Ezberleri yerle yeksan edecek bir his hazinesiydi yüreğimdeki, bütün çiçekleri barındırabilirim gönlümde, bütün kuşlara yeterdi nefesim, vuslat uğruna yeryüzünün bütün ordularıyla savaşabilirdi bedenim, herhangi bir vakitte güneş olabilirdi gözlerim, solum denizim ve şiirler okurken meltem estirebilirdim yüzünde, yeryüzünü gülüşünün bir saniyesi için masalsı bir platoya çevirebilirdi kalbimin vesilesiyle beynim, ben ismini tamamlayan her harfe bütün alfabeleri köle ederdim, biliyordum ama sen bilmiyordun…

Dünyalar elimde, coğrafyalar dilimden dökülecek kelimeye pür dikkat, mevsimler birleşirdi, kışlar romantizmimin atmosferi olurdu, yazlar Zümra’mız için hizmet sunardı, salıncaklar kurardı, sonu olmazdı baharların gözlerine bütün renkleri, çiçekleri, nehirleri, petekleri, sincapları, kelebekleri ve bin bir güzelliği hediye ederdi, bozkırlar saz tellerinden sevdamıza türkü yakardı, ormanların uğultusu sevdamızın fısıltısı ile yer değişirdi, yaylaların manzarasının ifadesi için ismimizi kullanırlardı, etrafı bembeyaz bir patikada sıcacık bir Aşkla yürürdük, benimle yürürken ayağının değdiği topraklarda huzur biterdi, can gelirdi dağa taşa, muş ovasının kırmızı gelincikleri karşılardı bizi, sesimizi duyunca sakinleşirdi Çoruh, Karlıova’ya korlar düşerdi, güneşin yürüyüşüne şahit olabilmek için bizi izlerdi Bingöl dağları, üzerini silkeler ayağa kalkardı Mem ve Zin şaşırıp toparlanırdı kızılcık ikram ederdi sevdanın soğuk yüzlü cellatlarına, çiniler dile gelir adımı söylerdi Mecnun’a, mürekkepler utanır, eller titrer ve zindanlar tövbe ederdi yeni bir sevda yazmaya, barındırmaya…

Ay ışığında gökkuşağı çizerdim, dizinin dibine getirirdim kaf dağını, bir bilsen ben bir gülüşüne ne dünyalar feda ederdim, sen hep gül mutlu ol diye dağa taşa şiirler dökerdim, çiçekler bitirirdim, sarılmalar biriktirirdim, çocukluklar edinirdim, özür dilerdim, teşekkür ederdim, çay demlerdim, dizini izlerdim, seyahatler hediye ederdim, biz bizken dünyanın hiç bir yeri bize uzak düşmezdi, yağmurlar dinlerdik, sahiller gezerdik, uçurumlardan eğilir, kanyonlar kat ederdik, sana kendi içimde yeni bir dünya inşa ederdim, nöbet beklerdim gecene gündüzüne, balonlar hediye ederdim yeryüzüne, sen hep gül diye uzak diyarlara kucak dolusu sevgiler taşırdım, insanları barıştırır, haksızlığı yenerdim, seni severdim, çok severdim…ben biliyordum sen bilmiyordun her şeyin harcandığı, yıprandığı, çirkinlikler barındırdığı şu gerçek sayılan dünyada benim sana anlattığım bir hülyalar ülkesindeki Nur-u Sima’nın saniyelik handesiydi o kadar. Benim gerçeklerimde buluşmak dileğiyle…kendine iyi bak.

🤚🌻

Üstadsız Şair

One thought on “18 Aralık 2022”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: