İnsan yaratılış itibariyle sabit kalamaz illa ki hareket halinde olmak durumundadır. Hiçbir şey yapmasa bile temel ihtiyaçlarını görmek adına hareket etmek kaba tabiriyle avlanmak zorundadır.

Yolculuklar bazen bizim isteğimizle bazen sorumluluğumuz gereği olur. Kimi yere gitmek istemeyiz ama gidince çokta severiz. Kimi yereyse gitmek için can atarız, belki de o yer bizim kaçış alanımızdır ama gittiğimizde yaşanmışlıklarımızı da götürebileceğimizi fark etmeyiz. Çünkü insan nereye giderse gitsin kendinden bir şeyler taşır hep yanında. Bazen de gitmeden gitmelerimiz vardır. Uzun bir nefes alışın ardından kendimizi başka memleketlerde bulduğumuz. Sahi nedir bu insanın göç etme arzusu?

Çokça insanda aradığını bulamayınca kendine gelme kararı almıştı Feray. Ivırını zıvırını toplayıp bavulunu alarak çıkmıştı başkalarının ben adlı şehirlerinden. Sahi kendisi farklı mı olacaktı. Aradığını bulabilecek miydi kendinde. Belki de aramazken bulunan güzellik ta kendisiydi. ‘SERENDİPÇE’ diye fısıldadı kendi kendine. Aramazken bulunan güzellik tabi ki de kendisiydi aslında nasılda gözünün önündekini görememişti. Nereden başlayacaktı mesela hiç bilmiyordu, neyi severdi, neleri yapmaktan hoşlanırdı, en sevdiği yemek neydi? Bir keresi kavurmayı yemedi diye ‘sen de buldun da yemek mi seçiyorsun’ demişti annesi. Sahi yemek tercih edilebilen bir şey miydi? Ot gibi yaşıyormuşum da haberim yokmuş diye kendine kızdı Feray. Bu arada gerçekten bu uyanışa varmasına en büyük etken 1+1 minik ama sade güzel evine taşınması olmuştu. Eşyalarını bile daha tam yerleştirememişti. Neyi nereye koyacağını bilmiyordu ki annesi ya da arkadaşı şuraya koy dese daha çabuk bitiverecekti işi. Bir robot gibi her zaman insanların direktiflerine göre yaşarsan olacağı buydu Feray diyerek söylendi kendine. 30 yaşında yaşama sanatları dersi vol 1’e hoş gelmişti. Önce bir meditasyon videosu açtı anne karnına indi yo yoo o kadarda geriye gitmesine gerek yoktu M.Ö’ye gitse daha erken olurdu herhâlde. Buldum dedi kendimi sevmekten başlayacağımm, ya da dur dur önce öz saygımı kazanmalıyım diye hayıflandı. Bugün içinde 100 tane farkındalık videosu izlemişti zaten ve beyni çorbaya dönmüştü yeterince. Çorba demişken acıkmıştı da dolabı açtı ne varsa atıştırıp kendini geçiştirecekti yine. Durdu hayır ya bugün benim hayatımın ilk günü olsun ve istediğim bir şeyi söyleyeyim diyerek internetten bulduğu bir pizzacının numarasını tuşladı, karışık bir pizza siparişi verecekti. Siparişi geldiğinde ayaklarını sıcak su torbasına uzatacak (bu soğukta donmak istemezdi, elektrik faturalarının çok gelmesini de tabi ki:) ilkel yöntemlerle bu kadarı yeterliydi ) battaniyesinin altına girip uzun zamandır izlemek istediği ama her seferinde ertelediği bir filmi açacaktı. Evet kendine taşınmasının ilk günüydü ve bunun tadını çıkarabilirdi. Uzun yıllar kendini ertelemişti nasılsa bu sefer kendi duygularının sahne alma zamanıydı. Pizzasından bir ısırık aldı ne lezzetli gelmişti, herkes için küçük görünen ama kendisi için uzun zamandır yapmadığı 2. planda olduğu bir hayat. Geç bile kalmıştı demeyeceğim çok şeyler öğrenmiş çok hatalar yapıp da bu noktaya gelebilmişti ama iyi ki gelmişti.

Tık tık tık…

Kapı çalıyordu kimdi o birini davet etmemişti ki. Kapıyı araladı usulca, tatlı bir tebessümle içeri davet etti…

‘HOŞ GELDİN KENDİM, BEN DE SENİ BEKLİYORDUM UZUNCA ZAMANDIR.’             

                                                                                                                                                       Müberra KUDU

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: