Bir Şiir ” İnşallah Bu Da Geçer” Gülümsememle Tahlil Ve Analiz

GİRİŞ

Bugün klavyenin başına çok sevdiğim şair kardeşim Nuri kardeşimin bu şiir ile geçtim. Hani bazen oturuşunda şiir yazmak istersin yazamaz kalırsın, işte onu yazarken bayağı güzel şiir olmuş ve sızlanması boşa gitmiş enfes bir şiir olmuş. Şair bu ya her anı değerlendirir Rabbim yardımıyla şiir düşünürken yazmayı, şiir yazılmış olur.

İnşallah Bu Da Geçer

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki?

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor

Aylak aylak gezerken pazara mı geldim ki?

Her taraf meyve dolu ama ağzım tatmıyor.

Şiirler bana küskün çıkmıyor hiç ses, seda

Ayrılık mı görünür diyeyim mi “elveda?”

Kardeşim ne oldu bana dostlar diye sorarken, nazara mı geldiğini söylerken galiba şiir yazıp bitirdiğinden haberi yok sanki bazen böyle çok olur. Ne kadar zorlansam derken zorlanmana bak gerek yok şiir olmuş, elin bal gibide şiir gibi de kalem tutuyor. Duygular hisler coşmuş bu kadar yeise düşerken. Şair aylak aylak gezmez, aylakların pazarına girmez yaklaşmaz bilirsin. Şiirler neden sana küskün olsun ki bak dile gelmiş şakıyor bülbül gibi mısralarında, eğer sesi sedası çıkmayan şiirse bu ise, ben hiçbir şey bilmiyorum anlamıyorum! Ayrılık göründüğünde her zaman elveda de ona gelmesin kapına kapımıza kardeşim.

“Şiirin somut ve duyumsanabilir ögeleri ses ve imgedir ama dilin işlevleri arasında soyut düşünceyi iletmek de vardır. Genellikle şiir, dilin soyut ve kavramsal özelliklerini geri plana iten bir sanat türü olarak görülür. Bu nedenle şiirin ses ve imge ögelerinin öne çıktığı, düşünce boyutunun arka plana atıldığı öne sürülebilir. Şiir, dilin dokusunu yoğunlaştırma, onu görünür kılma çabası olarak da tanımlanır. Şiir sadece beş duyudan alınan izlenimlerin sanatsal bir dönüşüme uğratılarak dışa vurulması değildir. Aynı zamanda şiir, bir düşünme eylemini gerekli kılar. Hem şiirin oluşumunda hem de iletiminde bir fikrî arka plan olabilir. Kimi şairler işitsel ve görsel imgelere ağırlık verirken kimi şairler de şiirin düşünce boyutuyla ilgilidirler. İnsanın kendi iç dünyasına hâkim olması çok güçlü bir farkındalığının olması ile mümkün olmaktadır. Farkında olmak dediğimiz kavram ise duvar saatindeki saniyenin her geçişindeki sesler gibi insanın duygularının farkında olmasından ileri gelmektedir. Nasıl her saniyenin zamanda ayrı bir önemi varsa, insanın sevgi, kızgınlık, acıma, empati gibi duygu geçişlerine hakim olması ve bu durumları yazıya dökmesi ile mümkün olur. Alıntıdır”

Kardeşimin şiiri ile devam edelim.

Bin senelik yol oldu kâğıt kalem arası

Sanki on okka çeker (a) harfinin darası

Galiba beni buldu fırtınası borası

Sükûneti beklerim ama hışmı bitmiyor.

Rüzgâr delice esti hepten döndü tufana

Her şey birden savruldu tozu kaldı harmana.

Kardeşim şiirsiz geçen yazmadan geçen her anı, bir sene gibi görüyor oysa şimdi yazdın ve astın ben zevkle okudum ve az tahlil analiz yapıyorum sayılırsa tabiii… Sanki on okka çeker bir harfin darası kendisi de değil darası! Mükemmel bir betimleme anlatı! Sanki o bir anlık ayrılık şaire kardeşime boran fırtınasına düşmüş gibi geliyor, haklıdır şairdir bu her an her duyguyu hissederek yaşar çünkü içinde yaşıyor şair. Sükûneti beklerken acele haliyle hışım diyerek büyüterek halini ortaya döküyor. Sanki içinde rüzgâr eser döner tufana çok güzel anlatım şekli hayranım kardeşime. Her şeyi rüzgâr içimden savurdu tozu kaldı harmana!

“Gelelim güzel, etkileyici ve vurucu şiirin ikinci özelliği olan kullanılan dile hâkim olma meselesine… Dil doğada insanla birlikte kendiliğinden oluşan, gelişen, büyüyen ve güçlenen bir olgu olarak tanımlanabilir. Tanımda geçen gelişme ve büyüme dilin mayasıdır. Dil ne kadar iyi bir ortamda, etkileşimle büyürse mayası da o kadar sağlam olur. Alıntıdır” Kardeşimin şiirinde bu mevcuttur tam on ikiden vurmuştur diyebilirim!

GELİŞME

Hangisine başlasam hiç gerisi gelmez ki…

Mısra mısraya küsmüş yanında yer almaz ki…

Mana yüzeyde durur hiç derine dalmaz ki…

Kalem aşka gelip de şöyle keyif çatmıyor.

Ne oldu böyle bana köreldi bütün hisler?

Her satırın üstünü bürümüş koyu sisler.

Şair heyecanlıdır yazmak ve hemen asmak ister şiirini gönüllerin sarayına, haklıdır şairlik böyledir çoğu zaman. Yazmaya başlarsın gerisi gelmez! Mısra mısraya küsmüş yanında yer almaz ki haklısın kardeşim bazen bakarsın etrafına anlatmak istediğini anlatamazsın kalırsın öylesine saatlerce kifayetsiz manasız anlamsız! Mana yaşayınca yüzeyden derine dalmaz demiş bak iner kardeşim dalmışsın derine en dibe. Ah o hisler ki sanki üzerinde oynama değiştirme yetkimiz varmış gibi, mutlu hissi, mutsuzlukla dolu hisle değiştiririz ne gerek var? Her satırın üstünü bürümüş koyu hisler. Ne gereği var ki anlaşılmazdır insan anlaşılmaz! Böyle olunca da kardeşim güzel söylemiş. İşte kardeşim buradan sonra yeise düşerek sanki şiirini ilk başta buraya gelene kadar bunu anlatıyor sanki.

“Gayret “derim başlarım sonra ellerim durur

Sanki biri arkadan ruhuma tokat vurur

Fikir döner çöllere beyitler birden kurur

Us, neden ortalığı birbirine katmıyor.

Sanki biraz yaşlandık yılların izi düştü

Gitti bahar mevsimi ömrümün güzü düştü.

ANA BABA KONUSU

Ana konusu şair hisleri duyguları ve yazamadıkları. Baba konusuna gelince baba işten eve dönünce sorarız.

“İyi bir şiirin bence olmazsa olmazı iyi bir gözlemci olmaktır. İçinde yaşadığı çevreyi iyi bir şekilde gözlemlemek demek; ‘toplumsal olayları (göç, soykırım, ekonomik kriz, halk zaferleri vs.), insanları gözlemlemek ve doğayı gözlemlemek; su seslerini, ağaç dallarının yapraklarından çıkan sesleri’ beş duyu organını ve duygu dünyasını açmaktır… Tüm bunları yapan birisinin eline kâğıt kalem verdiğinizde ya da o insanı dinlemeye başladığınızda şiirsel bir anlatımla karşılaşmanız mümkün olacaktır. Çünkü yazının başında da anlattığım gibi o kişi az sözle size çok şey anlatma yolunda uzunca bir mesafe kat etmiştir; hafızası doludur, gözlem torbasından duygular, tahliller taşar. İçinde yaşadığı toplumun durumunu ancak böyle anlatır. Alıntıdır” Kardeşim tüm bunları şiirinde ortaya koymuş.

YAZAMAMAK

Sis vardı denizde,

Tepelerde, evimizin üstünde.

Bahçede yapraklar buğulu,

Su akıyordu demir parmaklıktan,

El değince

Ağaçlar puslu…

Sıcaktı gözleri kadının,

Elleri yanıyordu,

Ayakları buz gibi soğuktu.

Denizin üstünde sis vardı.

Ben yazamamaktan kudurmuş

Tırnaklarımı yiyordum.

Kadın geriniyordu

Kafamda

Ve denizde

Sis vardı.

Sabah,

Mayıs sabahı,

Aklıma hiçbir şey gelmiyordu.

Vapura binseydim

Zımba sesi duyacaktım.

Zımba,

Rumba da rumba dedik.

Bir adam gazete okuyor,

Bir kadın örgü örüyor.

Denizde sis vardı.

Sabah,

Mayıs sabahı.

Bilet zımbalıyor biletçi.

Çay kahve beyler,

Kahve çay var,

Çay kahve beyler.

(Yayımlanmamış Şiirler)

 Sait Faik Abasıyanık
(1906 – 1954)

SONUÇ

Cümleler hepten koşar kaçmak için kapıya

Heceler isyan eder temel olmaz yapıya

İmza mı atamam ki böyle çürük yapıya

Yazsam bile şu gönül şiir zevki tatmıyor.

Ben beğenmezsem eğer nasıl beğensin eller

Lale, sümbül perişan uçup gitti bülbüller.

Nuri Baş

Cümleler hepten koşar kaçmak için kapıya yakalaması pek zordur. Heceler isyan eder temel olmaz yapıya, yapıyı yeniden inşa etmek pek zordur toplum el le vermedikçe haklısın kardeşim. İmza mı atamam ki böyle çürük yapıya, aynen kardeşime gönülden katılıyoruz zaten bunun sancısını çekiyoruz. Yazsam bile şu gönül şiir zevki tatmıyor. Ben beğenmezsem eğer nasıl beğensin eller. Lale, sümbül perişan uçup gitti bülbüller, geri gelir yeniden açan güllerin başına bülbüller temennimiz budur kardeşim seninle birlikte…

ŞİİRDE AHENK UNSURLARI

ÖLÇÜ VEZİN

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki?  7+7 14 LÜ HECE ÖLÇÜSÜ       a

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor             “                                     b

Aylak aylak gezerken pazara mı geldim ki?               “                                     a

Her taraf meyve dolu ama ağzım tatmıyor.              “                                     b

Şiirler bana küskün çıkmıyor hiç ses, seda                “                                     c

Ayrılık mı görünür diyeyim mi “elveda?”                  “                                      c

GİZLİ ÖZNE

Bazen yazamamanın anlatamamanın sancısı.

AÇIK ÖZNE

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki? 

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor

SAKLI ÖZNE

Şairin kendisi

KENDİNİ GİZLEMİŞ ÖZNE

Kifayetsizlik diyebilirim.

SİZE NE BEN GİZLENİRİM ORTAYA ÇIKMAM DİYEN ÖZNE

Kalem aşka gelip de şöyle keyif çatmıyor.

Kalem seninle beraber gönlündekini hisseder ve yazar o nedenle etrafındaki her şey güzel düzgün iyi ve güzel olmayınca kalemde yazamıyor sende bir şeyler hissetmeyince.

YÜKLEM BEN ÖZNE İLE MANA DOLUYUM ÖZNESİZ OLMAM ÖNCE ÖZNEYİ BULUN DİYEN YÜKLEM

Aramak bulmak gerek bunu da sizlere bırakıyorum.

BANA YÜKLENMEYİN YÜKÜM AĞIR OLUR DİYEN YÜKLEM

Şairin iç de ki sancısıdır.

YÜKLEMİN YÜKLE YÜKLENMESİYLE ÖZNENİN KENDİ YÜKÜNÜ HAFİFLETMESİNİ İSTEYEN YÜKLEM

Elbette ki toplumdur bireyin kendisidir.

SÖZDE ÖZNE

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki?

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor

GERÇEK ÖZNE:

Cümlede işi yapan ya da durumu üzerine alan kişinin-varlığın açıkça belli olduğu yani etken çatılı öznelerdir.

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki?

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor

NESNE

Nesne, cümle içinde öznenin yaptığı ifade edilen işten etkilenen ögedir. Nesneleri bulmak için yükleme “ne, neyi, kimi” sorularını yöneltmeliyiz.

Ne oldu bana dostlar nazara mı geldim ki? Kime ne oldu ki? Şaire olan oldu kifayetsiz kaldı neden? Gördüklerini yaşananları anlatmak o kadar zor ki anlatılsa da anlaşılmıyor…

Ne kadar zorlasam da elim kalem tutmuyor. Neden zorlanıyor? Yazamadıklarında. Neden Ne için? Kifayetsiz kaldığından dolayı…

KAFİYE

Şiirde ahengi sağlayan diğer önemli unsur ise kafiyedir. Kafiyeli olan şiirler oldukça başarılı olmaktadır. Kafiye yapmak in belirli kurallar vardır. Şiirde bu kurallara uymak önemlidir.
Dizelerin sonunda görülen bu ses olayında kelimelerin yazılışları ve okunuşları aynı olabilir ancak anlamları ve görevleri farklıdır. Ayrıca kafiyenin diğer ismi ise uyak olarak bilinmektedir.

Ne oldu bana dostlar nazara mı    / geldim ki? 

Ne kadar zorlasam da elim kalem  /tutmuyor           

Aylak aylak gezerken pazara mı     /geldim ki?              

Her taraf meyve dolu ama ağzım   /tatmıyor.             

Şiirler bana küskün çıkmıyor hiç ses,   / seda               

Ayrılık mı görünür diyeyim mi          /”elveda?”               

YARIM KAFİYE

Dize sonlarındaki bir ses (harf) benzerliği ile oluşturulan uyaklara “yarım uyak” denir.

TAM KAFİYE

Dize sonlarındaki iki ses (harf) benzerliğine “tam uyak” denir. Tam uyak, tam ses değerindedir


Seda

Veda

ZENGİN KAFİYE

Dize sonlarındaki ses benzerliği tam uyaktan daha çoktur. Yani en az üç ses benzerliği olan uyak türlerine “zengin uyak” denir. Birbirine benzeyen seslerin sıralanışında herhangi bir kural yoktur. Benzer ses sayısı üçü geçince uyumda zenginleşme derecesi artmaktadır.

Ne oldu bana dostlar nazara mı    /     gel-di- ki? 

Ne kadar zorlasam da elim kalem  /    tut-mu-yor           

Aylak aylak gezerken pazara mı     /     gel-dim- ki?              

Her taraf meyve dolu ama ağzım   /     tat-mı-yor.             

REDİF

Mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin ya da anlamları aynı olan kelimelerin tekrarlanmasına “redif” denir. Redifte kafiye aranmaz. Böyle durumlarda rediften önceki söz veya söz parçalarında kafiye aranır. Redifler daima dizenin en sonunda bulunur, yani kafiyeden sonra gelir. Bazı şiirlerde kafiye bulunmayabilir ama redif olabilir.
Ek İle Yapılan Redif: Eş görevli eklerin tekrarlanmasıyla oluşan rediflerdir. Türkçedeki yapım ve çekim ekleri kavranmadan, ek hâlindeki redifleri anlamak, bulmak çok zordur. Eklerle yapılan rediflerde görev ve anlam birliği aranır. Eklerin yazılışlarda ise ünlü uyumlarından kaynaklanan ufak tefek bazı değişiklikler olabilir. Bir de, karşılaştırılan bütün eklerin aynı türden olması gerekir. Ayrıca redif kafiyeden sonra gelir ve eklerde aranır.

izi /   düştü

güzü/ düştü.

Düz Uyak (Kafiye)
Bir dörtlükte birinci dize ile ikinci dizenin kendi arasında, üçüncü dize ile de dördüncü dizenin kendi arasında kafiyeli olmasına “düz uyak (kafiye) denir. Şiir beyitlerden oluşuyorsa her beytin kendi arasında kafiyeli olmasına “düz kafiye” denir. Dörtlüklerde “aabb”, “aaaa”, “aaab”; beyitlerde ise “aa, bb, cc…” şeklinde gösterilir.

Kardeşime bu güzel şiirinden dolayı tebrikler ederim, başka bir şiirde görüşmek üzere selamlarımla.

Mehmet Aluç

Reklamlar

By mehmet

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: