Mehdamet

Yol uzun. Soluksusuz,ama çıkacağız bu yokuşu. Mevsim kış ama düşlerimizde hep ilkbahar. Nöbeti devralmaya hazırlanıyor papatyalar. Biz karaladığımız defteri bile saklayan insanlarız. Bitmiş. Ama umut yeşerir her vakit. Biz hep dik tutalım başımızı,ahlaksızlık celladı olmuş hilafı hakikate muhalefet olana. Olsun. Yalnızlık ceza değil eğer yalan değilse. Maddesi anason değil ama çayda sarhoş eder insanı. Hayalen sarılır hoş tutar sol yanı. Kalbin yarasına şifadır bir nur-u sima,hizasında sen olmalıydın.Hadi Serdar Akar’dan bir melodi gelsin çıkalım bu cendereden. Diyarındır diyordun yüreğim ne oldu ben mi öldüm,neden işgal altında yeryüzüm. Bak is var boğazım kuru,hangisinden başladın kaç hatıra kuyusuna ateşler saldın.Yazıyorum iyi kötü,karalıyorum işte bir şeyler ama mesele bu değil sana ne söylediler de geçtin benden. Benimle kalmaman için ne yaptılar sana. Yarın cemre düşecek havaya bir süre sonra suya,ihya olur mu sence,hangi su söndürebilir kalbimin içinde inşa ettiğin cehennemi. Hangi cemre filizlendir toprağımda sana olan sevgimi. Sen bugünün insanı mısın sahi?Ama üzücü biliyor musun insanın güç yetiremediği bir özlemi yüreğinde barındırması,barındırmakla kalmayıp günden güne büyütmesi ve her zaman sadece ve sadece derin bir iç çekebilmesi. İki kişiyim ben biri fotoğraf galerimde yanında gördüğüm, diğeri her sabah karşılaşıp yanında hiç bir zaman olmayacağın ben. Parça parça olmanın en sağlam örneği miyim ben şimdi?Zaman geçiyor eskisi gibi değil hiç bir şey. Dilimi ahlar,saçlarımı aklar esir almış ama ben yazmıştım bu senaryoyu, okumuştun sen. Yok demiştin bu kadar gerçek olan bir şeyi yalan eder miyim her şeye rağmen demiştin?Şimdi ben soruyorum sana hangi rağmenler seni yolundan etti hangi nağmeler seni bana düşman edebildi ve sen ısrarla benden istediğin gülü ne uğruna soldurup,kuruttun.Sen değil miydin gece yarısı uyandırıp sesini duymak istiyorum diyen?Sahi nasılsın iyi misin? Sana yazdıklarımı yazdığın defter,hani şu yara bandıyla donattığın sende kalmış,nasıl anladın yara alacağımızı da yara bantlarıyla kapatmaya çalıştın çok öncesinden, şimdi bize yar sadece uçurumlar zaten sen korkarsın,yalnız bırakırsın. Belediye hangi konteynerdan çıkardı içinde temsili olarak bulunduğumuz yar küresini. Benden sonra büyümüşsündür sen çocukluk yapacağın kimsede kalmamıştır. Üst komşu halen kavga ediyor mu,hemcinsin şiddet görürken polisi aramaya çekiniyor musun,komşular annenle kavgalı mı daha? Peki sana beni soranlar,anlattığının ertesi sabahı kavga etmemize vesile oluyorlar dediğin alt komşun benim gelmemi bekliyorlar mı daha?O büyük sevdamızı anlattığın insanlara ayrıldığımızı nasıl açıkladın,bak merak ediyorum anlatır mısın?Papatyaları özledim yol gözlüyorum. Bir insana zindan sadece dört duvar değilmiş şimdi sen o koskocaman şehirde gittiğin/bildiğin/gördüğün her yerde demir parmaklıklarla karşılaşacaksın,gamsızsın biliyorum başının dönmesini güneşe bağlayacaksın,hayatı yaşamaya 4 Mevsim yetmeyecek sen hep çıkıp çıkıp bize geleceksin,seninki öyle bir yolculuk ki adım attığın her yerde bize varmış olacaksın. Senin matematiğin iyi değildi ama inşALLAH sen kendini bizimle çarpıp,bölünecek ve dağılacaksın her yere, toplamaya takatin kalmayacak ve senin karekökün kocaman bir hiçten ibaret olacak,kendi içinde bölünebilecek ve sadece benimle bölüşülebilecek bir hayat isteyeceksin.Bu arada bilmek istemezsin ama söyleyeyim Endonezya başkentini taşıyor. Dünyanın gündeminde ipek yolu var ama Avrupa’nın kendinden uzaklaştığını gören abd eskiyen körfez siyasetini bu kez Ukrayna üzerinden hortlatmaya çalışıyor. Mali’yi bölmeye Nijer’i kontrol altına almaya ve diğer Atlas kıyısı sömürgelerine güç yetiremediğini belli etmemeye çalışıyor Fransa.Sigara içmek çok saçma biliyor musun?Düşünsene sigaraya bahane efkarın,efkarına sebep olan birisi için ciğerlerine,cebine zarar vermek sence de saçma değil mi? Seni yakanın istediği külleşmiş bir hayat ve sen o gittikten sonra bile körüklemeye devam ediyorsun. Sigara sağlığa zararlıdır içmeyin. Ömrümden çaldıklarının yanında cebimden harcadıklarım mukayese bile edilmez ama olsun sen yine de temyize ayır bir kaç zaman dilimini çünkü çok sonra bocalayacak işin içinden çıkamayacaksın.Dinliyorsun değil mi sohbet ediyoruz sen severdin. Mançurya çıkarmasını hatırlıyor musun,Peki Rusya’daki Yahudi oblastını,aslında Türkiye Irak’ta yanlış politika izledi,referandumu bahane ederek Kürt bölgesine gereksiz ambargo yüzünden çıkmak zorunda olduğumuz bütün pazarlara İran ve diğerleri girdi. Psikolojik bir eziklikle tarımsal ihracatı yeteri kadar yapamayan Türkiye, ülke içinde pazarlama ve nakliye sorunlarını tam anlamıyla çözemeden birde gübre sorunu ve bilinçsiz tarım ile iyiden iyiye tarım geriledi. Duymuşsundur sizin ilde tefecilik aldı başını gidiyor,hakkım diyerek ihtiyaç sahipleri insanlara yapmadıklarını bırakmadılar,ilinizin mevcut potansiyeli olması gerekenin üstündeyken fakirlik artık istatistiklere yansıtılmayacak derecede çok yüksek. Bakma sen insanların Gülistan Caddesi,3 mevsim ve diğer elit mekanlarda takıldığına hepsi ay sonunu zar zor getiriyor ama şatafat artık ilerleyen bir hastalık seviyesinde siz seversiniz Pierre Cardin’i 😃 yamaları modern sanıyor sizin insanlar beyaz arabaları gösteriş malzemesi bir de bardağın üstüne isimlerini yazıyorlar ya değme keyiflerine,siz daha çayı 4 liraya veren mekanlarda medeniyet şovu yapıyor musunuz?Konuyu dağıtmayalım nerede kalmıştık?Sen neredesin. Her uyandığında evin perdeleri,masa örtüleri,çaydanlık ve içinde 3 gün önce alınmış çiçekler olan vazo sana yabancı gelmiyor mu? Benden gidişini hatırlıyorum. Kaldırım taşlarının dedikodusuna,betonda bile yeşeren o bitkinin umudunu kaybettiğine,çiçeklerin ilk defa güneşe yüz çevirdiğine,trafik lambalarının kararsızlığı, sarının utandığına,kırmızının yandığına ve yeşilin kuruduğuna,sesine tahtırevan olan rüzgarın acımasızca estiğine,yolların yürüyen onlarca insana rağmen ıssızlığına,radyoların ilan-ı uğultularına,boş çukurlar üzerinden yükselen mistik ıslık bağırışlarına,kuş seslerinin bulanıklaşıp kaybolduğuna,gökyüzündeki ayın bir kara delik gibi yeryüzünün bütün huzurunu içine çektiğine şahit olmuştum o gece, o gece o geceyle sınırlı kalmadı. Retrospektif olarak ele aldığımız zaman aşk hikayeleri cümle retoriği ile hep gıpta edilecek merhalede olmuştur ama revaçta olan hep acıdır. Kasvet en yoğun duygudur ve havzasında hep solmuş güller,yarım kalmış mektuplar,damağı kurumuş ağızlar,çölde nöbet bekleyen aşıklar, dağı delenler,zindanda sabır çekenler toplanmıştır. İzahatı günlük cümleler ile sıradan insanlara aksettirilemeyecek derecede ağır ve neticesi sadece vaveyladır. Türküler sadece tüten dumana yakılmıştır, magması ne kulakla dinlenebilir ne de gözle görülebilir,bu yüzden bir elin parmağını geçmez ve artık Fuzuli’ler yoktur yeni bir hikaye yazacak zaten ismini unutturmaya çalışıyorlar Ahmete Xani’nin,kimse bilmiyor Malabadi hikayesini ve Mem u Zin bile bir politika malzemesi. Bizim coğrafya da aşk sadece cellatlara beslenir. Ben sana öğretemedim zatenn sende öğrenmek istemedin. Modern hayatın paçavrası olmak daha cazip gelir sıradan insanlara ve hep mutlu olurlar çünkü gayesiz yaşanan hayatlar anlamsız olur,anlamsızlık ise insana boşluğu reva görür. Mutlusun biliyorum.Yorgunum. Artık baharlar gelse bile kalkıp seninle hayal ettiğimiz o köy yolunu yürüyebileceğimi sanmıyorum. Şimdi sırrımıza vakıf o gittiğimiz manzaralar,kaçak şehirler arası yolculuklar,yazıhane çalışanları ve şehrin girişlerinde ki o komutan abla. Kusura bakma ama sana mutluluklar ve yüzeysel bir mutsuzluk dilemiyorum. Canhıraş bir arayış olsun seninki azılı bir suçlu gibi her kuytu sığınağın ve bütün nefes alışverişlerin korkun olsun ama kusura bakma tamam mı?Neyse kendine iyi bak, Gülzar-ı Gülistan’ından eksik olmasın zemheri kışlar. Senlik bir mevzu değil biliyorsun bizi bizsiz bırakanların izi sanı kalmasın en güzel cehennemi yaşasınlar.Vefasızlık akıbetine zarar verecek canım,minik minik gelmek istediğin yüreğime hayırlsızlığın affedilmeyecek. Çok konuştuk,dinleyenin olmasın inşALLAH.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: