşamın umudu, tutkunun umudu, sevincin umudu ve insan olmanın ön koşuludur. Bu koşulları doğru bir şekilde yerine getirirsek eminim adaletsizlik karşısında olduğumuzda adaletin yargı sisteminden korkmayız ve güveniriz bir şeylere. Çünkü bizlerin ilk önce güvenmeye, sonra umuda daha sonrasındaysa adilliğe ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Zenon için de bu böyledir: “Adil olmayan insanların hepsi birbirleri için karşıt ve düşmandır, köle ve yabancıdır, hatta anne ve babalar çocuklar için, kardeşler kardeşler için, akrabalar akrabalar için; sadece adil olanlar birbirleri için yurttaştır ve dosttur, akraba ve özgürdür.” Öyleyse varlığı belirsiz olan bu zamanda gelecek için kalıcı çözümler elde edebiliriz. Evet, bugünü kendin için ayırıp mutlu geçirmen demek gelecekte de mutlu ve kendinden emin bireyler inşa etmek demektir. Bunun için Stoacılardan önemli dersler almamız gerektiğine olan inancım tam.

“Lykurgos, o dönem kendisinin asıl amacını, kendi kentini mümkün olduğu kadar çok insan üzerinde hükmeden bir kent olarak geride bırakmak olarak görmedi. Teker teker kişilerin yaşamında olduğu gibi toplumun/devletin yaşamında da mutluluğun erdeme ve kendi kendisiyle uyumlu olmaya dayandığı kanaatinden hareketle kendi anayasasının yönetmeliklerini, insanların özgür zihniyetli, kendi başına düşünebilen ve davranabilen ve disiplinli olmaları ve mümkün olduğu kadar da kalmaları için düzenledi.(Zenon)

Zenon’un dediği çok açıktır. Aslında yukarıda anlatılan, tüm her şeyin bir özeti niteliğindedir denilebilir. Öyleyse kulak verelim değerli cümlelere ve onları kendi aklımızdan yardım alarak düşünelim. Bunu yapmayı amaç edinmişti hepsi: Yani, aklı kullanmayı. Öyleyse biz de bu amaca ortak olalım.

Sonuç:

Hepimiz Stoacıların kimler olduğunu, nasıl düşündüklerini, neyi amaç edindiklerini ve de yaşamı sevdikleri için ölümden korkmayan bireyler olduğunu biliyoruz. Bunları bilmek bize büyük yarar sağlar ve bir şeyleri karşılaştırıp düşüncemizi inşa etmemizde de yardımcı olabilirler. Büyük düşünürlerin sözlerine kulak vererek büyük bir yaşam yaşayabiliriz. Burada bize yardımcı olacak en büyük şey aklımızı kullanmak ve terazi gibi tartmak olacaktır. Ölçüsüzlük aşırı uçlar yaratır, aşırılıksa büyük problemler. Bu problemlere kulak asmayıp kendi çözümümüzü oluşturmak biz değerli insanlara kalmıştır.

Belki de “geçmiş şeylerin bize faydası ne ki” tarzından düşünüp hareket ettiğimiz müddetçe bu hayattan pay almayı unutacağız ve tarih bizi de unutacak. Oysa geçmiş şeylere yaşanmış ve bitmiş olarak değil, “Yaşıyorum ve hala da bitmedi. Öyleyse aynı hatalar tekrarlanmadan neler yapabilirim?” olarak algılarsak her şey çok daha güzel olacaktır. Umutların yitirildiği, mutsuzlukların çoğaldığı bir dönemde kendinizi biraz da olsa sevin; o zaman yaşamak için sebepleriniz olacak. Stoacılar bu yüzden bizler için önemli bir kaynaktır. Senaca’nın da dediği gibi:

“Biz yaşamayı beklerken hayat gelip geçiyor.”

KAYNAK:

ÇELİKKOL, Suat, “Stoa Felsefesinin Temel Görüşleri Üzerine Bir İnceleme”, 2019

DEMİRYÜREK, Musti, “Stoa Felsefesi ve Stoacı Yaşama Sanatı”, 2018

GÖÇMEN, Doğan, “Stoacılarla İlgili Fragmanların Çevirisi ve Derlemesi

GÖKBERK, Macit, “Felsefe Tarihi”, 2016: İstanbul

ŞANLIOĞLU, Taner, “Hayatımı Değiştiren Felsefe: Stoisizm/Stoacılık”, 2018

ŞİMŞİR, Serkan, “Stoacılık”, Academia.

YILDIRIM, Ömer, “Stoa Okulu Nedir?”, Ders Notları

Yazar iletişim: arya.yeniyurt@gmail.com

Bir Cevap Yazın