(Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar Romanı’nın devamı niteliğindeki öyküm dur)

Emekli Albay Hüsamettin Tambay, o gece Star Tv’de katıldığı canlı yayında kitabını tanıtma amaçlı bulunuyordu. Hikmet’le hazırladıkları oyunlarda aralarında geçen diyalogları ele aldığı bu kitap medyada çok ses getirmişti. Çünkü Hikmet Benol’un ölümünden sonra hayatta iken yazdığı oyunları insanlara Albay Hüsamettin tanıtmıştı. Hikmet’in ölümünün ardından ona yaptığı bu iyilikten sonra kendi eserini ortaya koymak elbette ki onun da hakkıydı diye düşünürken yayına telefonla katılacak olan bir seyirci Hüsamettin Tambay’ın tüm hayatını alt üst edecekti…
Telefondaki seyirci, Hüsamettin Tambay’ı sahtekârlıkla suçladı. Kendisi, Hüsamettin Tambay ile aynı gecekondu muhitinde senelerce yaşamış olan bir eski komşusuydu. Yayına katılarak Emekli Albay’ın yazdığı kitabın tamamen düzmece olduğunu çünkü sözüm ona oyunlarını yazdıktan sonra balkondan düşerek ölen, öldükten sonra da birçok sanatçı gibi değeri ölümünden sonra anlaşılan Hikmet Benol’un aslında hiçbir zaman var olmadığını, o oyunları da Emekli Albay’ın kendisinin yazdığını iddia ediyordu. Bunu yapmasına gerekçe olarak da Van Gogh, Franz Kafka gibi değerleri öldükten sonra anlaşılan sanatçıların akımından yararlanarak var olmayan bir kimseyi yaratıp, bu hayali kimse üzerinden para kazanmaya çalıştığını göstermişti. Gerçekten de çok şiddetli bir tartışma ortamı doğmuştu. Telefondaki şahıs, açmıştı ağzını yummuştu gözünü. Albay’ı sahtekârlıkla suçluyordu.

Ekran başındaki ve televizyon stüdyosundaki herkes şok içerisindeyken Albay da ne diyeceğini bilemiyordu. Sadece “Bu ne yapmaya çalışıyor ki?” diye geçiriyordu içinden. Hikmet Benol, gerçekti. Senelerce onun evinin orta katında yaşamıştı. Tabii ki bunu çok rahatlıkla ispatlayabilirdi. Evin alt katında oturan Nurhayat Hanım, oğlu Hidayet ile beraber İzmit’e taşınmıştı belki ama mahallede Hikmet Benol’un o evde oturduğuna şahit olan pek çok komşusu vardı. Hepsinden önemlisi Hikmet Benol’un el yazısı ile yazdığı oyun, deneme ve Nurhayat Hanım’ın oğluna askerde iken gönderdiği mektuplar vardı.

Albay Hüsamettin dayanamadı. Sonunda Hikmet Benol’un el yazısıyla yazdığı taslakları, mektupları daha da önemlisi eski karısı Sevgi ile ölmeden önceki son sevgilisi Bilge’yi kanıt olarak sunabileceğini açıkladı. Sunucu da tansiyon yaratarak bir dahaki programa Bilge ve Sevgi Hanım ile beraber el yazılarını da istediğini dile getirdi. Sunucunun ekmeğine yağ sürülmüştü. Bulunmaz bir fırsattı onun için. Kuyruklu yıldız kaymış ve altı ona çarpmıştı.

Ertesi gün kahvaltı bile yapmadan eski muhitinin yolunu tuttu Hüsamettin Tambay. Oradan Hikmet’le ahbaplık edenlerle konuştuktan sonra Bilge’ye geçecekti. İlk olarak Samim’i gördü. Samim’in üzerinde epey bir emeği vardı Hikmet’in. Samim’in hemen hemen bütün ödevlerini, özellikle de Edebiyat-Türkçe ödevlerini Hikmet yapmıştı zamanında.

Samim, sıcak karşıladı Albay’ı. Büyümüş, koca adam olmuştu Samim. Albay, meramını anlattı. Samim ne diyeceğini bilemedi.
-Nasıl anlatsam Hikmet Amca?
-Ne Hikmet’i yavrum? Ben, Emekli Albay Hüsamettin Tambay. Hikmet’in oyunlarını ben bastırdım diye neden bana “Hikmet” diyorsun?
-Hüsamettin Albay’ım nasıl anlatsam sana? Anlamayacaksın ki…
-Neyi anlamayacakmışım?
-Albay’ım bak ne diyeceğim şimdi, benim anlatmamla olmaz bu. Çok uzun. Açıklayamam sana. Senelerce açıklayamadık zaten. Yine açıklayamayacağım. Sen en iyisi Hikmet’in eliyle yazdığı tasvirleri sun o programda haftaya tekrar.
-Tamam, zaten öyle yapacağım. Ama gitmeden Bilge’yi de görmek istiyorum. Sen de benim kafamı iyice karıştırdın ya neyse.
-Sen hiç kurcalama kafanı Hüsamettin Amca. Mahalleden de kimseye bir şey sorma. Hem buralar çok değişti. Kimseyi bulamazsın eskilerden. Bu ikinci köprü sonrası hep yıktılar gecekonduları. Hali vakti yerinde insanlar taşındı buraya hep. Eskilerden birkaç avuç insan kaldık. Kalanların da huyu suyu değişti.
-Bilirim tabii. Bilmem mi? Ben neden göçtüm sanıyorsun buralardan? Ben neden verdim evimi müteahite?
-Sen parayı buldun Hüsamettin Amca. Üstüne bir de şu oyunların geliri… Ohh miss valla.
-Hikmet’im sağ olsun. Giderken bana ciddi bir miras bıraktı da gitti. Hayır, sadece maddi kısmı da değil. Çok değerli bir miras bu Hikmet’imden gelecek tüm nesillere. Yoksa para dediğin nedir ki? Avucunun kiri. Biz bugün varız, yarın yokuz. Ama bu miras hep var olacak. Nesiller birbirine aktaracak.
-Neyse, Hüsamettin Amca sen dediğim gibi yap. Seni geçireyim. Benim de işe gitmem lazım.
-Nerede bulurum bu Bilge’yi?
-Bulamazsın Hüsamettin Amca, o Ankara’ya taşındı.
-Peki Sevgi’yi?
-O da sizlere ömür…
-Neyse, muhtemelen el yazısıyla yazdığı oyunlar şimdilik yetecektir. Olmazsa nüfusa da giderim. Sonuçta emekli albayım. Oraya da uzanır kolum. Kütüğünü, kimliğini çıkartırım Hikmet’in.


Ertesi hafta elinde Hikmet’in el yazısıyla yazdığı birkaç nüsha ile canlı yayına katıldı Hüsamettin Tambay. Onu suçlayan eski komşusu da karşısındaydı. Sunucu, nüshaları inceledi ve kameraya gösterdi. Ardından Hüsamettin Tambay’ın bir kâğıda bir şeyler yazmasını istedi. Sunucu kamerada iki nüshayı yan yana tuttuğu anda açıkça belli oluyordu ki iki el yazısı da aynı kişiye aitti…

Hüsamettin Tambay, bu olanlardan hiçbir şey anlayamıyordu. Nasıl olabilirdi? O el yazıları kendisine değil rahmetli Hikmet Benol’a aitti. Bazı oyunları beraber yazsalar da o oyunların çoğunu Hikmet yazmıştı ama nasıl oluyordu da kendi el yazısı ile Hikmet’in el yazısı aynı oluyordu?

Ertesi sabah derhal nüfus müdürlüğünde tanıdığı olabilecek eski bir mesai arkadaşının yanına uğradı. Eski dostu Emekli Albay Hurşit Yıldırım, onun sırtını sıvazladı ve “Bakarız tabii.” dedi. İçinden de aynen şöyle geçirdi: Bu yüzden malulen emekliye ayrıldı ama emekliliğinden sonra da senelerce kurtulamadı şu illet hastalığından…

Nüfus dairesine baktırtacağına söz vermişti Hurşit Yıldırım… Vermişti vermesine de Hikmet Benol isminde birinin nüfus kayıtlarında hiçbir zaman var olmadığını, Hikmet’in de senelerce yarattığı kişiliklerinden sadece birisi olduğunu Hüsamettin Tambay’a nasıl açıklayacaktı

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: