Yem yeşil bir doğanın içerisindeyim. Dev çam ağaçlarının gökyüzü ile selamlaşmalarına şahit olduğum bu gizemli yürüyüş esnasında, sırtımda taşıdığım yüklerimin, bunca yıl anlamsız bir şekilde bana sıkıntıdan başka bir şey katmadığını anlamam için doğanın mucizevi huzurunun içerisinde olmamın yeterli olduğunu hissettiğim bir yürüyüşün ortalarındayım. Güneş, insanların manevi muhteviyatında taşıdığı bizleri yıpratan öfkelere, bencilliklere rağmen, insanlığı sıcaklığı ile sarmaya devam ediyor.

Aslında doğanın sevgisi karşılıksız, dolayısıyla karşılıksız bu sevgi bağının bir dili olsa gerek. Bence bu dilin adı medeniyet, yalnızca doğanın içerisinde olmamız bile mutluluk kapılarının anahtarını sunuyor bizlere, yani tabiat ana ile birlikte olduğumuz her dakika memnuniyet demek.

Huzurun merkezi olan tabiat ananın derinliklerine doğru yavaş adımlar ile ilerlemeye devam ediyorum. Attığım her adım sonrası ayaklarımdan, bedenime uzanan mutluluk ile bezenmiş çimenlerin huzurunu hisseden gönlüm, namütenahi sükûnet ile çam ağaçlarının benzersiz kokusu arasında kalan ruhum, içindeki tüm olumsuzlukları bırakıp artık sert bir rüzgâr gibi kanıma işleyen dinginliğin mutluluğunu haykırmak istiyor bu olağan üstü yeşilliğin içinden sessizce tüm evrene. Bencilliklerimin, öfkelerimin, kibrimin, gururumun, hırslarımın bu çok kuvvetli doğanın senfonisi içerisinde bedenimden kaçarak, vücudumdan ayrıldığını hissediyorum. Tüm bu menfi unsurlar buharlaşırcasına bedenimden gökyüzüne doğru yükseldiğini duyumsuyorum. Ruhumdan sıyrılan tüm olumsuzluklar göğe doğru çıkmaya başlıyor, sonrasında   bir mucizeye tanık oluyorum, gökyüzü bir anda siyah renge bürünen bulutlarla güneşin önünü kesmeye çalışırken, güneş tüm gücü ile beni ısıtmaya, bulutlar ise sırtımda senelerce beni yıpratan olumsuzlukları, tüm bencillikleri, tüm hırsları, tüm korkuları, huzura dönüştürmek için bütün evrene inat kötülükleri yok etmek adına yağmak için mücadele veriyor. Tüm bu olağan üstü hadiseler ruhumun derinliklerinde hissedilirken, bedenimin de yenilendiğini hissediyorum doğanın ciğerlerime sunduğu temiz hava ile.

İşte tamda bu mücadelenin adı medeniyet, her şeye rağmen tüm kinlerimize, bencilliklerimize rağmen doğa bize sevgisini, hoşgörüsünü sunuyor, bizi anlamak, sorunlarımızı çözmek için bizim tüm hücrelerimiz ile yenilemek için mücadele veriyor. Biz ise medeniyetten uzaklaşarak onu korumayı bırakalım yok etmek için çalışıyoruz.

Biz ona ne kadar zarar versek de o bize her zaman kucak açıyor, dolayısıyla doğa bize medeniyeti sunuyor sevgili dostlar. Tüm karamsarlıklarını geride bırakan kalbimin hafiflediğini, doğanın gücü karşısında buhar olmaya mahkûm tüm olumsuzluklar, gökyüzüne yeniden yağmur olup dönmek için, tabiat anadan izin beklediğini yalnızca gökyüzüne bakarak anlayabiliyorum artık. Kara bulutlar belki de bu kırık dökük dünyamızın tekrar tamiri için bir imkân sevgili okurlarım; zira doğamız kendi ürettiğimiz bencillikleri, ihtirasları ve bunlara benzer tüm olumsuzlukları bir mıknatıs gibi kendi içine çekerek gizemli süzgecinden geçiriyor, evet gizemli bir süzgeç, bizim insan olduğumuzu hatırlatan doğanın gücü ile kaplı bir elek. Tüm kötülüklerin yerini iyiliklerle değiştirebilecek bu büyük değişim süreci, doğanın bir nimeti. Kara bulutlar, aslında bizim bencilliklerimiz, onların dünyaya yeniden umut olarak yağmasını sağlayan ise her defasında hunharca, yok olması için farkında olarak veya farkında olmadan yok etmeye çalıştığımız doğamız.

İnsan öfkesini, kibrini, bencilliklerini bir kenara bırakmalı, yalnızca medeniyetin gereklilikleri için çaba sarf etmeli ki, insan diye ifade ettiğimiz varlık gerçekten insan olsun. Dünyamıza öfke değil, sevgi tohumları ekmek için mücadele edelim. 

Yazım devam edecektir…

YAZARÇINAR

Niyet medeniyet 1 …     

Yem yeşil bir doğanın içerisindeyim. Dev çam ağaçlarının gökyüzü ile selamlaşmalarına şahit olduğum bu gizemli yürüyüş esnasında, sırtımda taşıdığım yüklerimin, bunca yıl anlamsız bir şekilde bana sıkıntıdan başka bir şey katmadığını anlamam için doğanın mucizevi huzurunun içerisinde olmamın yeterli olduğunu hissettiğim bir yürüyüşün ortalarındayım. Güneş, insanların manevi muhteviyatında taşıdığı bizleri yıpratan öfkelere, bencilliklere rağmen, insanlığı sıcaklığı ile sarmaya devam ediyor.

Aslında doğanın sevgisi karşılıksız, dolayısıyla karşılıksız bu sevgi bağının bir dili olsa gerek. Bence bu dilin adı medeniyet, yalnızca doğanın içerisinde olmamız bile mutluluk kapılarının anahtarını sunuyor bizlere, yani tabiat ana ile birlikte olduğumuz her dakika memnuniyet demek.

Huzurun merkezi olan tabiat ananın derinliklerine doğru yavaş adımlar ile ilerlemeye devam ediyorum. Attığım her adım sonrası ayaklarımdan, bedenime uzanan mutluluk ile bezenmiş çimenlerin huzurunu hisseden gönlüm, namütenahi sükûnet ile çam ağaçlarının benzersiz kokusu arasında kalan ruhum, içindeki tüm olumsuzlukları bırakıp artık sert bir rüzgâr gibi kanıma işleyen dinginliğin mutluluğunu haykırmak istiyor bu olağan üstü yeşilliğin içinden sessizce tüm evrene. Bencilliklerimin, öfkelerimin, kibrimin, gururumun, hırslarımın bu çok kuvvetli doğanın senfonisi içerisinde bedenimden kaçarak, vücudumdan ayrıldığını hissediyorum. Tüm bu menfi unsurlar buharlaşırcasına bedenimden gökyüzüne doğru yükseldiğini duyumsuyorum. Ruhumdan sıyrılan tüm olumsuzluklar göğe doğru çıkmaya başlıyor, sonrasında   bir mucizeye tanık oluyorum, gökyüzü bir anda siyah renge bürünen bulutlarla güneşin önünü kesmeye çalışırken, güneş tüm gücü ile beni ısıtmaya, bulutlar ise sırtımda senelerce beni yıpratan olumsuzlukları, tüm bencillikleri, tüm hırsları, tüm korkuları, huzura dönüştürmek için bütün evrene inat kötülükleri yok etmek adına yağmak için mücadele veriyor. Tüm bu olağan üstü hadiseler ruhumun derinliklerinde hissedilirken, bedenimin de yenilendiğini hissediyorum doğanın ciğerlerime sunduğu temiz hava ile.

İşte tamda bu mücadelenin adı medeniyet, her şeye rağmen tüm kinlerimize, bencilliklerimize rağmen doğa bize sevgisini, hoşgörüsünü sunuyor, bizi anlamak, sorunlarımızı çözmek için bizim tüm hücrelerimiz ile yenilemek için mücadele veriyor. Biz ise medeniyetten uzaklaşarak onu korumayı bırakalım yok etmek için çalışıyoruz.

Biz ona ne kadar zarar versek de o bize her zaman kucak açıyor, dolayısıyla doğa bize medeniyeti sunuyor sevgili dostlar. Tüm karamsarlıklarını geride bırakan kalbimin hafiflediğini, doğanın gücü karşısında buhar olmaya mahkûm tüm olumsuzluklar, gökyüzüne yeniden yağmur olup dönmek için, tabiat anadan izin beklediğini yalnızca gökyüzüne bakarak anlayabiliyorum artık. Kara bulutlar belki de bu kırık dökük dünyamızın tekrar tamiri için bir imkân sevgili okurlarım; zira doğamız kendi ürettiğimiz bencillikleri, ihtirasları ve bunlara benzer tüm olumsuzlukları bir mıknatıs gibi kendi içine çekerek gizemli süzgecinden geçiriyor, evet gizemli bir süzgeç, bizim insan olduğumuzu hatırlatan doğanın gücü ile kaplı bir elek. Tüm kötülüklerin yerini iyiliklerle değiştirebilecek bu büyük değişim süreci, doğanın bir nimeti. Kara bulutlar, aslında bizim bencilliklerimiz, onların dünyaya yeniden umut olarak yağmasını sağlayan ise her defasında hunharca, yok olması için farkında olarak veya farkında olmadan yok etmeye çalıştığımız doğamız.

İnsan öfkesini, kibrini, bencilliklerini bir kenara bırakmalı, yalnızca medeniyetin gereklilikleri için çaba sarf etmeli ki, insan diye ifade ettiğimiz varlık gerçekten insan olsun. Dünyamıza öfke değil, sevgi tohumları ekmek için mücadele edelim. 

Yazım devam edecektir…

YAZARÇINAR – ÇINAR CAN ÖZYÜREK

Edebiyat

By yazarçınar

Yalnızca yazar. Tüm yazılarımın hakları bana aittir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: