Büyüklerimiz…


Başımı nereye çevirsem peyderpey yitmekte olan
değerlerimize ilişiyor gözlerim. Eskilerde baş tacı olan, eli
öpülesi büyüklerimiz, şimdilerde aile sıcaklığından uzakta
huzurevlerinde huzur bulma temennisiyle yaşıyorlar.
Yoksulluk ve cefa içerisinde çocuklarını büyüten anne
babalar, sefa içerisinde yaşayan evlatların bir yamacına
sığamıyorlar. Kim bilir ne hayaller ne ümitler besliyorlardı
bakmaya kıyamadıkları koklamaya doyamadıkları evlatları
için… Bir yanımızda yavrularımız, bir yanımızda
torunlarımız, neşe dolu sofralarımız ve şeker tadında
bayramlarımız olacak diye düşler kurarken birçok yaşlı
büyüğümüz huzurevlerine terk ediliyor. Çok acı değil mi?
Oysa onları mutlu etmek çok basit iken ve o küçük
mutluluklar sayesinde Allah’ın da rızasına yaklaşmak var
iken nasıl da elimizle geri tepiyoruz. Anne-baba veyahut
herhangi bir büyüğümüze hâl hatır sormak, bir sıkıntısını
gidermek, yamacına oturup muhabbetine talip olmak,
sevdiği bir yemeği ikramda bulunmak değil midir insanı
değerli kılan? Dünyaya geldiğimizde küçük, güçsüz ve
savunmasız iken gece gündüz demeden her türlü zorluklara
rağmen bizi büyüten, sevgiyle, şefkatle sarıp sarmalayan
büyüklerimizle rol değiştirme vakti değil mi? Artık onların,
bizim sevgimize, saygımıza ve her türlü yardımımıza
ihtiyaçları var. Bizim ise sadece varlıklarına ihtiyacımız var.
Değerli büyüklerimizin soframızda bulunmaları bereketimizi
arttırırken, duaları ise hanemizi şenlendirir. Lütfen onlara
kendi evimizde huzuru biz verelim.

Evlilik…

İki gönlün iki cihan saadetini niyet ederek söz vermesi,
hastalıkta sağlıkta ve her türlü koşulda ömürlerini
birbirlerine emanet etmesidir. Çıkar gözetmeksizin, aynı
dertle dertlenmek, aynı sevinçleri paylaşmak, zorluklara
beraber göğüs germek ve sadakati hazine bilmek değil midir
evliliğin sırrı? Gözün kapalı güven içinde sırtını yaslamak
değil midir sevginin gücü? Bir düşünelim; eve gelen eşin hoş
bir sözü, kapıyı açan eşin ise tatlı bir gülümsemesi ölümsüz
kılmaz mı tüm güzel duyguları? Hepimiz hayaller kurarız
hayırlı bir yoldaş için fakat bunu hedeflerken kendimizi ne
derece yokluyoruz? Sevgiyi tüketen mi yoksa daima var
etmeye çalışan bir yoldaş mıyız? Bu hususta güzel emeller
için önce sağlam zeminler hazırlamalıyız. Bu öyle bir zemin
olmalı ki içerisinde güven, saygı, sevgi ve sadakat
barındırmalı. Pervasızca savrulmamalı sevgiler. Gönül kapısı
öyle hassas ve o kadar özeldir ki yalnızca bir sevda buyur
eder içeriye. Bizler ise o sevdayı payidar kılıp, sarıp
sarmaladığımızda ‘evlilik’ adlı ömür sözümüzü yerine
getirmiş oluruz. Peki yol mu bitti, yoldaş mı gitti?
Bulunduğumuz çağ nasıl da basitleştirdi evliliği, sevgiyi,
sadakati… İslami değerlerden ödün vererek, ahlaki
sorumlulukları ezerek, çeşitli menfaatler gözetilerek ne çok
yıkıldı yuvalar, ne çok yara aldı küçücük çocuklar. Böyle mi
olmalıydı, her gece üzerini örten anneyi, masal okuyan
babayı, mutlu bir aileyi hayal eden çocukların sonu? Anlık
zevkler uğruna, tüketilen güzel duygular sonucunda yarım
kaldı çocuk masalları. Zavallı sevgi şimdilerde ne hâldesin?
‘Gönül eğlendirmek’ adlı kötü bir hastalığın pençesindesin
adeta… Reçete ise sadece gerçek sevgi ve sadakatten ibaret.

Misafirlik…

Çay mı tatsız, sohbet mi samimiyetsiz? Çat kapı gidilen
misafirlikler neredeyse bitti. Günler öncesinden haber
edilmeli çünkü hazırlık yapmaya vakit yok, öyle değil mi?
Peki, hazırlıktan kastımız neydi bizim? Eskilerde yapılan bir
aş, varsa bir bardak çay, hoşbeş ederken içten tatlı bir
gülümseme ve bolca sıcak muhabbet. Günümüzde ise çeşit
çeşit yemekler, çay yanına kişinin ismini bile telaffuzda
zorlandığı türlü türlü tatlılar, börekler, çörekler ve göz önüne
sürülen evi gösterişli kılacak olan en nadide eşyalar… Gelen
çoğu misafirin de beklentileri bunlar ve daha fazlası değil
mi? Az pişmiş poğaçanın, eskimiş perdelerin ve sıradan
sunumun konusunu ele almıyor mu birçoğu? ‘Modern
özenti’ adlı batağın içerisinde çırpınmak değil mi bu? Ev
sahibini de misafiri de sıkıntıya koyan değil mi bu sebepler?
Kusursuz yapılmaya çalışılan bu hazırlıklarda unutulan ne
bir yiyecek ne de bir süs eşyası… Tek ihtiyaç, sıcak bir
sohbet. Gelen kişi arkadaş, akraba veyahut komşu, kim
olursa olsun sunacağımız en güzel ikram samimi gülüş ve
sıcak muhabbettir. Kalbe dokunan bir çift hoş söz, çaya dem
sohbete ise tat katar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın