Uzun zaman olmuştu yanına gitmeyeli, Kahramanmaraş’ın tam karşısında, mağrur ve dik durur tepenin yamacında, eteklerinde, insandan sel gibi, görücüsü gelir. Vakit namazlarını orada eda ederler, memleketin, vefalı, vefasız. İnsanları, yıllar önce, atalarımız vefasızlık göstermiş ama biz torunları sahip çıkalım ve çıkmaya çalışalım. Bu kadim kentin özel velisidir. Savaşta yaralanmış, namazını eda etmek için bizim insanlardan, yardım dilenmiştir, bizimkiler her zaman ki gibi kulak asmayınca;- yetiş ya Aksu, yetiş ya kumaşır diye seslenince, imdadına, Aksu çayı yetişmiştir. Abdestini almış ve oracıkta şehit düşmüştür. İşte böyle bir neslin evladı olarak biz atalarımız gibi yapmayacağız ve yapmıyoruz da! İnsan, düşküne yardım eder. İnsan kapısına gelene bir tas su verir. Alimi de zalimi de iyi bilmeliyiz. Neyse, namazımı eda edip etraftaki mezarlara bakıyorum, mezarların üzerine su döküyorum. Manzarayı seyrediyorum. Oradan kadim kente bakıyorum. Nice imparatorluklar, nice insanlar buradan gelip geçmiş diyorum. Kimisi, bu topraklardan su içmiş, kimisi buradan geçerken, ruhunu teslim etmiş, kimisi alim, kimisi zalim olmuş. Velhasıl kelam. Bu toprakların şairi, yazarı edebiyatçısı, düşünürü, her şey var. Boşuna denilmiyor. Edebiyatın başkenti, kadim şehrim Kahramanmaraş. Şehrimi övmüyorum! Övmeyi de, övülmeyi de sevmem! Ben neysem, şehrimde, neyse odur. Aklımdan böyle düşünceler, geçiyor gidiyor. Düşünceler, birbirini kovalıyor, oradan ayrılıyorum. Ana Yola iniyorum oradan ayrılmanın hüznünü yaşıyorum, sonuçta huzuru mahşer, huzuru atiye doğru gidiyorum. Bir yanım sevinç, bir yanım hüzün böylece geliyorum. Ve çocuğum beni karşılıyor: – Baba…baba, neredesin sen, demesi aklımdaki düşünceleri, unutturup gidiyor. Böylelikle, bu günümüzde böylece bitiyor. Sağlıkla afiyetle iyi hafta sonları dilerim

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: