Bütün hikâye trene bindiği anda başlamıştı. Dışarıda yağmur yağıyor. Ben İstanbul – Halkalı tren istasyonundan trene bindim. Vagonlar sıcacık. Kafamı cama doğru çevirip tren yolculuğumun keyfini çıkartıyordum. Yolculuğum Sirkeci tren garında son bulacaktı. Trenden inip Eminönü tarafına doğru yürüyecektim. Oradan da 14:30 Adalar vapuruna binip, günün güzelliğini çıkartacaktım. Tek başına vapur gezintisi de çok eğlenceli olur. Elimde simit bir yandan vapurun etrafında dolaşan Martılarla paylaşıyorum. Bir yandan da çay – simit keyfi yapıyordum. Bazen martılarla dertleşerek iç huzurumu yakalıyordum. Martıların dili olsa da birlikte yaşadığımız anıları anlatsa. Her zaman martılar gibi özgür olmak istemişimdir. Gerçi şu anda da özgürüm… Ama… Ama işte özgür olsam ne olacak ki beni seven bir sevgilim bile yok… Ta ki Florya tren istasyonundan uzun boylu, ince belli, kumral bir kadın binene kadar. Trene bindiği gibi göz göze gelmiştik. Gözlerinin rengi beni benden almıştı. Öyle etkileyici bir bakışı vardı ki kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Kadın, şaşkın şaşkın bakışlarımı fark etmişti ki gülümsedi. Yan tarafımda olan boş koltuğa oturdu. Ben de kafamı cama doğru çevirdim. Camdan yolu izlediğim sırada yansımadan kadını görebildiğimi fark ettim. Dışarısını izlermişçesine kadının güzelliğini izliyordum. Kadın İstanbul’un yabancısıydı. Telefonunu çıkarttı. Gideceği yerin konumunu açtı. Nasıl gideceğini bulmaya çalışıyordu. Sanırım teknolojiyle arası iyi değildi. Telefonu kapattı. Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Gideceği yeri sordu. Ben de gideceği yeri tarif ettim. Yolu tarif ettiğim sırada gözleri gözlerimin içine doğru bakıyordu. Adeta bana âşık olmuş gibiydi. Karşılıklı pozitif enerjimizi hissetmiştik. İçimdeki his doğru kişi bu kişi olduğunu söylüyordu. İçimdeki hissi dinledim. Cesaretimi toparladım. Kadına yolu tarif etmeyi bıraktım. Aynı yere gideceğimizi söyledim. Kadın çok mutlu olmuştu. Ondaki mutluluğu görünce “eğer yanlış anlamazsanız gideceğiniz yere kadar size eşlik edebilirim” dedim. Kadın gülümseyerek teklifimi kabul etmişti.

      Tren Sirkeci garına varmıştı. Trenden indik. Gardan çıkışımızı yaptık. Karaköy tarafına yürümeye başladık. Oradan da Taksim İstiklale gidecektik. Eminönü Adalar iskelesine yaklaştık. Saat 14:20 geçiyordu. Kadına gezmek için vakti olup olmadığını sordum. O da vakti olduğunu söylediğinde Adaları şimdi gezebilir miyiz? Diye sordum. Kadın, adalara hiç gitmediğini ve çok merak ettiğini söyledi. Ardından adaları gezme teklifimi kabul etti. 14:30 vapuruna binmek için iskeleye giriş yaptık. Vapura binmek için kapılar açılmıştı. Yağan yağmuru aldırış etmeden en üst kata çıkmıştık. Yağmur öyle bir güzel yağıyordu ki ortamımızı daha çok romantikleştirmişti. Bir yandan da vapurun etrafında uçuşan martıların çıkardığı sesleri dinleriz. Bir yandan da onların gökyüzünde süzülüşünü izleriz. Heybeli adaya geldik. Heybeli adasından binen simitçi abi yanımıza geldi. Ben her zaman ki gibi kendimi tutamayıp beş adet simit almıştım. Kadınla birlikte martılara simit atarak eğlenmeye başlamıştık. Eğlencenin sırasında kadın simit atmayı bırakıp bana doğru döndü. Gözlerimi kapatmamı istedi. Bende nedenini sordum. O da terapi çalışması gibi bir şey yapacağını söyleyerek beni inandırmıştı. Ben gözlerimi kapattım. Kadın duygusal romantik sözlere giriş yaparak bir şeyler anlatmaya başladı. Sözlerini bitirdi. Gözlerimi tam açacağım sırada açmamı engelledi. Sessizliği dinlememi istedi. Bende gözlerimi kapatmış bir şekilde ortamın sessizliğini dinliyordum. Sadece denizin dalga sesleri ve martıların sesleri vardı. Huzurun sesini dinlediğim sırada dudaklarımda kadının dudaklarını hissettim. Öyle ateşli öpüyordu ki beni benden aldı… İşte bu andan itibaren Sükûnet-i aşk hikayemiz başlamıştı… Ben hayatımın ilk aşkını bulmuştum. Belki de yanılıyor olabilirim de. Ama hiçbir önemi yoktu. Çünkü yüreğimde silinmeyen bir iz bırakmıştı bile… ELVEDA RUHUMU OKŞAYAN GÜZEL KADIN…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: