Bu güne kadar hep siyah giydim ben. Hemen hemen her kıyafetim siyahtı benim. Siyah en çok sevdiğim renkti. Siyahta kaybolmak kolaydı veya kaybolduğunu sanmak. Kara sanırlardı beni hem de kapkara bilirlerdi. Onun içindir belki mahalleli Karaoğlan diye severdi beni. Ama bilmezlerdi ki insanlar, benim yüreğim hep ebemkuşağı renklerindeydi. Ben yüreğimde her rengi barındırmayı severdim. Her insana istediği,  yani mutlu olacağını bildiğim rengi gösterirdim. Onlar mutlu olurdu onların mutluluğuyla da ben.

Ben bu güne kadar çok sevdim insanları. Onlara inandım onlara kandım. Beni kandırmalarına izin verdim sırf onlar mutlu olsunlar diye. Nice masum günahları akladım, sevgisiz kalplere sevgi dağıttım haddim olmadan. Kardeş bildim dostluğa önem verdim. Kah hüzünlü, kah elem dolu yaşadım. Ama en küçük hazdan zevk alabilmeyi öğrendim. Zaman geçti yaşlandım ama ihtiyarlamadım.

En çok içimdeki çocuğu sevdim ve bir tek onu dinledim. Bazen elimde emzik sokak aralarında koştum, kapı zillerini çalıp kaçtım. Dedim ya ben sevdim insanları. Umarsızca sevdim. Aşklara kapan kuranlara inat mutluluğa kurdum saatimi. Neşeyi kendime dost edinmeyi, ağlarken gülebilmeyi, düşüp düşüp tekrar daha güçlü kalkmayı ben hep ondan öğrendim. İçimdeki çocuk güçlü kıldı beni. Ben yaşanmış olaylarla yaşamayı hiç sevmedim. Geçmişti, yaşanmıştı ve bitmişti. Şiirlerimde hece, şükürlerimde dua, sohbetlerimde hoş bir sedaydı sadece.

Ben bu güne kadar hiç sönecek ateşler yakmadım. Hüzünlü olduğum akşamlar da içimdeki çocuktan ödünç gülücükler aldım ama hiç borçlanmadım. Her şeye rağmen geleceğe umutla baktım. Umut her vakit sol cebimde olması gereken yerdeydi. İhtiyaç duydukça kopardım yapraklarından. Ben kopardıkça o çoğaldı. Onlar çoğaldıkça ben büyüdüm…

Güne başlarken yüzüne dünyanın en güzel gülücüklerini takan, yüreğindeki umudu cebinde taşıyan, sıkıntılarını uçurtma yapan insanlara tek temennim içlerindeki çocuğu dışarı salmalarıdır. Bırakın özgürce gezsin çocuklar. Bırakın özgürce oynasınlar yazılanları…

Her yaş ÇOCUK, her dem GÜZEL, her nefes DOST kalın…


Şiirbaz
26. MART. 2020

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın