Herhangi bir taşı sarmış yosun gibi
Bağlanmıştım sevdana
Sokak arasından geçen bir kamyonetin,
Arkasına takıldım
Yetişebilmek için sana.
Papatyalara yalvardım, falıma bakmadılar
Yokluğuna kalkan otobüslere el ettim
Ama durmadılar
Seni aradım kozlu sokaklarında
Kayan yıldızlardan seni dilendim
Rüzgârdan istedim kokunu, vermediler
Yağmur dedim, yağmur sen söyle
Başımdan aşağıya damlayıp gittiler.
Kaldırımlarda aradım seni
Sönmüş Sokak lambalarına seni sordum
Karanlıkta kayboldu dediler.
Allah aşkına söylesene bana
Sen mi gitmedin yoksa
Ben ölmedim mi daha…

ŞİİRBAZ

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın